KARİKATÜR ve MİZAH
CARTOON and HUMOUR
İnsanoğlu varolduğundan bu yana farkında ya da değil sorunlarla kuşatılmış olarak yaşıyor.
Bakıldığında, sorun yaratmaktan kazananlar var, sorunun kendisi olmaktan kazananlar var, sorununun içinde olmaktan kazananlar, sorunun çözümünden kazananlar var.
Bu sorunları anlatmaktan, duyurmaktan, yansıtmaktan kazananlar var, sorunları sorgulamaktan kazananlar var, sorun mu var deyip kazananlar var.
Sorunun varolduğu yerde mizah da vardır. Çelişkiler sonucu ortaya çıkan soruna el koyar, bu çelişkilerden yararlanarak, kendi yöntemleriyle sorgular. Yukarıda söz ettiğimiz gibi soruna ilişkin olayları, kişileri, kurumları şakayla, alay ederek, hicvederek sorunun gerçek nedenlerini irdeler.
Mizah gibi, nerede sorun varsa orada karikatür de vardır. O da çizgisel anlatımıyla mizah yaparak sorunların üstüne gider.
Karikatür, sorunların gerçek nedenlerini ortaya koyarken kendi yöntemlerini kullanır. Sorunlara, insanlığın daha güzel bir dünya ortamında, daha iyi koşullarda yaşamasını amaçlayan bir görüşle bakar ve sorunları bu bakışla eleştirir.
Çarpıtılarak kendisine yansıtılan sorunlarına insanın yabancılaşmamasını, kendi sorunlarına sahip çıkmasını önerir.
Karikatür mizahi çizgiyle mizah yapmak diye tanımlanır. Karikatürün hem çizgisinde, hem de içeriğinde mizah vardır. Mizah ögelerini olduğu gibi kullanmaz, çizgiyle anlatılacak biçimde yeniden oluşturur. Modern karikatür bir fıkrayı, bir hicvi olduğu gibi alıp çizgilemez.
Örneğin, bildik bir fıkrada, tarlada çalışan babaya yardım eden çocuğu gökyüzünü gösterip “Babaa uçak geçiyor!” diye bağırır. Baba cevap verir “Elleme geçsin”.
Gökyüzünde uçan bir uçak, bir baba, bir çocuk çizip, babayla çocuğun üstlerine konuşma balonları koyarak bu fıkrayı çizgiliyebirsiniz.
Piyasa karikatürlerine baktığınızda bu örneğe çokça rastlayabilir, bir karikatür okudum(!) çok komikti diyebilirsiniz.
Yine bilinen bir karikatürde karikatürcü, gökteki uçağa sapanla taş atan bir çocuğa yapmaması için elleri havada bağırıp, kızan bir baba çizmiş.
Bu karikatürde hiç yazı yok, evrensel bir dil olan çizgi diliyle mizah yapıyor. Ancak çizgileri okuyarak karikatürün mizahını kavrayabilirsiniz.
Her aydının olduğu gibi her karikatürcünün görevi de yaptıklarıyla, yaratılarıyla insanları kendi kültür düzeyine çekmektir. Onların kültür düzeyine uygun işlerle onlara yaranmak, hak etmedikleri konumda oyalamak değildir.
Bu nedenle, karikatür gerçeği çıplak çizmektir, kimileri için sorun olsa bile.
Mankind has always been surrounded by problems since its existence, either it is aware of this fact or not.
We see there are those who earn by creatina troubles, those who earn by being the troublemaker, those being in the problem, those who earn by solving the problem. There are those who earn by telling, announcing, who earn byreflection on the problem, those who earn by questioning and those who earn by asking “is there a problem?”
Where there is a problem, humour exists. It deals with problems emerging from conflicts, and questions using his own methods by getting the benefit of these.
It analyzes the real causes of problems stated above by relating to events, people, institutions in a humorous, satirical and witty way.
Like humour there exists cartoon when there is a problem. By using the line, it attacks the problem.
Cartoon uses its own method, while it puts down the real causes of problems. It considers problems to aim at providing a better environment and conditions for mankind and criticizes the problems.
It suggests dealing with the problems that are mispresented to mankind without feeling alienated.
Cartoon is defined as producing humour using the humorous line. There is humour both in its line and its content. Humour does not use its elements as they are but reforms them to explain using the line.
Modern cartoon cannot draw a joke or a satire as it is.
For instance, in a well–known joke, the child who helps his father in the field by pointing at the sky shouts. “Dad, Look there is a plane passing by”. The father responds: “Don’t touch, let it go!”
You can draw this using a plane, a father, a child image and put speech bubbles next to the father and the child.
When you have a look at cartoons in the market, you can come across with this example quite frequently and may say it was really funny.
In this known cartoon, the cartoonist has drawn an angry father who shouts at a child that throws a stone to a plane using a sling up in the sky.
There is no caption in this cartoon, and produces humour using the international language “the line”. You can only understand the cartoon by reading the lines.
As each cartoonist does, the aim of a cartoonist with her/his product is to attract people to his/her own level.
That’s why, cultural cartoon is to draw as it means even though it is a problem for some.
Karikatürist çizgiyle düşünen, düşündüğünü çizgiyle izleyiciye ulaştıran kişidir.
Mizah (humour), çizginin eğilimindedir. Mizahla yüklü grafiğin yazısız olması, onu sanatsal yönden değerlendireceği gibi, uluslararası bir dile de ulaştırır.
20. yüzyıl, işlevlerinin bilincinde sanatçılar yetiştirdi. Bunların eserleri ne resme benzeyen karikatürdür, ne de karikatürize edilmiş resimlerdir. Bunlar yalnızca karikatürdür. Yani “grafik mizah”tır. Geçmişin karikatüristi, daha çok ahlak sorunlarıyla ilgiliydi. Günümüzün karikatürcüsü dünyamızı değiştirmek, dünyamızı değiştirmek, dünyamızda gerekli olan değişiklikleri gerçekleştirmek amacıyla savaşım vermek zorundadır. Tüm insanların eşitliğinden, doğrudan, iyiden yana bir değişim için savaşım...
Karikatürün hammaddesi insandır. Toplumları, kişileri oldukları gibi görmek, çelişkilerini, yanlışlarını gerçeklerden uzaklaşmadan değerlendirdikten sonra eleştirmektir. Evrensel çelişkinin diyalektiğindeki insan çelişkisi, çizgiyle mizahın hammaddesidir.
Sanatçı, yakaladığı çelişkileri, yanlışları kendine özgü bir biçimde yorumlamalı, eleştirisini, esprisini, yine kendine özgü çizgiyle izleyene ulaştırmalıdır. Yazı, espri çizginin içinde, eğiliminde olmalıdır. Bu koşullar, günümüzün modern mizahının içerdiği koşullardır ki, bence en büyük basın karikatürü ekolü bu koşullara en fazla uyum sağlayabilen yapıtlardır.
The cartoonist is the one who thinks using the line and gets his message across to the spectator using the line.
Humour is in the tendency to the line. A graphic full of humour with no words can evaluate it from the point of arts and enables it to be an international language.
The 20th century have trained artists who are aware of their functions. Their works are neither cartoons resembling paintings nor paintings caricaturized. These are only cartoons. That is, humour graphics. Cartoonists in the past dealt with moral issues. Today cartoonists have to fight for changing our world, and making changes in the world themselves. A type of struggle that is for equality, the right and the good.
The raw material of cartoon is human. It criticizes after evaluating societies, individuals as they are, their conflicts, mistakes without being away from reality. Human conflict in universal dialectic conflict is the raw material of humour and the line.
The artist should comment on these
conflicts and mistakes in his own way and should get his message across to the
spectator using his own line. The caption, the wit should be in
the line. These
are the conditions that modern humour has and I guess the ecole of media culture
has adapted itself most to these conditions.
Tanımıyla (resimli komik fıkra, komik bir durumu tasvir eden çizim) karikatür mizah anlamına gelir. Fakat canlandırılmış çizgi film ya da macera, fantezi ya da romantik hikayeler anlatan resimli çizgi dizilerin arasında bulunduğu bazı karikatürlerin komik olma niyeti yoktur; buna rağmen karikatür kelimesi kullanıldığında, akla mizah gelir.
Karikatür olmamalarına rağmen, ilkçağlardaki tablolar ve çizimlerin birçok mizahi yanları vardı. Hatshepsut’sun hükümdarlığında (15. yüzyıl) Mısırlı bir kraliçenin aşırı yüklenmiş bir katır üzerine otururken oluşan kat kat vücudu ve sarkan göğüslerini gösteren tasviri, Japonya’da bin yıldan daha fazla bir süre önce yellenme yarışmaları ve Piskopos Tobanın erkeklik organı üzerine bir tomar kağıtları, Frans’nın el yazması ve kitaplarındaki süslenmiş harflerdeki komik ögeler 10–12’nci yüzyıl arasında; Vinci’nin karikatürleri, Pieter Bruegel’in 16. yüzyıl Hollandasının halka mal olan komik çizimleri, Batı Ukrayna’nın 16’ncı yüzyıl sosyal hicivden esinlenerek yapılmış dini tabloları, Japonya’nın gravürleri, Hindistan’ın Kalighat yergi çizimleri, 18 ve 19’uncu yüzyılda İngiltere’de James Gillray’ın, William Hogarth’ın ve George Gukshanki ve Fransa’da Honoré Deumier ve Juan David’in çalışmaları buna birer örnektir.
Bu çalışmalar karikatürün bir ya da daha fazla özelliğini, yergiyi, parodiyi, ince espriyi, şakacılığı, garipliği ve erotizmi sergiler. Mizah ve karikatürü tanımlama çabasında muhtemelen en uygun kategoriler; latife, komik anlatım, politik ve yerici mizah ve portre karikatürüdür.
İnce esprili (gag) karikatürleri sanata uygulanmış bir oturumluk esprilerdir. Nerede basıldıklarına bağlı olarak çeşitli biçimler alırlar; bazıları utandıracak kadar aptalca, diğerleri (görünüşte) daha entelektüel, diğerleri müstehcen ya da garip (Gahan Wilson’un çalışmaları akla gelir). Komik öykü biçimindeki karikatürler gazete ve resimli çizgi roman gibi mizahi bir hikayeyi ya da gülünç fıkrayı birden fazla oturumda anlatır. Sık sık mizahi bir duruma düşen ve kurtulan daimi bir tipi karakterize eden üç ya da dört oturumluk biçimde; diğer zamanlar kahramanın komik halleri uzun süreye yayılmış olarak seri hale getirilir. Politik karikatürler tek oturumluk, sosyal, politik ve kişiliklerin zaaflarını dürter ve yorumlar ve durumda değişiklik olması için mücadele eder. Basının özgürlüğü olmayan bazı ülkelerde karikatür politik meselelerden kaçınır. Hicveden/mizahi çizimler belki de mizahtan öte sanatsal yapıya yönelir; duvara asıp sergileyecek kadar kalıcı görünürler. Sergilerde, kitaplarda, gazetelerde, dergilerde ve inceleme makalelerinde yer alırlar. Portre karikatür insanların abartılı tasviridir ve yukarıda belirtilen türlerin hepsinde bulunabilir.
Karikatürlerdeki mizah çağdaş toplumda engellerle uğraşmak zorunda kalmıştır. Özellikle Amerika ve Amerikalı olan herşeyi taklid eden ülkelerde politik doğruluk adına aşırı duyarlılık mizah sanatçısını engellemiştir. Resimli hikaye kahramanların içen, sigara içen, çapkınlık yapan ve zorba tavırları komik olmama yolunda arındırılmıştır. Politik karikatürler çeşitli etnik grupların bireylerini, kadınları ve politik şahsiyetleri nasıl gösterdikleri konusunda tehdit, boykot ve düpedüz sansür yoluyla kem küm edilmiştir.
Mizah karikatüristlerin karşılaştığı bir diğer mesele yapılan çalışmayı gazeteye satma konusundaki yarıştır. Amerika’da gazeteler ikamet eden karikatüristleri geçici olarak işten çıkarmış ya da çalışmalarını daha ucuza satan karikatüristlere bağlı olarak yeni karikatürist işe almamıştır. Pazar kaybetmenin yanı sıra karikatüristler için sonuç politik karikatürlerde daha az yerel meseleleri ele alma olmuştur. Problem çalışmalarını gazetelere satan karikatüristlerin dünya çevresinde seyahat ederek yerel sanatçıların pazarlarını ve işlerini elinden alıp, yabancı olaylar, kahramanlar, durumlar kullanarak ve genellikle medya emperyalizmi edebileştirmesiyle artmıştır.
Birçok yerdeki problem daha genç insanların tercihlerini mizah karikatürü değil, aksiyon/macera resimli hikaye olarak kullanmasıdır. Japon manga ya da anime, internet ve video oyunları, görsel efekt ağırlıklı filmlerden etkilenenler gazetedeki çizgi roman, politik karikatürleri ya da mizah çizimlerine ilgileri yok denecek kadar azdır.
Bir kişiyi ağlatana kadar güldüren komik bir karikatürden daha tatmin edici bir şey yoktur ve sonuç olarak bir mizah türünün diğer kültürel biçimler gibi kaybolmasına izin vereceğiz gibi görünmüyor.
By its very definition (a pictorial joke; a drawing depicting a humorous situation), the cartoon denotes humor. But, as we are fully aware, some cartoons are not meant to be funny, among them animated cartoons and comics that tell adventure, fantasy, or romance stories. Most of the time, however, when the word cartoon is used, humor comes to mind.
Though they were not called cartoons, many paintings and drawings from antiquity on had humorous aspects. Among some examples are a depiction of an Egyptian queen during Hatshepsut’s reign (15th Century BC) showing her drooping breasts and huge rings of fat as she sat atop a sagging, overburdened mule; Bishop Toba’s scrolls of phallic and farting contests more than a millennium ago in Japan; comic elements among decorated letters in 10th-12th Century manuscripts and books of France; the caricatures by da Vinci; Pieter Bruegel’s funny drawings of common folk in 16th Century Netherlands; the social satire-inspired content of 16th Century religious paintings of West Ukraine; the ukiyo-e (woodcuts) of Japan, Kalighat satire drawings of India, works of England’s James Gillray, William Hogarth, and George Cruikshank, and France’s Honoré Daumier, and Juan David of the 18th-19th Centuries.
These works exhibit one or more of the cartoon characteristics of caricature, satire, parody, wit, playfulness, grotesqueness, and eroticism.
In attempting to delineate humor and cartoons, perhaps these categories are appropriate: gag, funny narrative, political/editorial, satirical/humorous, and caricature.
Gag cartoons are one-panel jokes applied to art. They take various forms according to where they are published. Some are embarrassingly silly, others upper class sophisticated (often pretentiously so), still others erotic/risqué or grotesque (Gahan Wilson’s work comes to mind). Funny narrative cartoons tell a joke or humorous story in more than one panel, examples being newspaper and comic book strips. Oftentimes they feature a continuing character who gets into and out of a humorous situation within a three or four panel format; other times, the character’s funny plight is serialized, extended over a long period. Political/editorial cartoons, usually one panel, use humor to expose, poke fun at, and comment upon political and societal foibles and personalities and to campaign for changes in the status quo. In some countries, where freedom of the press is not ensured, the cartoons avoid political issues. Satirical/humorous drawings perhaps lean more toward the artistic than the humorous; they seem to be more permanent, good enough to hang on a wall for display. They appear in exhibitions, books, and in newspaper and magazine opinion and analysis articles. Caricature is the exaggerated portrayal of humans and can be found in all of the above types of humorous cartoons.
Humor in cartoons has had to contend with obstacles in contemporary society. In some circles, particularly the United States and those countries which parrot everything American, ultra sensitivity in the name of political correctness-gone-crazy, has stymied the humor artists. Comic strip characters hilarious for their drinking, smoking, womanizing, and rowdy behavior have been purified into unfunniness. Political cartoonists have been hemmed in on how they can show individuals of various ethnic groups, women, and political figures by threats, boycotts, and outright censorship.
Another issue humor cartoonists face is that of competition from syndication. In the United States, newspapers have laid off or not replaced resident cartoonists, depending instead on work provided more inexpensively by syndicates. The result, besides that of loss of outlets for cartoonists, is that local issues are seldom dealt with in political cartoons. The problem is compounded when syndicated cartoons travel throughout the world, taking away jobs and outlets from local artists, using foreign characters, settings, and situations, and generally perpetuating media imperialism.
A problem also in many places is younger people’s preference for action/adventure comics over humor cartoons. Influenced as they are by Japanese manga and anime, Internet and video games, and visual effects-dominated movies, they have little time or concern for newspaper funnies, political cartoons, or humorous drawings.
Not much is more satisfying than a funny cartoon that makes one laugh to tears; as a result, it is highly unlikely that we will allow this humor genre to disappear as have other cultural forms.
“İmparatorluk çağında kapitalizmin dünya ekonomisi, Ekim devriminden sonra SSCB’nin sınırlarında geçici olarak dursa da, yeryüzünün neredeyse bütün bölümlerine nüfuz etti ve buraları dönüştürdü... Ülkelerin Kuzey Atlantik ahtapotunun menziline girmeden önceki ekonomileri, servetleri, kültürleri ve siyasal sistemleri...” diye sürdürürken Eric Hobsbawm sözlerini, batı Avrupa’nın beş yüz yıllık sömürgecilik tarihini bir metaforla karikatürize etmektedir: “Atlantik ahtapotu”.
Bu yerinde metafor, iki elipsvari kabuğunun bitiştiği sivri ucunu deniz dibindeki kumlara gömen pinanın öyküsünü akla getiriyor. Pina iki kabuğunu açıp kapamakla avını yakalayabilen bir hayvan. Onu yemeye gelen ahtapotun kollarını iki kabuğu arasında kıstırarak koparıyor. Ama saldırgan ahtapot bunun da çaresini bulmuş: taşları evirip çevirmede usta olduğu için, pinanın iki kabuğu arasına bir taş bırakıyor; kabuklarını kapatamayan pinayı geniş zaman içinde rahat rahat yiyor.
Ahtapotun yaptığına ve pinanın haline güler misin, ağlar mısın?
Trajik olan da, komik olan da ortak temelini insan doğasında bulur, ne nesneler dünyasında ne de nesnelerle insanın niceliksel ilişkilerinde. Trajik durum salt ahlâksal, hukuksal ya da dinsel olana aykırılıktan (suç ve günahtan) doğmaz. İnsanın uğradığı yıkım, bağlandığı değerlerden kaynaklanan edimlerin ya da başarıların sonucu ise, durum trajiktir ve bir çıkmazdır. Bugün, insan varlığı açısından baktığımızda, durum şöyle görünüyor: kapitalizm insanlığın trajik çıkmazıdır, çünkü değerleri ve başarısı aynı zamanda yıkımının kaynağı olmaktadır; yalnız sistemin değil, insanlığın yıkımının.
Aynı kaynaktan komedya doğar mı? Acı ve korku, yerini gülmeye bırakır mı?
Bana sorulursa, tragedya ile komedyanın bitiştiği bir yer vardır: değerlerin ayar yeri; varlıkla bilgi arasında ayar – Sofokles diyor ki, “Bilgi bilene zarar verirse, ne müthiş şeydir.” Burada, başarı saydığımız (sandığımız) şeyin değerini ölçeriz. Bu ölçüm aklın bir işlevidir. Aklın eleştiri gücü de bu ölçümden doğar. Değer ayarlamasını başardığımızda, acı ve korku, yerini gülme ve güvene bırakır; trajik çıkmazın uçsuz bucaksızlığından yeryüzünün ölçülebilir, güvenli zeminine ineriz. Gülme, trajik yıkıma yol açabilecek bir değerin güç yitimine uğramasından doğar.
Karikatür, hem güvensizlik kaygısından doğan öfkeyle hiciv yapabilen, hem de güvenden doğan iyimserlikle mizah yapabilen bir sanattır. Dili de kendine özgüdür: görsel bir dil; çizgilerle oluşan resim.
Dileriz, insanlık, çok gecikmeden, kapitalizmin karikatürüne birlikte gülme imkânını bulur.
“Even at the age of Empire the world economy of capitalism after October revolution has stopped on the borders of Soviet Union, it has influenced almost all parts of the earth and transformed these. While Eric Habibawn has stated that the economy, wealth, culture, and political systems of countries before being under the influence of North Atlantic octopus...” He features the history of colonialism of West Europe about 500 years with a metaphore. “Atlantic octopus”
With this metaphore the story of a mussel that hides its sharp point that joins two ellipse–shaped shells comes to mind. A mussel hunts by opening and closing its two shells. It breaks off the arms of an octopus intending to eat the mussel by pinching, using its shells. But attacking octopus has found a way out: it leaves a stone in between two shells of a mussel as the octopus is an expert of turning stones around and around and eats the mussel that cannot close its shells easily over a long time.
Would you laugh or cry considering what the octopus has done and the situation of the mussel?
What is tragic and comic finds its root in human nature, neither in the world of objects or the relationship between humanbeings and objects. What is tragic does not exist only because of moral, legal or religious opposition. If the destruction of a humanbeing is due to his values, the situation is tragic and is a deadlock. When we consider the situation from humanbeing existence perspective, it is like this: capitalism is the magic dead–lock of humanity because the source of his values and success is the source of his own destruction not the system but the destruction of humanity.
Can it also be a source for comedy? Can laughing take the place of pain and fear?
If you ask me, there is a point where tragedy and comedy join. The point where values are adjusted, the adjustment between existance and knowledge. Sophocles says “If knowledge does harm the person who has it, how terrific it is.” Here we evaluate the value of successful things. This evaluation is the function of the mind. The criticism power of the mind arises from this evaluation. When we succeed in balancing values, laughing and trust take the place of pain and fear; we come down to the secure environment from limitless tragic deadlock. Laughing arises from the loss of power of a value that could result in destruction.
Cartoon is a form of art that can both satirize due to the anger created by the worry of being inconfident and can be humourous thanks to optimism created by trust. The language of cartoon has its own language; a visual language is a picture composed of lines.
We hope humanity soon will have the chance of laughing at cartooning of capitalism together.
KARİKATÜR VE MİZAH
Karikatür mizahının büyüleyici bulduğum iki öğesi zamanlama ve yorumdur.
Öncelikle, zamanlama. Büyük komedyenlerin sırrının komedi zamanlaması olduğu söylenir. Zamanlama bir fıkrayı gerçekten komik yapan büyülü dokunuştur. Zamanlama iyi yapılmaz ise fıkra tamamıyla yok edilir – potansiyel mizahı ve fıkra artık komik değildir. Zamanlama mizah için gereklidir.
Güldürü zamanlaması karikatürdeki mizah için de çok önemlidir. Bu başlangıçta garip bir kavram gibi görünebilir. Nasıl olur da bir parça kağıt üzerinde duran bir imgenin zamanlaması söz konusudur. Tabii vardır ve karikatüristler olarak bizim ilginç bir yönümüzdür. İçgüdüseldir. Bu yazısız karikatürlerden ziyade yazılı karikatürler için bir sorundur ki yazısız olanlar da bir şekilde bu öğeyi taşımalıdır.
Bir karikatüre baktığımızda çizilen bir olayın zamanın donuk bir kesitinde yer aldığını görürüz. Okumak için yazı bir dakikadan daha fazla zaman alır. Karikatürdeki bir tipin doğrudan aktarılmış bir konuşması ise o zaman donan andan daha fazla zamana ihtiyacı vardır. Karikatürist böylelikle bunu yazıyı yazarken ve karikatürü çizerken dikkate almalıdır. Dondurulmuş an en fazla mizah için ve yüzlerdeki ifadeler o an için yeterli mi? Dondurulmuş o an yazıdaki kelimeleri söylemek için tipe yararlı mı? Eğer değilse, ya zamanlama yanlıştır ya da ya karikatür ya da yazısı değişmelidir.
Karikatürdeki zamanlama, aynı zamanda, beynin okuduğu yön tarafından etkilenir. Bu hem yazılı hem de yazısız karikatürler için geçerlidir. Birçok batı toplumunda yazı yazılır ve soldan sağa doğru okunur. Bu aynı olayın karikatüre de uygulandığını farzedebilirsiniz. Beyin imgeyi soldan sağa veya yukarıdan aşağıya tarar. Bir karikatürdeki imge bu şekilde işlem görür. Elbette görsel etkiyi gözü yakalamak ve etkilemek için kullanabiliriz; fakat, eğer öyle yaparsak, o zaman karikatürü görsel olarak okumak için sırayı kontrol etmek için bazı şeyler yapacağız anlamına gelir.
Görsel bir fıkra bu nedenle doğal olarak soldan sağa bir yön izler Eğer kontrol etmiyor iseniz. Diğer şekilde karikatür doğru görünmeyebilir – beyin görsel bilgiyi yanlış şekilde alır ve mizah ya kaybolmuştur ya da eskisi kadar güçlü değildir.
Bu mantıkla hareketle karikatürdeki yazıyı sağdan sola okuyan toplumlarda bilgiyi o şekilde algılıyor ve bu da diğer şekilde çizilmiş bazı yabancı karikatürlerin farklı kültürde komik görünmediği ve daha az komik olduğu anlamına gelir. Eğer gülünürse, o zaman içgüdümüz harekete geçmiştir. Eğer gülünmezse o zaman muhtemelen iyi değildir.
Mantığın çetrefilli alanlarına çok dalmadan, başta belirttiğim diğer ögeye geçeyim: Yorum.
Yazılı karikatürleri anlamak ve yorumlamak için sadece bir yol vardır. Kelimeler mizah yüklüdür ve fıkra açıktır. Kelimelerle sunulmuş bir karikatürün anlamı açıktır. Anlamayabilirsiniz ama yalnız anlamanız muhtemel değildir.
Kelimeler olmayan karikatürler için, onları sessiz karikatürler olarak adlandırmayı seviyorum – durum farklıdır. Burada izleyici karikatürdeki fıkrayı görsel bilgiden anlamak zorundadır. Bazen bu birden daha fazla yolla yorumlanabilir ve hala komik olarak adlandırılabilir. Bir kişiye karikatürlerinizden birinden bahsederken kişi şaşırabilir. Buna rağmen konuşma ilerledikçe karikatürde tamamıyla değişik bir nokta yakaladıkları anlaşılır. Bu durumlarda genellikle verilmek istenen noktanın farkedilmediğini belirtmek en iyisidir.
Bu mizahın keyifli noktalarından biridir – herkesin anlayışı farklıdır. Uzun süre de öyle kalacak gibi.
Two elements of cartoon humour I find fascinating are timing and interpretation.
Firstly: timing. It is often said that the secret of great comedians is their comedic timing. Timing is the magic touch that makes telling a joke really funny. Get the timing wrong and the joke can be completely destroyed - its potential humour is lost and the joke is no longer funny. Timing is essential to the humour.
Comedic timing is also very important to the humour in cartoons. This seems a strange concept at first - how can a still image that just sits there on a piece of paper possibly have timing? Well they do, and it is an interesting part of our skill as cartoonists. It is something that is instinctive to us. It is probably more of an issue with captioned cartoons than for ones without words, although the wordless cartoon stills need to have it in some way.
When we look at a cartoon the event we see portrayed takes place in a frozen moment of time. The caption, however, takes more than a moment to read. If it is direct quoted speech of one of the characters in the cartoon, then if would also take the character more than a frozen moment to say it. The cartoonist therefore has to take this into account when drawing the cartoon and writing the caption. Is the frozen moment the right one for maximum humour and the expressions on the faces right for that moment? Would that frozen moment work for the time it takes for the character to say the words in the caption? If not, the timing is wrong and either the cartoon or the caption needs to be changed.
Timing in cartoons is also influenced by the direction a cartoon is read by the brain. This applies to both captioned and wordless cartoons. In most western societies, text is written and read from left to right. You can therefore assume that the same applies to a cartoon image - the brain scans to image from left to right and from top to bottom. The information in a cartoon image is absorbed and processed in that direction. Of course we can introduce visual emphasis to catch the eye and influence this, but if we do we are acknowledging that we have to do something to control the order in which the cartoon is visually read.
A visual joke will therefore naturally have a left to right direction unless we deliberately control it. Set it out the other way round and the cartoon may not seem quite right - the brain is taking in the visual information in the wrong order and the humour may be lost or not as strong as it might have been. As I said before it is something we do instinctively.
By this reasoning societies that read text right to left might absorb the information in cartoons in that direction, which would mean that some foreign cartoons drawn the other way might not work as well and seem less funny. This may explain why some cartoon humour does not seem as funny in different cultures. If it gets a laugh, our intuitive skill has worked. If it doesn¹t, it was probably a poor gag anyway!
Before I wander too far into complicated areas of reasoning, I will move swiftly on to the other element I mentioned at the start of this piece: interpretation.
With captioned cartoons, there can only be one way that the cartoon can be understood or interpreted. The words normally contain the humour and the joke is clear. Presented to you in word form the meaning of the cartoon should be perfectly clear. You might not understand it, but you are very unlikely to mis-understand it.
It is very much different with cartoons without words, what I like to call ‘silent cartoons’. Here the viewer has to understand the cartoon joke quickly purely from the visual information the cartoonist provides. Sometimes this can be interpreted in more than one way and it may still seen as funny. It can come as a bit of a shock when you are talking about one of your cartoons with someone, who tells you how funny they think it is. However as the conversation goes on it become clear they have seen a completely different joke in the cartoon. On those occasions it is usually best not to tell them they have missed the intended point.
That is one of the joys of humour – everyone’s sense of it is different. Long may it remain so.
Ana Britanica Ansiklopedisi'ne göre mizah, "olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatına verilen ad " olarak tanımlanmaktadır. Aynı Ansiklopedi, karikatürü de, çizgi ile yapılan mizah biçiminde anlatmaktadır. Kuşkusuz bu tanımlamalar, izleyeceğimiz amaca göre daha genişletilip. derinleştirilebilirler. Ama ben, böyle bir gereksinme duymuyorum ve yukardaki basit tanımlarla yetineceğim. Çünkü, benim bu kısa yazımla, mizah ve karikatürün, insanların daha iyi bir yaşam -yani, özgürlükçü, eşitlikçi ve barışçı bir dünya - için verdikleri uğraşlarına okuyucuların dikkatlerini çekmektir.
Biliyoruz ki, insanlar belli kurallara göre, toplumlar halinde yaşamaya başladıkları en eski zamanlardan beri, yaşam düzeylerini iyileştirmek için sürekli çaba göstermişlerdir. Daha sonra, bunlara özgürlük, eşitlik ve barış çabaları denilmeye başlanmıştır. Bundan 150 yıl kadar önce de, insanların, sözünü ettiğim bu özlem ve çabalarını, Marx ve Engels, bilimsel bir temele oturtmuşlardır. (Marksizm)
Şimdi bu kısa açıklamaların ışığında, mizah ve karikatür konusuna tekrar dönebiliriz.. Açıktır ki, varolan toplumsal düzeni ve ondaki çarpık insan ilişkilerini düzeltmek için önce, onu eleştirmek, onun haksız, çirkin ve gülünç yönlerini ortaya çıkarmak ve sergilemek gerekmektedir. Çünkü, ancak bu yapılırsa insanların dikkatleri söz konusu çarpıklıklara yöneltilebilir. Ya da, aynı şeyi şöyle ifade edebiliriz: Toplumsal yaşamdaki haksızlık ve çarpıklıklar, önce ve en çok mizah ve karikatür sanatçılarını rahatsız etmekte ve onların tepkilerini çekmektedir.
Bu gerçeği, hepimiz, günlük yaşamımızda da gözlemlemişizdir. Gerçekten, çevremizdeki haksızlık ve çarpıklıklara ilk önce mizahçı-mizah sever arkadaşlarımızın tepki gösterdiklerine sık sık tanık olmuşuzdur. Hatta bunların bazılarını, aradan çok uzun yıllar geçtikten sonra bile hatırlayabiliriz. Böyle bir anımı kısaca anlatarak bir örnek vermek istiyorum. 1930'lu yılların sonlarına doğru, Afyon ilimizin bir köyünde, yoksul bir delikanlının evlenmek için kaçırmak istediği bir kızı, " öyle güzeldir, öyle güzeldir ki, bir günde üç dönüm yer çapalar.." diye övdüğünü büyük bir üzüntüyle hâlâ hatırlarım. O genç arkadaşım, yoksulluk nedeniyle güzellikle çalışkanlığı birbirine karıştırmıştı. Daha sonraları, ideolojik olarak " güzel dediğin yararlı olmalı, çocuk doğurmalı..." anlamında şiir dizeleri de hatırlıyorum.
Mizahın anlatım biçimi, önce sözlü ve sonra -matbaanın icadı ile birlikte- yazılı olmuştur.Karikatür ise, esas olarak, matbaadan sonra gelişmiştir. Karikatürün ilk dönemlerinde, alt yazı ve söz balonları ile desteklenmiş olduğu, zamanımızda ise sadece çizgiden ibaret, yalın bir biçime büründüğünü görmekteyiz. Toplumsal yaşamın sürekli olarak hızlandığı düşünülecek olursa, önümüzdeki yıllarda, mizahın daha çok yalın-çizgi- karikatür biçiminde gelişeceğini söyleyebiliriz.
Yalın çizgi karikatürün, erbabının elinde inanılmaz bir anlatım gücüne sahip olduğunu vurgulamak isterim. bir hayli yıl önce gördüğüm ve çizerinin ismini hatırlayamadığım bir karikatürü,bunun örneği olarak vermek istiyorum.Karikatür, üç kareden oluşmaktaydı. Birinci karede, sol çizgiye yakın bir yerde, emekçi olduğu anlaşılan bir adam, başı önde, yorgun argın, sağa doğru yürümektedir. Karenin ortalarında bir yerde, şık, süslü-püslü (burjuva) bir hanım ona doğru yürümektedir. İkinci karede, emekçi adam ve süslü kadın birbirlerine hiç bir ilgi göstermeden, karşılıklı olarak geçmektedirler. İkinci karenin uzak bir yerinden, emekçi bir kadın, elinde yiyecek filesi ile yorgun,argın geldiği görülmektedir. Üçüncü karede, emekçi adam ve emekçi kadın yaklaşmışlar ve birbirlerini farketmişlerdir.Her ikisi de, canlı bir biçimde, karşılıklı geçerler.
Bu üç karede, karikatürcümüz, insanların karşı cinse olan duygularının bile sınıfsal konumları tarafından belirlendiğini çok başarılı biçimde anlatmıştır. Ayrıca, bu anlatımda, güldürü ögesi de vardır. Bu aynı düşünceyi, çizgiyle değil de sözle anlatmaya kalksaydık, çok daha uzun ve sıkıcı açıklamalar yapmamız gerekirdi ve üstelik de çarpıcı ve komik olamazdık.
Son olarak, ülkelerin kültürel ve toplumsal gelişmelerinde çok önemli bir rol oynadığından hiç kuşku duymadığım Mizah ve Karikatür konusunda, derleme ve araştırmalar yapacak bir Ulusal Merkez ya da Akademi kurulmasının, çok yararlı-gerekli olduğunu düşündüğümü, altını çizerek belirtmek isterim.
According to Ana Britannica Encyclopaedia, humour defined as “the art of making people think, enjoy or laugh by reflecting comic, unusual and contradictory sides of events.” The same encyclopaedia gives the definition of cartoon as humour created by using the line. For sure these definitions could be extended and made deeper depending on the aim of viewing. But I don’t feel such a necessity and will be contented with the simple definition given above because my aim with this short paper is to attract the attention of audience to the efforts that humour and cartoon make for a better life for people – that is, the world which is for freedom, equality and peace.
We know that people have been making efforts to improve their life standards since old times when they started to form a society considering certain rules. Later these have been called as efforts for freedom, equality and peace. About 150 years ago people’s desire and efforts that I’ve mentioned were placed on a scientific basis by Marx and Engels. (Marksizm)
After these short explanations, we can go back to the topic “humour and cartoon”. It is obvious that in order to rectify the existing social order and its distorted human relationships, it is necessary to criticize it and reveal and show its unfair, mean and comic sides. Because by this way, only it would be possible to attract people’s attention to distortions mentioned or we can state it this way: The unfairness and distortion in social life annoys humorists and cartoonist first and most and produces their reaction.
This fact is our observation in our lives too. In fact, I have witnessed quite often our friends who like humour reacting to unfairness and distortion around us. Even we may remember some of them although it was quite a long time ago. I would like to give an example briefly: I still remember feeling sad about a boy who praised the girl he wanted to elope with to get married saying “so beautiful, so beautiful that she could hoe a land of 3 acres.” My that young friend confused beauty with working hard due to poverty. Later I remember the lines of a poem meaning “beauty should mean useful, giving birth to babies...”
The way humour was expressed was first oral and later with the invention of printing it was written. But cartoon improved mainly after printing. We see that at first cartoon was supported by caption and speech ballons and now it is composed of only the line and is in a simple form. If the fact that social life is accelerating continously is considered, we can say that in the coming years humour will be in the form of simple–line–cartoon.
I want to emphasize that simple line cartoon has a strong expression style in experts hands. I want to give a cartoon that I saw years ago and don’t remember who drew as an example. The cartoon comprised of 3 parts: In the first part a tired and weak labourer who seems to be left–wing is walking towards right. Somewhere in the middle a dressed–up bourgeois woman is walking towards him. In the second part these two are passing by without showing any interest to each other. From a far point of the second part tired and weak a female labourer holding a food “file” is seen approaching him.
In the third part, the labourer female and male approach and notice each other and pass by quite lively.
In these three parts the cartoonist has successfully shown that even the feelings towards the opposite gender are determined by social status. Moreover, there is humour element in the expression. If we had tried to state the same idea orally not by using the line, it could have been much longer and we would have had to make boring explanations and we would not have been comic.
Lastly, I have never doubted that it plays a very important role in the cultural and social development of countries. I would like to state by emphasizing that it is really necessary to found a national center or academy to do research and collate data about humour and cartoon.
Gaddarlığı tahammül edilebilir kılmak, bir mesajı bir latifeye saklamak, açığa kavuşturmak, yorum yapmak... Hepsi bir karikatüristin açığa vurduğu nedenlerdir.
İyi bir karikatürist asla açık bir mesaj vermekte başarısız olmaz. En iyi yol mizahi bir şekilde onu sığdırmak, sadece bir uyarıda bulunmak değil, konuya parmak basmaktır. Mizah ihtiyaçtır. İzleyiciyi gülümsetecek, göz kırpacak, anlayacak ve hatırlayacaktır...
Bugün karikatüristler toplumun çok saygı gören şakacı insanlarıdır.
Karikatüristlerin yeteneği 19’uncu yüzyıla kadar psikolojinin karikatürün doğasına, doğallığına, sanat dünyasında fazla değer verilmemesine dikkati çekene kadar takdir görmedi. Karikatüristlerin eserleri takdir edilmeye başlandı.
Amaç yermek ve eğlendirmektir.
Eğlendirmek. Stand–up komedyenleri. Biz karikatüristler bir çeşit komedyenleriz, sözel olarak değil özel çizimler yoluyla, mizahi karikatürler çizerek, politik yorumlarla, toplum üzerine özel görüşler aracıyla.
“Caricature” kelimesi muhtemelen İtalyanca “caricare”den türetilmiş, yüklemek anlamına geliyor.
1756 yılında ilk sözlüklerden birinde Dr. Johnson tarafından dahil edilmişti. “caricure”: sürdürmek, alay etmek ve yorum yapmak, mizah, hiciv olarak niyet edilen çizim.
Bu tanım ya da sınıflandırma kısmen doğrudur.
Bazı karikatüristler aynı zamanda portre çizerleridir ve mizahi çizimler karikatür öğesi içerebilir.
Mizah bir mesajı güçlendirir. Eğer mizah kullanılmamışsa, çizim sadece bir resmin yorumlu çizimi olur. Kötü değil ama gerçekten bir karikatür değil, onu şekille açıklamaya çalışan bir mesaj olarak adlandırabiliriz.
Sıklıkla şişman bir kişi bazı ülkelerdeki açlık problemini ortaya çıkarmak için kullanılır. Fakat eğer yüzlerce şişman adamı ve şişman adamın göbeğine tahammül eden sıska Afrikalıları görmüşseniz, mesajı anlayacaksınız, daha önce gördünüz ve siz de derin bir izlenim bırakmadı. Onu biliyorsunuz. Haberlerde her gün görüyorsunuz, gazetelerde okuyorsunuz, ona alışıyorsunuz. Eğer karikatürist size bu problemi değişik ve mizahi bir şekilde gösterirse (bakınız Çizim 1 pirana), o yine etkileyicidir.
Eğer bir karikatürist Bush’un portre karikatürünü çizerse onunla alay etmek için işe yarar. Fakat biz halihazırda Bush’un ne kadar komik olduğunu biliyoruz. Daha etkileyici olanı Amerikan başkanının umutsuzca “Hiç kitle imha silahı buldunuz mu?” diye sorarken bir doktor veya diş hekimi tarafından muayene edilen Saddam’ın karikatürüdür (Çizim 2. Bakınız: Collingnon). Bu mizahtır, gülümsersiniz, mesajı alırsınız.
Sosyal yardım alanları (belki sadece %5) belirli bir yüzdesinin dolandırıcı olduğu iyi bilinir. Onları halka göstermek için direğe koyabilirsiniz. İzleyici anlayacaktır ama gülecek midir? (Çizim 3, Kanagurka) Eğer mizahı karikatüristin yaptığı gibi yaparsanız, o zaman mizahtır, iki tarafı gösterir: sosyal yardım alanı, müfettişi ve son olarak sıska köpek!
Amerika karşıtı veya yanlısı olabilirsiniz, tartışabilir, üzülebilir, Amerika yanlısı veya karşıtı karikatürler çizebilirsiniz, fakat beceriksiz Amerikan kovboy çizmesi ile şık Avrupa çizmesini kıyaslayabilirsiniz (Bakınız çizim 4)
Daima bir karikatüre biraz mizah katın. Eğlendirin. Anlamsız kılın. Açığa kavuşturun. Göz kırptırın...
To make cruelty more bearable, to hide a message in a joke, to clear up, to commentate… all reasons for a cartoonist to express.
A good cartoonist never fails in giving a clear message. The best way is to pack it in a HUMOROUS way, is not only a warning, but putting one’s finger on the spot. HUMOUR is necessity. Give the spectator a smile, he will wink, understand and remember…
Today cartoonists are well-respected jesters of society.
The cartoonists skill did not receive much praise or attention until at the turn of the 19th century the new science of psychology drew attention to its specific nature, spontaneity… not over-valued in the world of art. Works of cartoonists began to be appreciated.
It’s aims to satirize and entertain.
Entertaining. Stand-up comedians. We cartoonists are kind of comedians, not by spoken word, but by special drawings, by making HUMOROUS caricatures, political comments, special views on society.
The word ‘’caricature’’ probably derives from the Italian ‘’caricare’’, meaning to load or to surcharge.
By 1756 the word was included in one of the first dictionary’s (by Dr. Johnson).
“Caricare”: to hold, to ridicule… a drawing intended as HUMOUR, satire and comment.
This definition or classification is partly right.
Some cartoonists are also caricaturists (portraitists) and HUMOROUS drawings can contain an element of caricature!
HUMOUR makes a message stronger. If HUMOUR is not used, the drawing remains just a drawing with a comment in a picture. Not bad, but not realy a cartoon, we can call it a message with an illustration to make it al clear.
Very often a fat man is used to make the hunger-problem is some countries clear.
But if you’ve seen hundreds of cartoons with fat men, skinny Africans bearing the fat man’s belly, you’ll understand the message, you have seen it before and it does not make a deep impression on you. You know it. You see it every day in the News, you read it in the papers, you get accostumed to it. If a cartoonist shows you the problem in a different and HUMOROUS way (as Pirana, see
drawing 1), than it is again effective…
If a cartoonist makes a caricature (portrait) of Mr. Bush, to ridiculize him, well it can work. But we already know how ridicule Mr. Bush is.
Much stronger is a drawing of Sadam who is examined by a dentist or a doctor, while the US President desperately is asking “Did you found any weapons of mass-destruction?” (see Collingnon, drawing 2). It’s HUMOR, you smile or wink, you got the message!
It’s well known that a certain percentage (maybe just 5%) of welfare recipients is a swindler. You can put it into the pillory. The spectator will understand, but will he laugh?
If you do it in the way (Kamagurka, drawing 3) a HUMOROUS cartoonist does, it shows both sides: the welfare recipient, the inspector and last but not least the skinny dog!
You can be against or pro the United States, you can argue, you can get upset, you can make pro or anti US drawings, but you can also subtilize it by comparing the ungainly American cowboy boot with the elegancy of an European boot (see drawing 4).
Always add some HUMOR in a cartoon. Entertain. Make it absurd. Make it clear. Give us a wink….
Karikatür ve Mizah!.. Yazıma başlamak için, notbook ekranına bakıp, elimi tuşlara götürdüğümde, bu konudaki düşüncelerimi daha önce 97’de festival katalogunda yazdığımı hatırladım. Yine aynı düşüncedeyim. Özetlersem;
Bu alanda dünyada çizilenlere baktığım zaman, olanları üç katagoride kümelenmiş görüyorum: gülünç (comique), mizahi (humoristique) ve çizgisel (graphique) ağırlıkta olanlar var. Ne yazık ki ülkemde bunların tümü “karikatür” adı altında anılıyor. Ve bu da anlamsız ve boş tartışmalara neden oluyor. Ya da oluyordu. Şimdi bu yanlış niteleme, ne yazık ki üzerinde durulmayacak kadar kabul edilmiş gibi görünüyor! Oysa türkçede kullanılan, türetilmiş iki güzel sözcük de var., Humour karşılığı gülmece ve comedie karşılığı güldürü. Bunlar iki ayrı kavram! Şöyle ki;
Gülmece yada eski deyimle mizah, beklenmedik zamanda, beklenmedik biçimde ortaya çıkan, genellikle güçlüyü alaya alan, bir hedefe yönelik, eleştirel bir tepki türüdür. Tipikliği şaşırtıcı olmasıdır. Rahatsız edicidir, ani vurur, zaman kaybettirmez, etkili olması bu yüzdendiir. Onun için mizah çizerlerinin çizgileri birbirine hiç benzemez. Oysa Güldürü, her zaman, ayırımsız herkese dönük, güçsüzü alaya alan, bilinen kalıpların tekrarı ile hoş vakit geçirten bir türdür. Eğlendirmeye ve salt güldürmeye dönük böylesi çizimlerin hemen hepsi birbirine benzer, şartlandıran ve rahatlatan. Demek ki güldürmek için, şaşırtma değil tam tersine, şartlandırma daha işe yarıyor. Eğlence dünyasında bir koro var gibidir. Mizah ise her zaman solo bir çıkıştır. Herkesin aynı havadan çaldığı ülke ve dünya orkestrasında mizah, arada bir ayağa kalkan ve aykırı bir ses çıkaran solist gibidir. Hint fakirinin yatağı bol çivilidir, hepsi de aynı boyda ve sıkça çakılmıştır, yatanın sırtına batmaz, acıtmaz. Sonuç hiç değişmez, onu izlemek eğlencelidir ve güldürür. Mizah ise, umulmadık anda, hak edenin sandalyesine bırakılan tek bir minik raptiye gibidir ve oraya oturanın kıçına cart diye batar ve fena acıtır. Bu durumda gülen vardır ama, artık o başka birisidir.
Çizgisel (graphique) ağırlıkta olanlar diye adlandırdıklarıma gelince. Onlar sanırım “sanat” kavramı içinde yer almaya çok daha uygun olmalıdırlar. Çünkü onlar ne siyasal ve sosyal bir misyonun keskin kılıcı gibi ani parıltılarla havada savruluyor, ne de onu bunu güldürüp eğlendirmenin telaşına kapılıp ortalara dökülüyorlar. Var iseler, kendiler için var’lar. Yine de bilinmek, görülmek güzel bir şey ise.. ki öyle olmalı. İşte sergilerde, yarışmalarda, kitaplarda, posterlerde, ve duvarlarda var’lar onlar da. Bir de gönüllerde...
Cartoon and humour! To start my paper by, looking at the screen and approaching the keyboard I remembered that I had written what I thought about this topic for the catalogue in 1997. I still have the some opinions. If I summarize:
When I have a look at what was drawn in the world in this field, I see that there are grouped under 3 categories: comic, humorous and graphic. It is a pity that all of these are considered as cartoon and this results in or resulted in meaningless and useless discussions. However, there are two good derived words in Turkish. Humour being equivalent of “gülmece” and “comedia” being aquivalent “güldürü”. There are two different notions.
“Gülmece” or in its old form “humor”, is a kind of critical response targetted usually at mocking strong one, which appears unexpectedly at an unexpected time. The reason why it is typical is its being amazing. It makes you feel uncomfortable, affects instantaneously, does not cause loss of time. Therefore, it is effective. For this reason, the lines of the humour drawers do not resemble each other. But comedy is an enjoyable type that is targetted at anyone without discrimination, making fun of the weak with its known styles.
Almost all lines that aim to entertain, conditions to laugh and make you laugh look like each other. This means to make people laugh and to condition someone works better than make people feel amazed. There seems to be a chorus in the entertainment world. Humour is always a solo. Humour looks like a soloist who stands up and makes a contracy voice in a country or the world orchestra in which everyone plays essentially the same notation.
The bed of the Indian poor is full of nails, each of then is in the same size and nailed down, it does not hurt the person who lies on it. The result never changes, watching him is amusing and makes the viewer laugh. But humour is just like a thumbtack put on the chair of a person that deserves it at an unexpected time and hurts the ass of a person. In this case there is some who laughs but he is no longer the same person.
The ones that I consider to be mainly in graphic are closer to take place in the concept of “ART”. Because they neither disperse like the sword of some social or political mission nor do they give in to the bandle for the sake of entertaining a few. If they exist, they are there for themselves. Yet if it is good to be know and viewed by people, and it must be so, here they are in exhibitions, contests, books, posters and on walls and in hearts too.
10 yıl önce dünya belirsiz bir yerdi. Eski politik ayrımlar yok oluyordu ve daha eski çelişkiler tekrar gün yüzüne çıktı. Hükümetler halktan daha kopuk hale geldiler. Alaycılık post–modern akademik dünya görüşüne hakim. Böylece, bu da fanatikleri ihtilaf ya da aptalca nefret faaliyetler için cesaretlendiriyor. Öyle ise gülünecek ne var? Ya da gülünecek çok fazla şey mi var?
Çelişkinin görkemliye, kibirliye ve aptallara ortam oluşturduğu garip bir gözlemdir. Liderler ve fanatikler kendi beyanatlarına inanmaya başlarsa meydan okuyan kişiler olmaz ise halk yanlış yönlendirilebilir. Fakat kaldırımdaki muz kabuğu gibi karikatürist zorla kabul ettirmeye çalışanların hatasını bulmak için oradadır.
Karikatüristin bir karikatür aracılığıyla vatandaşların sıradan düşüncelerine giren bir politikacının ya da fanatik bir liderin bir özelliğini, alışkanlığını ya da kibirli tavrını farkettiği bir an vardır. Bir silahtan daha etkili olabilecek bir unsuru – bir burnun büyüklüğü, ya da yüzün bir özelliği, bir duruş pozisyonu, üniforma, kıyafetin bir özelliği ya da herhangi bir kişilik özelliği olsun – karikatürize edebilir. Tekrar etme yoluyla az oranlarda komik bir şekilde abartılmış bir özellik en güçlü kişiyi zayıflatacaktır. Çocukların nefret edilen bir otoritenin resmine çizilen küçük bir Hitler bıyığı çizmeye alışması gibi hepimiz niyet edilene kanalize oluruz. Temsil edilmeye ihtiyacı olan politikacılar bunu destekler.
Portreleri çok kez çizilen böyle bir insanı görmek, güç uğruna egoist isteklerin haklı bir göstergesi olmalıdır.
İmajlarını şişirme yoluyla yaşayanlar yaratılan imajdan dolayı yok olmalılar.
Görsel garip imajı bulmak, güçlünün, askeriyenin komik fikirlerini abartmak, bir karikatüristin yeteneğidir. Çizginin gücü iyi hedeflenmiş bir mermiden daha fazladır. Fakat bir karikatürist yanlı olamaz ve toplumun herhangi bir hatalı ya da görkemli yanını aramalıdır. Karikatürün görsel betimlemesi eskiden olduğundan çok daha fazla miktarda dünyadaki insanlar için mevcuttur. İnsan olarak biz küresel basın ve Pazar küreselleşmesi yoluyla insanlarla tasvirleri, fikirleri, bilgiyi dünya kültürü şeklinde paylaşıyoruz. Şu an paylaştığımız pop yıldızlarının, başbakanların, binaların, olayların, spor etkinliklerinin, film yıldızlarının vb. tüm imajlarından kaçmak giderek zorlaşıyor. Eğer Beckham ismine değinecek olsam, dünyanın büyük bir kısmı neden söz ettiğim konusunda net bir fikre sahip olacaktır. Hatta daha fazla kişinin zihinlerinde Başkan Bush’un bir imajı olacaktır. Bu da karikatüriste dünyada hemen hemen herkesin anlayabileceği bir imaj yaratma olanağı verir.
Dünya bu müşterek kültüre dahil oldukça, ulusal ya da dilsel farklılıklar azalacaktır. Şüphesiz ki her zaman sansür etme şansı vardır, fakat bu çeşit kontroller nadiren başarıya ulaşır. Bu durum artık kültürel ya da ulusal sınır olmaması karikatüriste ilginç bir durum hazırlar bu durumun karikatüristin çizimini güçlendirip güçlendirmeyeceğini ya da barış sürecindeki Amerika’nın küresel iletişimi hafifletip etmeyeceğini söyleyemem.
Bir tahminde bulunabilirim, Ankara Uluslararası Karikatür Festivali’nde sizin de tasavvur ettiğiniz gibi dünyanın çeşitli yerlerinden çok yetenekli, yaratıcı ve lanetlenen karikatüristler var. Bu grup neye inanması gerektiği söylenecek ve aldatılacak insanlar değildir. İnsanlığın görkemini, karanlık yanını, kendini beğenmişliğini, açık gözlülüğünü ve muz kabuğuna basıp düşme sezgisini anlayan bir grup mizahçıdır. Bunlar büyük bir sevecenlik yansıtan günlük yaşamdaki olaylardan keyif aldıkları kadar hedeflerine yönelik risk almayı seven insanlardır. Espriyi anlama, sıkça kişisel eleştiriyi gözlemleme, minik keyifleri paylaşmak isterler. Cinsiyetlerin savaşında kaybedenlerdir, makineli tüfek atışlarına göğüs germek için gönderilen askerlerdir. Hükümet çalışmaları ve sayısız mücadeleye giren insanlardır. Köpek pisliğine sayısız ayrımcılık tarzlarıyla basan insanlardır. Nadiren çalışan arabaları, bilgisayarlarla kötü giden ilişkileri vardır ve tek bir dokunuşlarıyla bahçeyi tümüyle yok etme eğilimindedirler. Evcil hayvanları tarafından yönetilen, hiçbir zaman köpeklerini kontrol etmemiş ve ata binmemiş insanlardır. Karikatüristler tarafından hedeflenmesi gereken konu olduklarını farketmeyen kibirli insanların önemsiz, küçük insan, minik bir kitapta küçülen insanlar olarak nitelendirdiği insanlardır. Böyle insanlar var oldukça hiçbir ordu diktatörü ya da zorba beni endişelendirmez çünkü karikatürist bildiğim en güçlü kalkandır.
The World ten years ago was an uncertain place. The old political divisions were crumbling and yet older conflicts reappeared from the shadows. Governments have become more distant from their populations. Cynicism rules the post-modern academic worldview. Thus leaving the fanatics to encourage discord or idiotic acts of hate. So what is there to laugh at? Or is there too much to laugh at!
It is an odd observation that conflict creates a platform for the pompous, the conceited and the foolish. Leaders and fanatics start to believe their own rhetoric and without challengers, the population can be misled. But like banana skin on the sidewalk, the cartoonist is there to trip up those who would dictate.
It is a telling moment for cartoonist to find that one feature, habit or conceit of a political or fanatical leader that enters the everyday mind of the citizen by a cartoon. Whether it's the size of the nose or any facial feature, a posture, a uniform or feature of dress, or any personal attribute and cartoonist can caricature that element that can be more effective than a weapon. Through repetition, the slow drip, drip of a ludicrously exaggerated feature will emasculate the most powerful figure. Like the child's habit of drawing in a small Hitler moustache on the image of hated authority figure, we all connect to what is intended. This is greatly helped by politicians need to have their representation made. It must be a fare measure of the egoistic desire for power to see how many times such an individual has their portrait made. Those who live by inflating their image should die by the image made.
A cartoonist ability to find the visual grotesque image, to exaggerate the ludicrous ideas of the powerful, the military and very cold place. The power of the pencil line is greater than an well-aimed bullet. But a cartoonist aim can not be partisan, for her or she should hunt out any false or pompous idea from any part of society. The visual imagery of the cartoon is more available to the people of the world than ever before in history. We as humans share imagery through globe media and market globalisation, now we share ideas, images and knowledge in a from of world culture. It is increasingly difficult to escape the collect of images of pop stars, presidents, buildings, events, sports, film star etc, that we all now share. If I mention the name Beckham, large parts of the world will have a clear image of which I am referring to. Even more people will have an image in their minds of President Bush. This creates the possibility for the cartoonist to be able to create an image that almost everyone in the world could understand.
As the world buys into this commonal culture, the barriers of national or linguistic difference will lessen. Of-course there is always the chance of censorship but such controls rarely fully succeed. This creates an interesting situation for the cartoonist, no longer bound by cultural or national limits. Whether this strengthens the hand of the cartoonist or whether Paxs America will place a deadening hand on this potential global communication, I can not tell.
There is a prediction I can make, on this first decade of Ankara International Cartoon Festival, is that around the world there are cartoonists of great abilities, as creative and cussed a group as you could imagine. This is not a group of peoples easily told what to believe, or to be taken in easily. It is a group of humorists who understand both the glory of humanity, its darkest side, its pomposity, its greed and its love of falling over the banana skin. These are people who take risks with their targets as much as they enjoy those little events of everyday life that reflects their great humanity. They share a desire to see the joke, to observe often self critically, the small humours and the greater infudiciouses. They are the losers in the battle of the sexes; they are soldiers sent into the face of machine gun fire. They are people lock in endless battles with government clerks and endless forms of discriminations. They are the people that bird do their toilet on, or step into dog muck. They posse cars that rarely work have bad relationships with computer and tend to kill whole gardens with their mere touch. They are people ruled by their pets, who've never controlled their dogs or ridden their horse. They are the people who the arrogant see as unimportant, little people, always drawing away in a little book, not realising that they are the subject to be targeted by the cartoonist. As long as such people exist no army dictator or bully will worry me, for cartoonist is the strongest shield I know.
Karikatür çoğu kez çizgiyle gülmece yapma sanatı olarak anılıyor. Gerçekten de karikatürün tarihsel gelişmesine bakıldığında iki özelliği görülüyor. Bunlardan biri anlatım ortamı olarak çizimlerden yararlanması, ikincisi de bunları bir gülmece oluşturmak amacıyla kullanması. Başka bir deyişle içinde gülmece öğesi olmayan çizimlere karikatür demek olanaksız.
Karikatür gülmeceyi biçim bozmalarına uğratılmış, kimi yerlerde abartılmış, kimi yerlerde başka nesnelere benzetilerek gülünçleştirilmiş çizimler aracılığıyla sağlıyor. Bunlar ile gerçek yaşamdaki bir çelişkiyi, uyumsuzluğu, tutarsızlık ya da yozlaşmayı ya da beklenmedik bir ilişkiyi, bir benzerliği dile getirdiğinde içeriği açısından da gülmeceyi yakalayabiliyor. Bütün bunları kişisel davranışları, toplumsal olguları açığa çıkarıp eleştirmek amacıyla kullandığı zaman en başarılı örneklerini veriyor.
Karikatür iletim ortamı olarak genellikle gazete ya da dergileri kullanan bir anlatım türü. Buna zaman zaman sergiler ve kitapların da katıldığı oluyor. Ama o doğası gereği kısa ömürlü bir sanat, kıvılcım gibi bir çakıp sönüyor. Gücünü toplu iletişim araçlarından yararlanarak çok sayıda insana seslenebilmesinden ve söz konusu kıvılcımların birbiri ardına gelmesiyle oluşan birikimden alıyor. Ne denli ilginç olursa olsun tek bir karikatürün etkisi sınırlı kalıyor, ancak benzer imgelerin değişik biçimlerde art arda yinelenmesi bu etkiyi pekiştiriyor. Gülmece bu süreçte önemli bir rol oynuyor.
İnsanları güldürmek çok kolay değil. Ama her hangi bir durum, olgu ya da olay onun aracılığıyla anlatılabilirse bunların akılda kalma olasılığı çok yüksek oluyor. Karikatür de gerek çizimleriyle, gerekse ele aldığı konularla bunu yakalamaya çalışıyor. Verilmek istenen ileti yaratılan gülmece duygusunun zaman içindeki birikimi nedeniyle oldukça etkili boyutlara ulaşabiliyor.
Karikatürde gülmecenin her zaman yalnızca çizimler aracılığıyla sağlanmadığı, buna yazılı-sözlü anlatımların da eklendiği görülüyor. Gerektiğinde sözcük oyunlarına bile başvurularak gülmece pekiştiriliyor. Bunun en iyi örneklerinden biri karikatürcü Nezih Danyal’ın bir kitabına verdiği “Globanatolizeyşın” başlığı. Sanatçı böyle bir sözcük kurgusuyla dikkatleri küreselleşmeyle ulusallaşma ilişkisi / çelişkisi üstüne çekmek istiyor. Yazılı-sözlü anlatımlar çizimlerle ne kadar bütünleşebilirlerse o kadar etkili oluyorlar. Yalnızca çizimlere dayanan anlatımların soyut düzeyde kalma ve izleyiciye seslenememe tehlikesi var. Ağırlıklı olarak yazılı-sözlü anlatıma dayanan karikatürler de, resimlenmiş fıkralar gibi, çizimlerin geri planda kalmasına yol açabiliyorlar. Her ikisinin de belli bir denge içinde kullanılması başarı düzeyini yükselten bir etken oluyor.
Karikatürün tarihsel gelişmesi çeşitli zamanlarda ve yerlerde onun farklı yönlerine ağırlık verilmiş olduğunu gösteriyor. Kimi zaman grafik anlatım önde gelmiş, kimi zaman yazılı anlatıma ağırlık kazanmış. Bir dönemde çizimler oldukça ayrıntılı, hatta kimi zaman gerçekçi bir biçimde ele alınırken başka bir dönemde onların daha yalın, biçemselleştirilmiş hatta oldukça soyut düzeylerde tutulduğu görülüyor. Ama hepsinde gülmece öğesi hiç azalmadan yer alıyor.
Yalnızca güldürmek amacıyla yapılan karikatürler de oluyor. Karikatürcü Tan Oral bir seferinde karikatürü tanımlarken biri insanları düşünmeye yönelten öteki de eğlendirmeyi amaçlayan iki karikatür türünün olduğunu söylemişti. Birinci türün görevini tamamladığını, “magazin karikatürü” olarak adlandırdığı ikinci türün giderek ağır basacağını da sözlerine eklemişti. Toplumsal çelişkilerin her zaman olacağı düşünülerek karikatürün görevini tamamladığı düşüncesine karşı çıkma olanağı var doğal olarak. Ama eğlendirmeye yönelik karikatürlerin de bir tür olarak varlığı yadsınamaz, onlar da gülmece öğelerini kullanıyorlar.
Kuşkusuz karikatürün salt amacı insanları güldürmek değil. Karikatürcüleri de sürekli gülünçlükler peşinde olarak görmek ya da göstermek yanlış. Nasıl gülmece ağırlıklı çalışmalarıyla ünlü tiyatro ya da sinema sanatçıları normal yaşamlarında ciddi insanlarsa, karikatürcüler de öyle. Onların özelliği keskin bir gözlem güçlerini çizimlerine yansıtmak, bireylerin ve toplumun kendini göreceği bir tür ayna oluşturmak. Doğal olarak bu ayna dile getirilmek isteneni vurgulamak amacıyla abartılı anlatımlara başvuran, biraz çarpıtılmış bir ayna oluyor. Karikatürün gülmecesi de burada ortaya çıkıyor.
Her karikatürün bir iletisi oluyor. Karikatürü içinde yaşadığımız dünyanın bir yorumu olarak görme olanağı var. Olguları, olayları sanal bir çizim ortamında yeniden kurgulayıp beklenmedik yanlarını ya da ilişkileri ortaya koyan bir yorum bu. Gülmece öğelerini başarılı olarak kurgulayabildiği zaman da düşündürücü olabiliyor. Bu nedenle “..karikatür güldürmez, düşündürür..”, ya da “..karikatür çizgiyle düşündürme sanatıdır..” gibi kimi tanımlamalar yanlış ya da en azından eksik oluyorlar, çünkü karikatür gücünü çizimden olduğu kadar gülmeceden de alan bir sanat.
Karikatürün çizimlere dayalı anlatım ve gülmeceyi kullanma özelliklerinin zaman zaman başka sanatlar tarafından benimsendiği de oluyor. Özellikle iki boyutlu bir düzlem üstünde imgeler oluşturmaya yönelik resim, grafik sanatlar, çizgi roman ve canlandırma filimi gibi anlatım türlerinin karikatürle bu tür bir alışveriş içinde olmaları çok doğal. Bunlara günümüzde bilgisayar ortamını, sinema, televizyon gibi iletim araçlarını kullanan anlatımları da katmak olası. Buna karşılık karikatür de bu anlatım ve iletim türlerinin yöntemlerinden etkileniyor, uygun olanları benimseyerek kendi anlatımını güçlendiriyor.
İnsan toplumları var oldukça çeşitli çelişkilerin de olacağını, karikatürün de, yeni anlatım yöntemlerini ve iletim ortamlarını kullanacak biçimde kendini yenileyerek bunları bir gülmece anlatımı biçiminde yansıtacağını düşünmek çok yanlış olmazmış gibi geliyor.
Cartooning is generally defined as an art that creates humor by using drawings. In fact when we look at the historical development of cartooning we see that it has two distinct properties. One of them is that it makes use of drawings as a medium, and the other is that it uses them in order to create a humoristic effect. In other words, it is not possible to call drawings that do not contain humoristic elements as cartoons.
Cartoons can create humor by making use of deformed or exaggerated drawings, sometimes made funny by creating similarities with other objects. By using these they point out to the controversies, disharmonies, inconsistencies or degenerations in the real life or they show an unexpected similarity. If cartooning criticizes individual or social behavior in doing this, it can achieve best results.
Cartoons generally use newspapers and magazines as a medium of communication. From time to time exhibitions and books are added to them. But cartooning is a short living artistic activity by its nature; like a spark, it sparkles and goes out. Its strength comes from using mass communication media and thus by the ability to speak to a larger portion of the population on the one side and from the accumulation of these sparks in the course of time. A single cartoon cannot have a great effect however interesting it might be. Only by the repetition of different but similar images can achieve this. And humor plays a great role in this process.
It is not easy to make human beings laugh. But if any situation or event can be connected to it, the probability of its being remembered increases greatly. Cartooning tries to achieve this by drawings and by the subjects it deals with. The message intended to be conveyed can sometimes be very influential by this accumulation of humor.
Cartoons do not always achieve humor only by drawings. They can also use verbal expressions by adding them to the drawings. They can even make use of word plays. A striking example of this can be seen on a book title of the Turkish cartoonist Nezih Danyal. He coined the word “Globeanatolization” in one of his books and with this he wanted to attract the attention to the relationship / controversy between globalization and nationalism. When these verbal expressions can become a whole with the drawings they can be more effective. The use of only drawings can sometimes be on a very abstract level and difficult to understand by the readers. On the other hand cartoons depending on purely verbal humor can degrade into illustrated jokes. Both elements should be used in some kind of balance if a cartoon has to be successful.
The history of cartooning shows that at various times and in various places there were different emphasizes in its expressions. Sometimes the graphic expression becomes more important, detailed or even realistic drawings are used. At other periods drawings become simpler, contain less details, they are more stylized or even used at an abstract level. But in all of them the element of humor is always present.
There are also cartoons that only aim to be funny. Turkish cartoonist Tan Oral once said that there are two kinds of cartoons, those which aim to make human beings think and those who aim to make human beings laugh. According to him the first ones have fulfilled their purpose and the second ones, “magazine cartoons” as he calls them, are going to survive. One may not agree with this argument considering that social contraversies will always exist. But the existence of cartoons for entertainment are a fact and they also make use of humoristic elements.
Without doubt the purpose of cartooning is not only to make human beings laugh. Every cartoon has some kind of message. It is possible to think of cartooning as some kind of interpretation of the world in which we are living. It takes the events and things of the real world and reinterprets them in the virtual medium of drawings by unearthing unexpected sides or relationships. If it can use humor successfully it can also evoke thoughts. Because of this, definitions like “..cartoons do not make one laugh but think..” or “..cartooning is the art of making human beings think by drawings..” are wrong or at least incomplete, since cartoons take their strength not only from drawings but also from the their humorous contents.
The two properties of cartooning, making use of drawings and evoking humoristic feelings, can be adopted by other arts too. It is quite natural especially for those artistic activities like painting, graphic arts, comic strips and animated films, which make use of two dimensional images, to be in such an interaction. To them we can add those arts that make use of computers, or use the mediums of cinema and television. Cartooning on the other hand is being influenced by their methods of expression and takes appropriate ones to increase its way of expressing.
As long as human societies exist there will be some contraversies and cartooning will continue to reflect them in some kind of humorous way by adopting new methods of expression and making use of new communication media. This thought does not seem to be very wrong.
Neredeyse cinayet, katil, suikast, başbakanlık seçimleri, deniz kazası, uçak kazaları, yağmur ormanlarını yok etme, kara para aklama ve yeni mafya sendikaları gibi kötü olaylar kadar mizah adına da çok şey söylendi. Aslında tüm bunlar karikatüriste meydan okuyan meselelerdir. Daha önce ortaya çıkmış ve gerçek gri yaşamda kara mizahın işinde olduğu gibi ortaya çıkmaya devam edecektir.
Fakat aynı zamanda sosyal geçmişle sarhoş ve deniz kazazedeleri bağlaştırdığı eğlendirici mizah vardır ve mizah anlayışı olan ve gülmeyi seven insanlar da vardır. Günlük yaşamda çok miktarda karikatür fikri olan, çok ciddi olan muziplerin olduğu gibi. Sonraki grup insanlar sık sık her zaman insanların onların vaktini boşa geçirmelerini beklemekten sıkıldıklarını söylerler. Şahsen günlük yaşamın iyi dozda kucağıma mizah düştüğünü keşfediyorum.
Tonlarca kağıt ve dosyalar yığılıyor ve çok miktardaki çalışma saatleri sadece aptalca meseleleri tartışmak için harcanıyor: Çöpler Çarşamba mı yoksa Cumartesi mi boşaltılmalı, köpek işaretleri doğru yerleştirildi mi, okullarda başörtüye izin verilmeli mi, mağazalar akşam 8’de mi, 7’de mi yoksa gece yarısı olmadan mı kapanmalı.
Bazı ülkelerde, örneğin, Arjantin’de insanlar neyi seçmeleri gerektiğinde değerlemede ne istekli ne de isteksizdirler: Banka dışında kuyruk olmak mı yoksa online bankacılığı denemek mi.
Mizah evrensel bir hediyedir; bir cente bile mal olmaz. Sadece çevreye bakmak gerek – olaylar her yerde bulunur. “İnsanlar Evlerinden Uzak” (göç teması) olayının sergisinde Arjantin’de Esperanza Kasabası’nda, mizahın ne kadar çeşitli olabildiğini gördüm. Esperanza Avrupalı göçmenlerin 150 yıl önce kurdukları bir kasaba; şu anda insanlar atalarının başarılarından gurur duyuyorlar ve onları sevgiyle koruyorlar.
Oradaki karikatür sergisinin katılımcıları çalışmalarıyla Arjantin gibi bir ülkeyi şekillendiren ülkelerden gelen Çağdaş Avrupalı karikatürcülerdi. Zaman ve gerçekler arasındaki farkını sergide de gösterildiği gibi hayal edebilirsiniz: sürgün hikayeleri, açlık, politik mülteciler, Faslılar, Cezayirliler, kutuplu, arnavutlar gii insanlar Avrupa’ya mültecilik yapmayı istiyorlar, bulamıyorlar ve sınırdışı ediliyorlar.
Öyleyse mizah zaman ve mesafe arasına köprü de olabiliyor. Kendimiz hakkında düşünmek için o her zaman mevcut. Zayıflır karikatürdür.
Ne yazık ki bu sadece izleyici için geçerlidir. Fikirleri kağıda dökmek ya da ekrana öylesine hızlı geçirmek karikatüriste bağışlanmamış. Fakat bu değişik bir karikatür hikayesi olurdu.
Quite a lot has already been said about humour, nearly as much as about evil things like murder and homicide, assassination, presidential elections, shipwreck, airplane accidents, the deforestation of the rain forests, money laundering and new mafia syndicates.
Actually, they are all proper subjects to challenge cartoonists. Facts, which have come up before and are likely to keep coming up in grey real life as well as in works of black humour.
But there is also light humour, with a social background, the humour associated with drunks and shipwrecked people, and there are people, too, who have a sense of humour and like laughing – just as there are jokers with tremendous cartoon ideas who, in everyday life, always keep dead serious. The latter often say they are fed up with people expecting them to be fooling around all the time.
Personally, I discover such a lot of nonsense and ridiculous things in everyday life that a good dose of humour falls right into my lap.
Tons of papers and files are piled up and enormous numbers of working hours are spent only to discuss rather silly things: whether the dustbins should be emptied on Saturdays or on Saturdays and Wednesdays; whether dogs should be put on the lead or not; how to place pizzeria signs correctly; whether to allow kerchiefs in school or not; whether to close shops at 8.00 p.m. or 7.30 p.m. or even not until midnight.
In some countries, e.g. in Argentina, people are – willy-nilly, that is – considering what to prefer: queue up outside a bank or try online banking.
Humour is a universal gift and does not cost a penny at all: you need only look around – occasions are found everywhere.
On the occasion of the exposition “People Away From Their Homeland” (the theme of immigration /emigration) in the town of Esperanza, Argentina, I once more could see how manifold humour can be. Esperanza is a town founded by European emigrants 150 years ago; its current population is proud of their ancestors´ achievements and preserve them with love.
Among the participants of the cartoon exhibition there were contemporary European cartoonists from those countries that shaped a country like Argentina with their work. One may well imagine the difference between times and facts as demonstrated by this exhibition: stories of expulsion, hunger, political refugees, Moroccans, Algerians, Poles, Albanians etc, of people who in our days seek refuge in Europe, do not find it, are expelled …
So humour can also bridge times and distances, it is always present for us to think about ourselves.
And the most direct, the fastest way to present ourselves and our frailties is the cartoon.
Unfortunately, this holds for the spectator only – putting ideas to paper or the screen that fast is not granted to the cartoonist. Yet, that would be a different cartoon story.
Her sabah güneş yeniden doğar ve her sabah yeni bir günün başlangıcıdır. Ve her sabah dünya yeniden kurulur ve her sabah usta çizer Cemal Nadir Güler’ in yıllar önce çizdiği “DEVLETLER HUKUKU” alt yazılı karikatüründe olduğu gibi başlar.
Karikatür şöyledir. Aslanın ağzında Tilki, onun ağzında Kartal, kartalın pençesinde Tarla Faresi, onun ağzında Kertenkele. Kertenkele kurbağayı yakalamış. Kurbağanın ağzında Örümcek, örümceğin ağzında sinek.
Yaşam hakkı güçlünündür. Güçlü olan yaşar. Bu kural devletler arasında olduğu kadar ekonomide, siyasette, günlük yaşamda da geçerlidir. Yaşam savaşı ezenler ile ezilenler arasında. Ezenler ve ezilenler her zaman her yerde daima birbirlerinin üzerine yürürler.
Gün geçmiyor ki televizyonlarda bazen de ellerinde pankart sokaklarda, meydanlarda hak arayan yürüyenleri seyretmeyelim. Ekonomik çıkarlar, siyasal güçlerin savaş kararları silah tacirlerini ve onların pazarlayıcılarının yüzlerini güldürüyor. Kıtalar arası uçaklarla taşınan emperyalist güçlerin askerlerini ellerinde silahları ile işgal ettikleri ülkelerde yürüyüşlerini televizyonlarda ve bazen de anında izliyoruz. Bu tutum ve davranışlar mizah ve karikatürün ana kaynaklarından biri olmaya Dünya var oldukça devam edecektir.
İç dengelerin oturmadığı kurulmadığı sanayileşmenin ifade özgürlüğünün, Hukuk anlayışının, Eğitim ve sağlık hizmetlerinin halledilmediği inançların sömürüldüğü, dinin siyasete bulaştırıldığı, kadının kapatıldığı inanca yaşama haklarının verilmediği ülkelerde mizah ve karikatür nasibini bol bol alır. Çağdaş uygarlığı yakalamamız gereken günümüzde bizler millet olarak “Türbanın dini mi? Yoksa siyaset bir simge mi?” Olduğu tartışması içinde boğuşuyoruz. Bazı kurum ve kişiler ekonomik ve siyasal çıkarları için dini siyasete neden bulaştırırlar? Onların yaptıkları bu din sömürüsünü görmemek, yazmamak, çizmemek mümkün mü?
1915’ de Çanakkale’ de, 1919 – 1923 Kurtuluş Savaşında Yunanlıların, İngilizlerin, Fransızların hele hele dünyanın öbür ve Avustralya’ dan gelen Anzakların Anadolu topraklarında ne işi vardı?.. Neden geldiler?.. Neden öldüler?.. Neden öldürdüler?.. Hitler Avrupa’yı neden işgale kalktı?.. Neden Yahudileri yok etmek istedi?.. Amerika niçin Kore’ ye gitti?.. Yıl 2003 Amerika ve İngiltere Irak’ ta bulamadığı kitle imha silahlarını bahane ederek ülkeyi demokrasiyi kurma adına neden işgal etti? Her yan mizah dolu bir dünyada yaşıyoruz gel’ de yazma, gel’ de çizme.
Hukukçu olan rahmetli babam derdi ki; “Savaşlar ilahidir. Dünya var oldukça devam edecektir.” İnsan nüfusunun artışı dengelenmedikçe, cehalet aşılmadıkça Milliyet ve ideoloji adına savaşlarda devam edecektir. Mizah ve karikatür’ de bu trajik olaylardan nasibini alacaktır.
“Filozoflar çoban olmadıkça yada çobanlar filozof olmadıkça ülkeler bekledikleri mutluluğa ulaşamazlar.” Bugüne kadar dünya’ da filozofların idare ettiği bir ülkeye rastlanmamıştır, rastlanmayacakta, gel’ de yazma, gel’ de çizme...
20. Yüzyıl savaşlarında Milliyetçilik ve ideoloji adına ölenlerin 150 milyonun üzerinde olduğu söylenir. 21. Yüzyılda insanoğlu akıl ve mantığını kullanmadığı sürece acı çekmeye mahkumdur. Ulaşım haberleşme ve savaş sanayiindeki teknolojik gelişmelerin karşısında insan haklarının artacağı kaçınılmaz olacaktır.
Müslüman ülkeler inançlarında gerekli devrimi yapmadıkça çağın uygarlık düzeyine ulaşabilmelerine olanak yoktur. Bu gerçeği gördükçe gel’ de yazma, gel’ de çizme.
Benim 1955 yılında Jeam Denis adında birde İtalyan kökenli Amerikalı Joe Lombardi adında iki arkadaşım oldu. Bu dostluk halen devam etmektedir. Hatta Joe anneme anne, babama baba derdi. O yıllarda ikisine de şu soruyu sordum. “Ülkelerimiz savaş halinde olsa savaş meydanında karşı karşıya gelsek ne yapardın?” İkisi de aynı cevabı verdi “Elimizdeki silahları atar, seninle kucaklaşırdık” Bende onlara aynı sözlerle cevap verdim.
Bu olay üzerine birde karikatür çizdim, Karikatür 1955 yılında yayınlanan albümünde yer aldı. Ama, öyle bir savaş olsaydı ve bizde bu davranışlarda bulunsaydık her birimizde ülkelerimizin askeri mahkemelerinde soluğu alırdık. Öyle değil mi? İşte mizah işte mizahın gücü...
Ekonomik dengeler sağlanamadıkça, zenginle fakir arasındaki uçurum küçülmedikçe, ülkeler din, siyaset ve silah tacirlerinin elinden kurtulmadıkça mizah ve karikatür, ustalarının ilham kaynağı olmaya devam edecektir. Düşünmeyen, üretmeyen ülkeler ezilmeye sömürülmeye mahkumdur. Yaşam her yönüyle mizah. Gel de yazma, gel de çizme...
HOW COME YOU DON’T WRITE AND DRAW...
Every morning the sun rises again and every morning is the start of a new day and every morning the world is reestablished and every morning starts in the way that the expert cartoonist Cemal Nadir Güler years ago drew with the caption “The law of states”.
The Cartoon is like this: In the mouth of a lion, there is a fox, and in its mouth, these is an eagle, in the paws of the eagle, there is a common vole and a lizard in its mouth. The lizard has caught a frog and in its mouth, there is a spider, in the mouth of a spider, there is a fly.
The strong has the right to live. This rule is valid in economy, politics and daily life as much as it is between states. The fight for life is between those who crush and those who are crushed. Those who crush and those who are crushed attack each other.
There is no single day that we don’t watch walking people fighting for their rights and sometimes a sign in their hands. Economic benefits, the decision of political power to have a war satisfy arm dealers and those who market these. We watch the soldiers of imperialist power arms in their hands carried away by plane between intercontinents. These type of attitudes and behaviour will always be the source of humour and cartoon as long as the world continues to exist.
In the countries where inner balance has not been setup where, industrialisation hasn’t been established, where there is no freedom of speech, where the problems concerning justice, education and health, beliefs have not been dealt with where women are covered, humour and cartoon get their lot to a great extend.
We, who are supposed to keep up with contemporary civilization, have been struggling with the issue whether “turban is religious or not” or “whether it is a symbol or not.” Why do some people and institutions endanger politics using religion for their own economic and politic benefits? Is it possible to avoid seeing, writing about and drawing the exploitation of religion that they have been trying.
In 1915 in Dardanelles, during Independence War between 1919–1923 what had Greek, British, French and even from the other side of the world Australia got to do with or/and. Why did they come? Why did they die? Why did they kill? Why did Hitler try to occupy Europe? Why did he want to destroy Jews? Why did America go to Korea? Year 2003. Why did America and England occupy Iraq by showing massive destruction weapons that they were not able to find for democracy as an excuse? Everywhere is surrounded by humour, how come you don’t write and draw.
My blessed father who was a jurist used to say. “Wars are blessed and will continue as long as the world exists.” These wars in the name of nationalism and ideology will continue if population is not balanced, ignorance is not handled. Humour and cartoon will get their lot.
If philosophers don’t become shepherds or shepherds don’t become philosophers, countries will suffer. Till today there has been no country governed by a philosopher and there won’t be any! So how come you don’t write and draw...
It is said that those who died in the name of nationalism and ideology were over 150 million in the 20th century wars. In the 21st century, mankind will suffer if it doesn’t use his mind well. It is unavoidable that human rights will increase due to technological improvements in communication and war industry.
If Muslim countries don’t have a reform in their belief system, it is not possible to catch up with the civilization level of the age.
In 1955 I had two friends. Jean Dennis and Italian rooted American Joe Lambard. We are still friends. Even Joe used to call my mum as “Mum” and my dad as “Dad”. In those years I asked them this question. “What would you do if we met in a battlefield?” Both of them responded in the same way. We would throw weapons away and embrace each other! I responded that way too.
I drew a cartoon on this. “If we had such an attitude, we would be sent to military court, wouldn’t we? Here is humour and the power of humour.
If no economic balance is provided, the gap between the rich and the poor is not bridged, countries are under the influence of arms dealers, humour and cartoon will be the source of the inspiration of their eports. Countries that do not think and produce are condemned to being exploited. Life is humour from any of its perspective. How come you don’t write and draw.
“Gül ve dünya da seninle birlikte gülsün” bir atasözü izlenimi verebilir ama aslında Ella Wheeler Wilcox (1855–1919) tarafından yazılmış bir şiirin bir dizesidir. Aynı şekilde karikatür mizahına ve zamanımızın karikatürünün uluslararası doğasına da uygulanabilir.
Mizah, “eğlenceli ve komik olma özelliği” (The Concise Oxford Sözlüğü) tüm değişik karikatür türlerini istila ediyor: politik, hicivli, sosyal, spor, portre, çizgi roman, reklam karikatürleri ve şaka ya da ince esprili karikatürleri, belki de karikatür mizahının en saf şekli. Çünkü mizah hicivli ya da politik bir ifadenin sonucu olarak değil, kendi için oradadır (Mizah genellikle sadece artık gülünecek yanı olmayan çok ciddi politik ya da hicivli karikatürlerde yer almaz. Karikatürün ortam oluştuğunda karanlık bir yanı vardır).
İnce mizahlı karikatür tüm asıl saflığında somut mizahtır, daha önce olduğu gibi soyut bir özellik eğlendirmek ve güldürmek için tasarlanan imgeyi üretmek için dikkatli yaratılmış çizgilerin ve şekillerin kümesidir.
Tıp bilimi kahkahanın sağlıklı olduğunu kanıtları ve bir gülümseme dünyayı aydınlatabilir.
İnce mizahlı karikatür özellikle güldürmek için gerekli olsa da insanların içinde bulunduğu durumu kaza eseri açığa vurabilir ya da bazı sosyal gerçeklere değinebilir.
Mizah durağan bir niteliğe sahip değildir. Birçok farklı durumları tahmin edebilir ve karikatürist değişik sınıflandırmalara göre farkında olmaksızın ya da gönülsüz bir şekilde olsa bile bu durumu ustalıkla kullanır.
Bunlardan gerçek yaşamda olmayacak bir durumu tasvir eden bir karikatürdeki mübalağa açık bir örnektir.
Buna karşın, bir karikatürdeki karakterlerin hiç tepki göstermediği, önceliklerin değerlendirilmediği bir durumda azaltma vardır.
İzleyicinin tanıdığı ve tanımladığı anlayıştan ortaya çıkan tanıdık durum, karikatürleri çok yaygındır. İnsanların kaç kez bir karikatüre bakıp “ne kadar doğru”, “adam aynı benim Amcam Henry gibi davranıyor” dediğine şahit olduk.
Diğer sınıflandırmalar uygunsuzluk; birbirinden çok farklı olan ve genellikle mizahi ve ilginç bir şekilde ilinti kurulan şeyler; saçmalık; mizahın anlamsızlıkla gerçek üstüye itelendiği gidiş; fikirlerin çağrışımı; karikatüristin iki ya da daha fazla konuyu alıp mizahi bir yorum yaratmak için kullanması gibi öğeleri içerir. Konulu karikatüristler sık sık iki ayrı haber öğesini acıklı bir nükteye dönüştürecekleri bir şekilde biraraya getirerek başarırlar.
Tüm bu sınıflandırmaların örnekleri basında, karikatür kitaplarında, karikatür sergilerinde ayırtedilebilir. Bu sınıflandırmaları saptamak eğlenceli bir alıştırmadır.
Mizahın anlaşılması zor ve oldukça kişisel olduğunu belirtmek önemlidir. İnsanlar aynı şakaya gülmeyebilir. Bir kişiye gülme nöbeti geçirten karikatür diğer bir kişiyi taş gibi sessizliğe büründürebilir. “Bunu hiç komik bulmuyorum” tüm karikatüristlerin ve tüm görsel mizahçıların korkuyla beklediği ifadedir.
Karikatürlere olan tepkimiz kendi geçmişimiz, kişiliğimiz, yetiştirilme tarzımız, eğitimimiz, hayat tecrübemiz, kişisel kültürel hazinemiz ve kesinlikle bir ya da iki gen tarafından da etkilenir.
Yıllar önce mizah tam anlamıyla değil ama belli ölçüde ulusal sınırlarla sınırlandırılmaya eğilimliydi. Japon mizahı örneğin bir Norveçli ya da İtalyan tarafından takdir edilmeyebilirdi. İngiliz mizahını belki de bir Çinlinin ya da Zululu’nun anlaması güç olabilirdi ve Türk mizahı bir Tahitili ya da İzlandalıya karmaşık gelebilirdi.
Fakat tüm bunlar değişti. Şimdi özellikle uluslararası festivallerden yeterli kanıt mevcut. Birçok ulusal özellikler karikatürde hala mevcut olsa da mizah daha evrensel olarak algılanmaya başlandı. Geçmişten daha fazla tüm ülkelerin insanları kültürel değişiklikler sorun olmadan aynı komik fikre gülebiliyor. Bu açıkça küresel kitle iletişimin ve hızla artan uluslararası seyahat gibi diğer etkilerin gelişmesiyle oluyor. Tüm bunlar dünyayı küçülttü ve bizleri birbirimize yaklaştırdı.
Birkaç yıl önce Belçika’da uluslararası karikatür festivali ve yarışmasında juri üyesiydim. Birçok ülkeden gönderilen karikatürleri incelerken, kendimi ürkücü bir şekilde tanıdık gelen bir karikatüre şaşkınlıkla bakarken buldum.
Yaklaşık 15 yıl önce bir Londra dergisine çizdiğim bir fikirdi: Bir 747 Jumbo Jet dünyaya dalarken elinde mancınık yüzünde suçlu ifadesi olan küçük çocuk kaçıyor. Fakat bu karikatür merkezi Çin’de benim orijinal karikatürümü görmesi mümkün olmayan çinli bir fabrika işçisi tarafından çizilmişti. Dikkate değer bir tesadüftü, hatta esrarengizdi. Dünyadaki karikatüristlerin zihinlerini irtibata geçiren büyük bir telepatik ağ mı var?
Herneyse, hem aynı şeylere gülüyoruz hem de bağımsız olarak aynı mizahi fikri aklımızdan geçiriyoruz.
Öyleyse bu yazının başında bahsedilen şiire dönmek “Gül ve dünya da seninle gülsün” dizesi açıkça doğru ve geçerli bir ifadedir. Bunu takip eden dizenin “Gözyaşı dök ve yalnız gözyaşı dökersin” olduğu belirtilmelidir.
Fakat gözyaşı dökme sadece bir karikatür bir gazete veya dergi editörü taraından reddedildiğinde söz konusudur.
“Laugh and the world laughs with you” may have the ring of a proverb, but it is actually a line from a poem by Ella Wheeler Wilcox (1855–1919). It is directly applicable to cartoon humour and to the increasingly international nature of cartooning in our time.
Humour, “the quality of being amusing or comic” (The Concise Oxford Dictionary), pervades all the various cartoon categories including political cartoons, satirical cartoons, social cartoons, sports cartoons, caricatures, strip cartoons, advertising cartoons – and joke or gag cartoons, probably the purest form of cartoon humour because the humour is there for its own sake and not in the cause of a political or satirical statement. (Humour is usually only absent in deadly serious political or satirical cartoons dealing with subjects that are no laughing matter – cartooning does have its dark side when the occasion arises.)
The gag cartoon in all its pristine purity is humour incarnate, an abstract quality as it were, made flesh, or at least an assemblage of carefully created lines and shapes to produce an image projecting a humorous idea for the purpose of amusement and entertainment.
Medical science has proved that laughter is healthy – and a smile can light up the world.
Yet, while gag cartoons are essentially for fun, they can and often do incidentally illuminate some aspect of the human condition or touch upon some social truth.
Humour is not a static quality; it assumes many different forms, and the cartoonist is able to manipulate it, albeit unconsciously or involuntarily, according to various categories.
An obvious one of these is exaggeration in which the cartoon depicts a situation that goes far beyond what would happen in real life.
In direct contrast to this, there is understatement with a strong degree of under–reaction by the characters in the cartoon, a case where first things are not put first.
Very common is the familiar situation cartoon where the humour arises from a sense of recognition and identification on the part of the viewer. How often have we heard people say, on looking at a cartoon, “How true!” or “That man is behaving exactly like my uncle Henry”?
Other categories include incongruity or out of place: things which are very different and not usually connected are brought together in a humorous and surprising way; absurdity in which the nonsensical characterises the humour, at times all the way into surrealism; association of ideas where the cartoonist takes two or more subjects and combines them to create a humorous idea or coment. Topical cartoonists frequently achieve this by marrying two separate news items into one pungent gag.
Examples of all these categories – and others – can be spotted in the Press, in books of cartoons and cartoon exhibitions. Identifying the categories can be an amusing exercise!
It is important to note that humour can be an elusive quality and often highly personal. People in all their diversity do not necessarily laugh at the same jokes. A cartoon which sends one person into paroxysms of laughter may be viewed in stony silence by another. “I don’t find that funny” is an utterance dreaded by all cartoonists, by all visual humorists.
Our reactions to cartoons are influenced by our own background and character, by our upbringing, education, experience of life, personal cultural treasury – and surely a gene or two as well!
Years ago humour tended to be circumscribed by national boundaries, not entirely, but to a considerable extent. Japanese humour, for example, may not have been appreciated by a Norwegian or an Italian. British humour probably was difficult to fathom for a Chinese or a Zulu, and Turkish humour could well have puzzled a Tahitian or an Icelander.
But all this has changed. There is ample evidence now, notably from international cartoon festivals, that, while fortunately many national characteristics remain in cartoons, the humour itself has become perceptibly more universal. Much more than before, people of all nationalities can laugh at the same humorous ideas, without cultural differences getting in the way. This is clearly because of the growth in recent times of mass global communication, and other influences like greatly increased international travel. All of this has made the world smaller and has brought us all closer together.
Some years ago I was a member of the jury at an international cartoon festival and competition in Belgium. As I studied cartoon after cartoon sent in from many countries, I suddenly found myself looking in amazement at a cartoon that was startlingly familiar.
It was an idea I had done for a London magazine about fifteen years earlier: a little boy clutching a catapult is running away with a guilty look on his face, while a 747 Jumbo Jet plunges to earth.
But this cartoon had been drawn by a Chinese factory worker in central China who certainly could not have seen my own original cartoon. It was a remarkable coincidence, even uncanny – is there a vast telepathic network which connects the minds of cartoonists around the world?!
In any case, not only do we laugh at the same things, we also independently think of the same humorous ideas.
And so, to return to the poem mentioned at the beginning of this paper, “Laugh and the world laughs with you” is obviously a true and valid statement. It should be mentioned that the next line of the poem is “Weep, and you weep alone.”
But weeping is only for when a cartoon is rejected by a newspaper or magazine editor!
Gülümseme ve düşünme ayrıcalığı, insanın varlık nedenlerini oluşturan ve birbirini tamamlayan iki öge. Düşünmenin açılımında, bu coğrafyanın garip kaderine denk gelen farklı çağrışımlar var oysa: Kara kara düşünmek gibi.. Karadenizde gemilerin batması gibi; ille de, düşün düşün beokadır işin gibi! Gülümseyen düşünce diye tariflenen çizginin, her şeye karşın bu topraklara nasıl sızdığı ise gerçekten düşündürücü bu nedenle. Düşüncenin öyle ya da böyle denetime alındığı, kontrolda tutulduğu, dahası zincir şıkırtılarıyla birlikte anıldığı bir yakın tarihin hemen ardından, gülümsemenin iç burkucu çağrışımları yoksa yama gibi mi kalıyor?
Mizah, yaşamın ta ortasında yer alıyor oysa. Asla yama gibi değil. Bu toprakların İncili Çavuşlu, Kaygusuz Abdallı, Hoca Nasreddinli, Neyzen Tevfikli, Eşrefli, Aziz Nesinli bir uzun dönem mizahlı tarihi var çünkü. Ağır oturalım molla desinler, konuşmayalım derin düşünüyor sansınlar yutturmacası bizatihi kara mizah malzemesi oldu çoktan. Sonuçta, düşünceden mizaha, mizahtan karikatüre, karikatürden yaşadığımız dünyanın “yeni bir tariflemesine”, gülümsemenin sancısız bir yolculuğunu gerçekleştirmekle yükümlüyüz. Bizler! Yani, mizahı bir söylem, bir dil, bir çığlık olarak benimseyenler.
Farklı sanat dallarında at oynattığım için gözlediğim bir tesbiti yinelemekten kaçınmak istemiyorum. Sarılacağımız değerleri yitirdikçe böceğe batmış armut ağacından beter oluyoruz. Verimsiz, kısır ve gelecek vaat etmeyen bir kuru çalı çırpı demeti gibi. Sonuçta, ne kendimize ne de içinde yer aldığımız topluma hiç b