KARİKATÜR VE SİYASET

CARTOON AND POLITICS

NEZİH DANYAL

KOVANA ÇOMAK SOKMAK

Karikatür arı kovanına çomak sokmaktır bir anlamda.

Siyasi arılar, emekçi arıların ürettiği balın paylaşımını yöneten olmak için siyaset yaparlar. Birbirlerini acımasızca eleştirirler. Karşıt görüşlü siyasetçi arılar, ötekilerini cehalet, beceriksizlik, ahlaksızlık, rüşvet almak, yolsuzluk yapmak, yalan ve iftira gibi iğnelerle sokarak yönetimi ele geçirmelerini önlemeye çalışırlar. Kendi siyasetleri esenliğe giden en iyi yoldur.

Sonuçta birileri yönetimi ele geçirir.

Seçme olanağından yoksun dünyaya gelen, ailemizi, çevremizi, kentimizi, ülkemizi seçme şansı olmayan biz, gün gelir bizi yönetecekleri seçme yüceliğini kazanırız.

Seçmen kimliğiyle, ya sözünü ettiğimiz kovanın içinden bize sunulan adaylardan birini yöneten olarak yaratıp, sonra da yakarırız. (Yine de oy iğnemizle diğer siyasi arıları mahvettiğinizi düşünüp avunuruz.)

Ya da kendi siyasamızı üretip, kimi zaman kovan dışında kalmayı da göze alarak siyaset yapmaya çalışırız. Yönetime giden yolu kendimiz çizeriz.

Karikatür, bu kovana dışardan, çini mürekkebine batırılmış çomağı sokarak yönetimlerin, yöneticilerin yanlışlarını, aksaklıklarını, çağdışı anlayışlarını işaret etmek, göstermektir. Üzerine bulaşan bu çini mürekkepli eleştiri, siyasetçiyi tedirgin eder, hırçınlaştırır çok nadir olsa da, dışa vurmaz ama, haklı bulur.

Bunun tersi, muhalif arılar her zaman karikatürcülerin yanında olmuşlardır. Ancak yöneten olduklarında karikatürcülerin işlerine çomak sokmasını istemezler.

Ama bunlar da olmasa bizi kim yönetir, onlara hoşgörüyle yaklaşmalıyız mantığı, balı üreten yönetilenlere haksızlık olmaz mı?

Karikatür hep güçsüzün, ezilenin yanında olmamış mıdır?

Öyleyse bu siyaset kovanı oldukça, karikatürcüler de çomak sokup duracaklar..

POKING A STICK IN A BEEHIVE

In a sense, cartoon is poking a stick in a beehive.

Political bees, take part in politics to become the administrators of the allocation of the honey produced by the working bees. They brutally criticize each other. Political bees of opposite opinions prickle the others with stings such as ignorance, incapability, immorality, bribery, corruption, lying and slandering, in order to avoid them to seize power.

However, in the end, someone gets hold of the administration.

We, who come to this earth without a choice, without being able to choose our family, environment, city or country, become worthy of choosing those who govern us when time comes.

As voting members of the society, we create one of the candidates presented to us from within beehive as an administrator and plead to him. (But, all the same, we believe and relieve ourselves thinking that we have destroyed all the other political bees with our sting called vote.)

Otherwise, we produce our own politics, and try to deal with politics taking the risk of being expelled from the beehive. We chose the way to power on our own.

Cartoon, is to point out the misdeeds, errors, outmoded comprehension of administrations and administrators poking a stick dipped in ink into that beehive. The criticism smeared with ink bothers, irritates the politician; even though he does not admit it, he seldom agrees to it.

Conversely, bees of the opposition have always supported cartoonists. However when they become administrators they don't want cartoonists to meddle with their business.

Wouldn't it be unjust for the honey-producing public to think who would govern us if it weren't for them, we should be more tolerant?

Hasn't cartoon always backed up the meek and the oppressed?

So, cartoonist will keep on poking sticks as long as this beehive of politics exists.

 

 

TURHAN SELÇUK

KARİKATÜR ve SİYASET

Politik karikatürler gelip geçici gibi görünürler ve birçok kişi de politik karikatürlerin ömürlerinin az olduğu düşüncesi vardır. Gazete basılır, yirmi dört saat yaşayan bir kelebek gibi ertesi sabah ölür. Bu tümüyle doğru bir düşünce sayılamaz. Siyaset, madem ki, ne kadar değişik görünürse görünsün, birbirine benzer olayların periyodik devamıdır; pekâlâ zamana dayanacak karikatürler çizmek olasıdır.

Yıllar önce çizilmiş siyasal ve toplumsal karikatürlerin, tekrar tekrar çizildiğini, ayrı ayrı kişiler tarafından çizildiğini çokça görüyoruz. Kalıcılığını yitirmiş görünen karikatürler ise çağının belgeleri arasında zamanı geldikçe anımsanmakta, yayımlanmaktadır. Bu bile önemi küçümsenmeyecek bir işlevdir. Tarih, bilimsel yasalar içinde oluşur. Yaşadığımız dönemin siyasası içinde değişen olayların değişmez özünü yakalayan karikatürcü, yarına kalacak yapıtlar yaratabilir.

CARTOON AND POLITICS

Political cartoons seem transitory and many people believe political cartoons are short-lived. The newspaper is printed, and dies the next morning like a butterfly that only lives for twenty four hours. This thought is not altogether true. If politics is the continuation of similar events, much as they seem different, it is possible to draw cartoons that will embrace time.

We often see social and political cartoons drawn years ago, drawn time and time again by different people. Yet, cartoons that seem temporary are remembered and re-published as the documents of their period when time comes. Even that is a function not to be disparaged. History materializes within the framework of scientific laws. The cartoonist, who is able to grasp the unalterable essence of the changing events of the current policy, can create works that will pass on to the future.

 

 

STEPHEN MUMBERSON

 

KÖTÜ YÖNETİMİN HAYALETİ

"Ancak insan, hepimizi bize ayrılmış bir yerde tutabilecek özellikli alışkanlıkların rahatlığının fazlasıyla baştan çıkarıcı olabileceğine inanmayı reddetmelidir."

Muhalifler, Seyirciler, Seçmenler ve Toplum,

Edward W. Said, 1982

Politikacılar, kendi bireysel davranışlarıyla alay etmeyi amaçlayan karikatürleri satın almaya başladığında bir şeyler değişti. Karikatürcüler, - beden, yüz ve davranışlarla ilgili - o özellikleri ele alıp, abartmaya başlayınca, savurganlık, yalanlar ve iş bitiricilik tamamıyla yok olacaktı. Doğru karikatür, fikri pek ender sorulan ve umursanmayanların sesi olarak yanlışlıkları düzeltme gücüne sahipti. Ama bunlar, politikacıların imaj yerine fikirlere sahip olduğu bir dünyada geçerliydi. Şimdi pop yıldızlarında olduğu gibi, gördüğünüzle yetinmek zorundasınız - gerçek politika, hoşa gidecek bir yüzü destekleyen politik bir alt-kültür tarafından yönetiliyor. Politika ideolojiden giderek uzaklaşan, onun yerine dar kapsamlı tüketici ve holding çıkarlarıyla ilgilenen bir bilme sürecine dönüştü. Gerçek politika, pazara dahil olmayan toplumlarda ve çeşitli nedenlerle sessiz bir varlık durumunda kalmayı hak ettiği düşünülen marjinal insanlar arasında yaşıyor. Sanki tarih, politikacıyı tüketim ekonomisinin doğal sonucu olan bencillik dışında herhangi bir felsefi düşünceden arındırmış. Milletvekili adayları, herhangi bir özgün düşünceden çok, aralarında pek fark olmayışıyla dikkat çekiyor. Halkın temsilciliği kavramını oluşturan sistemler, yapılar ve kazanılmış haklar akıl yolundan o kadar uzaklaştı ki tarafsız hale geldi - gerisi senaryosu olmayan bir piyesten başka bir şey değil. Politikayı ideoloji yönlendirmiyorsa, duygusal eğilimler doğacı görüşleri yükseltecektir. Ne kadar saçma veya kötü yönetici olursa olsun, açık görüşlere sahip olmayan bir politikacı veya temsilci karanlığın - halkı sessizliğe mahkûm eden bir karanlığın bekçisidir. Aynı şekilde, popülist biri de, baskıcı, genellikle sadistçe baskıcı ve şiddet dolu bir güç ifadesinin denetiminde olmayan bir masal imajına uygun düşmeyenlerin mezarları üstünde neşeyle dans edecektir. Bir diktatörün, bir soytarının abartılı davranış ve mimiklerine sahip olduğunu ne kadar sık görürüz? Ancak bazı karizmatik çekicilikleri, bu şarlatanların okumuş insanlar üzerinde bile nüfuz kurmalarına fırsat tanır. Politika, kötülük yapma becerisinin yalnız uygulayan tarafından değil, destekçileri veya uygulamadan etkilenenler tarafından da yaygınlaştırıldığı ender mesleklerden biri olma özelliğini sürdürüyor. Açıkça görülüyor ki, politikacılar için gücün erotizmi var ve başkalarının özgürlüğünü kötüye kullanmak -kontrol etmek- için derin arzular besliyorlar. Öyle dönemler oluyor ki, iktidardakilere, yani uluslar-üstü şirketlere, askeriyeye, sanayie ve uluslararası finans faaliyetlerine sağlanan çıkarlar, demokratik süreci öyle kendilerine göre yönlendiriyorlar ki, post-demokratik bir çağda yaşamayı tercih ediyoruz. Bu, ideoloji veya politik felsefe öldü demek değil, ama bize sunulan güç odaklarından, toplumun marjinal diye kabul edilen veya pazar değeri olmayan alanlarına doğru sürüldü. Bu doğruysa, halkın temsilcisi tanımı değişecek, şu anda politikacı olarak gördüklerimiz, şirket çıkarları uğruna çalışanlar olarak görülecektir. Bu durum karikatürcü için önemlidir, çünkü bulunduğumuz konum gereği politikacının ağzından çıkan her sözcükten, attığı her adımdan kuşku duymak, sonra da saçma yanlarını göstermek zorundayız. Bu strateji, makamların şeffaf olduğu, politikacıların halkla ilişkiler uzmanlarının veya imaj yapıcıların eline düşmesinden önce, politik hedefler daha belirginken iyi işliyordu. Ama şimdi, politik süreç kendi formuyla ve yolunu kaybedip popüler görüşten bir mikron uzaklaşabilecek herhangi bir fikir esintisini kamufle etmekle meşgul. Artık politik hayat, önceden yazılmış tarihmiş gibi, beşeri dünyaya uygulanan sahte bilimler ve ölçü sözcükleriyle dolu. Bu yüzden, kaşlara dayanmış burnun boyutlarını büyütmek, göbeği kemerin üstünden sarkıtmak, medyaya boğulmuş günümüz dünyasında politikacının absürd yanını göstermek yerine tam aksi bir etki yaratabilir, dahası bu olumsuz tipleme politikacının reklamını bile yapabilir. Son yıllarda, politikacılar bir tek fikirle kazanamadıkları halk desteğini, karikatürler aracılığıyla kazandılar. Biz karikatürcüler etkin olacaksak, bundan böyle bireysel politik egolara veya partilere boyun eğemeyiz, sorgulayıcı olmak yerine eğlendirici olan mesajlar veremeyiz. Karikatürcü ameliyat bıçağına dönüp, tatsız medyatik beyanatlardan oluşan birikmiş yağ tabakasını kesip atmak, bu süslü sunumun altında, derinlere gizlenmiş ideolojiyi veya gündemi bulup çıkarmak zorundayız.Karikatürcü, kazanılmış hakları, kurbanları, sessiz çoğunluğu, yani politikacının toplum tanımı dışında varlığını sürdürenleri teşhir etmelidir. Karikatürcü, güç odaklarının ve iyi sunulmuş politikanın etkilerinden uzak yerini emniyet altına almalıdır. Nahoş gerçekleri, kirli elleri ve çelişkileri ortaya çıkarmalıdır. Kısacası, karikatürcü, imajın arkasında yatan gerçeği teşhir etmek için ideolojiye ve tarihe inanmayı göze alamaz, çünkü sessiz çoğunluğu tanımak zorundayız. Duvarlara yazılan yazıları okuyun, barlarda konuşulanları dinleyin, sokaktaki insanla konuşun, topraktaki tutkuyu görün, unutulmuş yerlere gidin. Londra'nın yoksul bir köşesinde, Köhne Hurda Parkına bırakılmış çarpılmış, hurdaya dönmüş, kenarına "Neden diye Sor" yazılı lastiksiz beyaz bir araba gibi...

 

 

THE SPECTRE OF MISRULE

"One must refuse to believe, however, that the comforts of specialized habits can be so seductive as to keep us all in an assigned place."

Opponents, Audiences, Constituencies and Community, Edward W. Said, 1982

When politicians start to buy the cartoons, which are aimed at ridiculing their individual absurd behavior, something has changed. Once the cartoonists with the turn of a hand could pick and exaggerate those features - bodily, facial and manneristic - to such a point that the putt up extravagance, lies and expediency would be fully destroyed. The right cartoon image had the power of redress, for the voices of those rarely asked or considered. But that was in a world where politicians had ideas rather than image.

Like rock stars, what you see is all you get - the true politics is run by a political subculture, which supports a face with a fashionable form, politics has become a knowing process, less and less involved with ideology but instead, concerned with a thin vale of consumer or corporate interests. The real politics lives in those communities outside the market and those marginalized people, whom for various reasons, are seen as deserving a voiceless state of existence. It is as though history had exonerated the politician from any philosophy other than that of self-interest, with a consumerist corollary. Candidates for public office are more noted for their lack of difference than any sense of original thinking. Have the systems, structures and vested interests that form our notions of public representation become so divorced from reason, that they have become neutralized - Nothing but play-acting without a script.

When ideology no longer drives politics, sentimental mawkish tendencies will gratify naturalist views. However absurd or badly governing, a politician, a representative without open views is a sentinel of darkness - a darkness which sentences a people to silence. Equally, a populist will happily dance on the graves of those who do not match a fairy tale image regulated by oppressive, often sadistically oppressive and violent expression of power.

How often does a dictator appear to have the mannerism and expression of a clown? Yet some charismatic charm allows these charlatans to continue to exercise power even over the educated. Politics remains one of the rare professions that the capacity for evil is extended not only by the practicer but also by the followers or those acted upon.

Clearly, there is an eroticism of power and deeper desires to transgress the freedom of others as a politician, - to control. There are times when it appears that the vested interests of those in power, trans-international corporations, military, industrial interests and international financial activities, have so engineered the democratic process that we may live in a post-democratic times. That is not to say that ideology or political philosophy is dead, but it has been cast back outside the structured centers of power to areas of society seen as marginal or of no market interest. If this is so, the definition of people's representative will change, and those we now see as politicians can only be seen to be working for corporate interests.

So as cartoonist does this matter, for surely it should be the nature of our position to doubt every word from a politician's mouth or every action taken then to point out its absurdity. This strategy worked well with clear political targets, where positions were openly exposed and politicians untouched by the public relations or spin-doctors alike. But now the political process is so concerned with its form and camouflaging any hint of an idea that may stray one micron away from popular opinion. Political life is full of false sciences and words of measurement applied to a world of humanity as though this was a pre-written history. Hence to merely enlarge the size of the nose bushing up the eyebrows, dropping the belly over the waist band - may instead of showing the absurd nature of a politician have the opposite effect in our cross mass media saturated world - it may even promote the politician even with a seemly negative characterization. In recent years, politicians have gained greater public recognition from the characterization through a cartoon than from a single idea.

If we as cartoonists are to be effective we can no longer pander to individual political egos or parties, massaging desires to be entertained rather than questioned. The cartoonist must return to his or her surgical knife to cut, cut, cut away the agglomerated fat of media bland statements and search out the ideology or agenda hidden deeply under the stylistic presentation.

Cartoonist will need to expose the vested interest, the victims, the voiceless, those who exist other than a politician definition of society. Cartoonist must secure their position away from the centers of power and the effects of well-presented politics. Search out those unpleasant facts, the dirty hands and contradictions. In short, to expose the nature unlieuing the image, the cartoonist cannot afford to believe in the end of ideology or history for we must acquaint ourselves with the voiceless peoples.

So read the graffito on the walls, listen to the talk in bars, talk to the "Toms" on the street, see the passions in dirt and travel the forgotten places. Like a wrecked, smashed up wheelless white car, dumped in Hackney Dump Park, in a poor part of London, with the words spay on its side "Ask Why".

 

 

TAN ORAL

"La caricature est l'art de glisser

un coup d'estoc entre les côtes de la victime

alors qu'elle est encore en train d'admirer

le décor de la lame."

Ronald Searle"Karikatür, henüz kılıcın parlak yüzündeki

süslemelere hayranlıkla bakmakta olan

kurbanın böğrüne bir hamlede o kılıcı

sokuşturuverme sanatıdır."

Ronald Searle

POLİTİKA ve ÇİZERLER

Karikatür ve Siyaset! Birbirinden ayrılması zor iki fenomen. Çok köklü bir ilişki bu. Ama bu ilişki, yere, zamana, şartlara ve kişilere bağlı olarak biçim değiştirebiliyor. Yakın bir döneme kadar, yıkıcı bir zehir etkisinde olan siyasi karikatür, bugün siyaset için bir çerez, bir garnitür niteliğinde hafiflemiş görünüyor.

Mizahi çizginin karikatür sözcüğü adı altında ilk ortaya çıkışı siyasal amaçlıdır ve XIX. yüzyıl başındadır. Fransa'da "La Caricature" adlı siyasi mizah dergisi 1830'da yayın hayatına girer. Bu doğuş, o günün siyasal şartlarının bir gereği olarak gerçekleşmiştir. Büyük Fransız Devrimi'nin ardından gelen imparatorluk döneminin de çöküşü sonrasında kurulan meşruti krallık, siyasi karikatür için nemli bir sera gibidir. Ülkede bir kral bir de parlamento var, eski günlere dönmeyi özleyenler ve yeni günler için cumhuriyeti düşleyenler var! Siyasi Karikatür için çok uygun bir doğum ortamı! Toplum da zaten onu doğuruyor. Güncel gerçeği kendi bildiğince değiştirmek isteyen karikatür, siyasetin bir parçası olarak işe girişiyor. Saldırgan, sarsıcı ve denge bozucu özellikleriyle ve mizahı da ve çizgisi de yeni ve şaşırtıcı olarak...

Ne var ki zaman ve zemin durmuyor. Kısa süre sonra Fransa'da krallık da bitiyor ve ülkede II. Cumhuriyet kuruluyor. Daha demokratik bir ortam oluşmuş, toplum oy hakkını kazanmış, kölelik kaldırılmış vs... Bu dönem karikatürlerine bakıldığında o bir zamanların yırtıcı, yabanıl, vurucu çizgilerinin yerini evcil, uysal, yumuşak bir anlayışın aldığı görülür. Çünkü iş başarılmış, kavga kazanılmıştır artık.

XX. yüzyıla gelindiğinde, I. Dünya Savaşı'nın eleştirisinden yola çıkan o dönemin siyasi karikatürü, faşizm tehlikesine karşı ve savaşın önlenmesi adına zehir gibi etkili bir mücadele vermişti. II. Dünya Savaşı'nın eleştirisinden yola çıkan siyasi karikatür ise, iki kutuplu bir dünyada soğuk savaşın ortasında kendini bulmuştu. Demokrasilerin ve özgürlüklerin yaygınlaşması için bir yandan, sosyal adaletin ve barışın korunması için diğer yandan kalem oynatan siyasal karikatür, daha mutlu bir dünyanın kurulması adına kendini görevli saymakta ve etkili bir mücadele vermekteydi. Bana göre bir XX. yüzyıl sanatı sayılması gereken modern siyasi karikatür, yüzyılın ilk yarısındaki çıkışında beklediği gibi bir sonuç alamamış olsa bile, yüzyılın ikinci yarısında, kalemine doladığı gerçeklerin kendi isteği doğrultusunda değiştiğini görebilecekti. Öyle de oldu. Helsinki Sonuç Belgesi ile bu değişim noktalandı ve yeni bir global süreç başladı, görev bir anlamda tamamlandı. Bu gün çizilen siyasi karikatürde, sözünü ettiğim hafifleme artık doğal bir durum sayılmalıdır.

Siyasi karikatürün değişik zamanlardaki değişik nitelikleri için, birkaç farklı tanım da şöyle yapılabilir;

1. Burada Siyasi Karikatür, görevseldir. Siyaset, karikatürün konusu değil, karikatür siyasetin bir parçasıdır. Güncel gerçeği kabul etmez o, reddeder, onu kendi bildiğince değiştirmek ister. Saldırgandır, yıkmak istediği bir hedefi vardır. Sarsıcı ve denge bozucudur. Mizahı ve çizgisi yeni ve şaşırtıcıdır. Kuşku yaratır. Güvenilmezdir, kimseden yana değildir, kimseye de dayanmaz. Siyasal ve sosyal çalkantıların, kavganın ve onların yarattığı baskıların arttığı, toplumda gelecek umudunun kararıp, özleme dönüştüğü sıkıntılı günlerin sanatıdır, Siyasi Karikatür!..

Ancak bu tanım içinde görünebildiği halde birbirinden tamamen farklı iki ayrı tutumdan önemle söz etmek gerekiyor.

Bunlardan birinde, siyasi karikatür tam anlamı ile bağımsızdır. Gerçeği kuşkuyla karşılar ve onu değiştirmekten yanadır. Ancak kendine, tarihe ve belki geniş halk kitlelerine karşı sorumludur. Kendine ve yaptığı işe karşı saygılı, ama iktidarlara ve egemenlere karşı saygısızdır

Diğeri tam anlamı ile angajedir. Gerçeği pekiştirmekten yanadır. Ancak hizmetinde olduğu siyasi ekibe karşı sorumludur. Kendine ve yaptığı işe karşı umursamaz, ama siyasi ekibine karşı aşırı saygılıdır.

Her iki anlayışın ürünlerini de aynı siyasi karikatür sepetine koymak yanıltıcı olabilir.

2. Burada ise Siyasi Karikatür, görevsel değildir. Sadece siyasi olayları ve siyasetçileri kendine konu edinir. Portreler çizer, güncel eleştiriler yapar. Saldırgan ve etkili değil, uysaldır. Mizahı ve çizgileri sevecendir. Güven vericidir. Önemli bir sorumluluk taşımaz. Siyasi olayların izlenmesini kolaylaştırır. Bu hafiflemiş siyasi karikatür anlayışı, çizeri için bir seçim olduğu kadar, hiç kuşku yok ki, günümüz dünyasında değişen siyasal şartların bir gereği olarak da ortaya çıkmakta ve devam etmektedir.

Yine burada, güncel siyasal şartların gereklerini görmezden gelerek, o eski savaş günlerinin hedef gözeten yıkıcı karikatür özlemi ile sert siyasal karikatürlerin çizildiği de görülecektir. Bu tür çizgilerin günümüzdeki etkileri ise, ancak ulusal bayram törenlerine katılan madalyalı eski Muharip Gazi'lerin işlevleri kadar olacaktır.

Ne olursa olsun, hangi koşulda olursa olsun, nasıl çizilirse çizilsin, yine de siyasi karikatürden yoksun bir basın eksikli ve sakil olmalı. Claude Mollard'ın dediği gibi, basın karikatürü, her durumda saygının sınırlarını en uç noktaya kadar zorlayarak, haberi ya da bilgiyi, alaycı ve delici bir biçimde yorumlayacak ve bundan 'gerçek' kadar, içtenlik ve özgürlük tutkumuz da kazançlı çıkacaktır. Bu ise demokratik bir ülke için, sağlıklı olmanın önemli bir kanıtı sayılmalıdır. Siyasi karikatürcüleri olmaksızın basın, oldukça hazin ve hiç kuşkusuz, daha az hakiki olurdu.

 

"La caricature est l'art de glisser

un coup d'estoc entre les côtes de la victime

alors qu'elle est encore en train d'admirer

le décor de la lame."

Ronald Searle"Cartoon is the art of stabbing

in a sudden strike between the ribs of the victim

while he still admires

the decoration of the blade."

Ronald Searle

POLITITICS AND CARTOONISTS

Cartoon and Politics! Two phenomena difficult to distinguish. This is a deeply rooted relationship. But this relationship may change its form depending on the location, time, conditions and actors. Political cartoon which had the power of a destructive poison until recently, seems to have lost weight today turning into tidbits or fillings for politics.

The first appearance of humorous illustration under the name cartoon had a political objective and it was at the wake of the 19th century. A political humor magazine titled "La Caricature" was launched in 1830 in France. This birth was realized as an outcome of the political conditions of the time. The constitutional monarchy established after the collapse of the empire period that followed the great French Revolution, was like moist glasshouse for political cartoon. There was a king and a parliament in the country; there were those who yearned for returning to the old days, and those dreaming of a republic for new days to come. A most suitable milieu for the birth of political cartoon! So the society gave birth to it. Cartoon, craving to change the current reality in the best way it knows, embarked on the job as a part of politics. It had an aggressive, striking and unbalancing nature, and both its humor and its lines were new and surprising.

However, time and setting kept on changing. Soon, the monarchy as well ended in France, and the 2nd Republic was established. A more democratic atmosphere was created; the people acquired suffrage rights, slavery was prohibited, etc. When you look at the cartoons of this period, you see that the fierce, wild and striking drawings of once, were replaced by a tamed, docile and tender attitude. Because success was accomplished, the fight was won.

In the 20th century, the political cartoon of the period set out on the criticism of World War I, engaged in a very effective struggle against the threat of fascism and for the prevention of war. However, political cartoon that set off on the criticism of World War II, found itself in the middle of the cold war in a bi-polar world. Political cartoon had assumed the mission of establishing a happier world and was engaged in an effective effort, drawing to extend the range of democracy and freedom on one hand, and for the protection of social justice and peace on the other. In my opinion, although the modern political cartoon that should be regarded as the art of 20th century, could not achieve the expected result with its outburst during the first half of the century, it was able to see that the changes it kept on demanding were realized in the way it wanted to be. It happened so. The change ended with the Helsinki Final Document and the global practice started; in a way, the mission was accomplished. The weight loss I mentioned above should now be regarded as a natural situation in the political cartoon drawn today.

A few different definitions of political cartoon with respect to its different features in different periods may be as follows:

1. Here, political cartoon is missionary. Politics is not a topic of cartoons, but cartoons are a part of politics. It does not consent to the current reality, it rejects, wanting to change it in its own way. It is aggressive, and has a target it wants to destroy. It is striking and unbalancing. Its humor and lines are new and astounding. It creates suspicion. It is unreliable; it supports no one, and depends on no one. Political cartoon is the art of troubled times when social and political turmoil, dispute and oppression created by them increase; when the future hopes of the society are sunken and replaced by yearning.

However, although it can be seen in this definition, there are two attitudes altogether different than each other that should be stressed.

In one of them, political cartoon is totally independent. It receives the truth with doubt and is in favor of changing it. However, it is responsible to itself, to history and perhaps to masses. It is respectful to itself and its mission, but disrespectful to those in rule.

The other one is altogether engaged. It is in favor of reinforcing the reality. However, it is responsible to the political group it serves. It neither minds itself, nor its mission, but over-respectful to its political group.

It may be erroneous to regard the produce of both approaches in the same political cartoon definition.

2. Here, the political cartoon does not undertake a mission. It just mirrors political events and politicians. It draws portraits, and makes daily criticisms. It is not aggressive and effectual, but docile. Its humor and lines are amicable. It is reliable. It does not have a significant responsibility. It makes it easier to follow political events. This lightweight cartoon conception is undoubtedly the choice of the cartoonist, but it occurs and continues as the outcome of the changing political conditions of the contemporary world.

And then again, there are harsh political cartoons that overlook the current political conditions and that reflect a yearning to the destructive cartoons of the old, post-war days. Yet, the impact of that kind of cartoons, will only be as much as the function of the veterans of the Independence War who appear on national holidays.

All the same, a press lacking political cartoons regardless of its type, its conditions and style, must be deficient and ugly. As Claude Mollard states, "press cartoon will force the force the limits of respect to its farthest boundaries in any case, it will interpret news or information in a satirical and acute way; and our passion for honesty and freedom will benefit from that, as well as the 'truth'. That should be regarded as an important proof of being in good health for a democratic country. Without political cartoonists, press would be quite pathetic and unquestionably less real.

 

 

SERVER TANİLLİ

KARİKATÜRÜMÜZÜN SİYASAL ÇİZGİSİ

Karikatür, Batı'da siyasal çalkantıların içinde doğdu. Sanayi Devrimi, beraberinde gazeteciliği de getirir ve siyasal mücadelenin içine sokarken, ister istemez çizgi ile mizah da buluşacaktı. Daha sonra fotoğraf ve sinema da ortaya çıkacak; çizgi-film dikkatleri çekecek; televizyon, kuklalarını ekrana getirecektir; ama bir gazete ya da dergideki -bildiğimiz anlamıyla- karikatür, günlük mücadele ile iç içe, işlevini sürdürecektir.

Bu işlev, her şeyden önce politiktir.

Yani "çürüyüp dökülen"i sergiler; "daha insanca bir dünya"yı haber verir, en azından sezdirir; özgürlükten yanadır, baskıcı, sömüren ve ezen güçleri alaya alır, soytarıya çevirir.

Ama her politika gibi sosyaldir da karikatür.

Toplumların akışına bir bütün olarak baktığı için, toplayıcı ve daha açıklayıcıdır; ve bu arada, elbette "felsefî" bir tavrı ve içeriği vardır. Her karikatürcü, bir anlamda filozoftur, felsefe yapar çizgilerinin arasından.

Bütün bu söylediklerimizi, Türk karikatürünün doğuşunda ve gelişmesinde olanca açıklığıyla görüyoruz. Bugün yüz yaşını aşmış olan karikatürümüzün geçmişine eğildiğimizde, onu demokratik mücadelelerle iç içe buluyoruz. Çağdaş Türkiye'de karikatür, hep özgürlükten ve demokrasiden yana olmuştur. Çileli yaşamı da başta bundan ileri geliyor. Öte yandan, her siyasal ve sosyal olay karikatürümüzü etkilemiştir.

Hangi örnekler üzerinde durmalı?

Bilinen ilk Türk karikatürü, 1870 yılında Diyojen dergisinde yayımlanmıştır. Teodor Kasap'ın çıkardığı bu dergide, çizgi ile mizah buluşur. Dergi ve yayımladığı karikatürler, o dönemin Osmanlı yönetimini eleştiriyor; eşitlik, özgürlük, adalet ve meşrutiyetten söz ediyorlardı. Karikatür, o dönemde "Meşrutiyet"ten yanadır. O yüzden de mutlakıyet yönetiminden karşılığını almakta gecikmez: Teodor Kasap'ın dergisi birçok kez kapatılır, yeniden çıkar. Böyle böyle 183 sayıya kadar ulaşır. Sonunda temelli kapatılır.

Onun öyküsü de ilginçtir: 1876'da meşrutiyet ilan edilmiştir; bir parlamento toplanır ve bir anayasa yapılır. Ama mizah ve karikatüre yine göz açtırılmaz. Bir gün, Teodor Kasap da yayımladığı bir karikatür yüzünden, üç buçuk yıl hapse mahkum edilir. O karikatürde, elleri ayakları zincirle bağlanmış bir Karagöz resmi görülüyordu ve altında da şu yazı: "Matbuat, kanun dairesinde serbesttir". Bu cümle, aslında 1876 Anayasası'nda bir maddeydi.

Mutlakiyetle karikatürün de çilesi başlar; İkinci Meşrutiyet bir parça soluk aldırırsa da, sonuna doğru yine baskılar sökün eder.

Karikatürümüzün kendini buluşu, asıl Cumhuriyet'le ve demokrasiyle olur. Özellikle Cemal Nadir'le başlayan dönem pek önemlidir. İkinci Dünya Savaşı'nda faşizme karşı verilen demokrasi mücadelesi sonra da sürdürülür. Demokrasi bayrağı, karikatürcülerin elinde kuşaktan kuşağa geçirilir, durur.

İçeriği kadar çizgisi de yetkinleşir.

Her kuşakta yeni büyük ustalar sivrilir ve uluslararası bir önem kazanır Türk karikatürü.

Bir yüzyılı aşkın gelişmenin sonunda varılan nokta ise şudur: Karikatürümüz hep halktan yana, özgürlükten ve demokrasiden yana olmuştur; demokrat olduğu kadar ilericidir ve Cumhuriyet'in değerlerinden yanadır, yani devrimcidir.

Görüldüğü gibi, karikatürümüzün siyasal çizgisi ile çağdaş tarihimizin akışı arasında tam bir koşutluk var. Buradan kalkarak, şunu da rahatlıkla söyleyebiliriz: politikadan etkilendiği kadar onu etkiliyor da karikatürümüz. Ama politikadaki iniş ve çıkışlara, kaypaklıklara karşı, Türk karikatürcüsü, yapıcı ve dürüst kalmasını bilmiştir.

Şimdi, yeni bir yüzyılla beraber yeni bir dünya kuruluyor. Türk toplumu da buna ayak uydurmanın çalkantıları içinde. Geleceğe doğru yürüyüşte en çok açık veren de, siyaset kurumu; toplumdaki kire-pasa en çok bulaşmış olan da yine o. Böyle bir ortamda siyasetçiyi sarsıp silkelemek gerekiyor.

Bunu en başta ve etkili biçimde yapacak olan da karikatürdür.

Siyasetin siyaset olmasında; politikacının yüzünü çağın ve toplumun gerçeklerine çevirmesinde, karikatürcünün güldürürken hatırlattığı ve düşündürdüğü bir şey var ya, işte o büyük rol oynayacaktır.

Bugüne değin de böyle oldu...

 

POLITICAL STANCE OF OUR CARTOON

In the West, cartoon was born in political turmoil. While the Industrial Revolution brought about journalism and placed it in political struggle, humor and drawings would come together as you would expect. Later, photography and cinema would emerge; cartoons would draw attention; television would bring puppets on the screen; but the cartoon in newspapers and magazines -as we know- would carry on its function interlaced with the daily struggles.

Its function is primarily politics.

That is, the exhibitions that "decay and fall" herald, or at least imply "a more humane world"; it is for freedoms, ridicules the oppressing, abusing and suppressing powers, make them look like clowns.

However, like politics, cartoon has a social aspect.

As it considers the flow of societies in an integrated approach; it is assembling and more explicatory; and it also has a "philosophical" attitude and content. Each cartoonist is a philosopher in a sense; he philosophizes through his drawings.

We clearly observe all that we've said at the dawn and development of the Turkish cartoon. When we explore the past of our cartoon, which is well over a hundred years of age, we find it intertwined with democratic efforts. Cartoon in contemporary Turkey has always been in support of freedom and democracy. The roots of its life full of anguish are a result of its struggle. On the other hand, each social and political event has influenced the Turkish cartoon.

Which examples should be emphasized?

The first Turkish cartoon known was published in the Diyojen magazine in 1870. Drawings and humor came together in this magazine published by Teodor Kasap. The magazine and the cartoons it has published criticized the Ottoman administration of the time; mentioned equality, freedom, justice and constitutional system. In those days cartoon was supporting the "Constitutional System". Before long, the autocratic administration responded. Teodor Kasap's magazine was banned and reopened several times. This way, it managed to reach its 183rd issue. Finally it was closed for good.

It has an interesting story: The Constitutional Government was declared in 1876; the parliament assembled and made a constitution. Yet humor and cartoon was still under pressure. One day, Teodor Kasap was sentenced to three years in jail for a cartoon he published. In the cartoon, Karagöz's hands and feet were chained, and the caption said: "Press is free within the limits of law". This phrase was actually an article of the 1876 Constitution.

Cartoon's agony began again with the autocratic regime; the Second Constitutional Government made it a little easier, but coercion flowed in once more towards the end.

Turkish cartoon actually recovered with the Republic and democracy. The period that started particularly with Cemal Nadir is very important. The democratic struggle held against fascism during World War II continued afterwards as well. The flag of democracy in the hands of cartoonists was passed on from generation to generation.

Its style improved as well as its content.

Great masters emerged in every generation and Turkish cartoon gained international significance.

The point reached at the end of a hundred-year development is: Turkish cartoon has always been for the public, freedom and democracy; it is progressive as well as democrat and it is in support of the values of Republic, hence revolutionary.

As can be seen, political stance of Turkish cartoon and our contemporary history are in total congruence. Therefore, we can easily say that our cartoon influences politics as much as it is influenced by it. But, in spite of the undulations and misdeeds in politics, Turkish cartoonist has managed to stay constructive and honest.

Now, a new world is being established with the new century. Turkish society is going through the turmoil of keeping up with the change. Politics is the most deficient institution in this stride towards the future; it is the filthiest one in the society. In such a milieu, the politician should be urged to pull himself together.

Cartoon is the main and most effective way to do that.

The greatest role will be played by the reminding and reflective aspect of cartoon for politics to be politics, and for the politician to face the realities of the period and the society.

This has been the case until now…

 

 

PETER NIEUWINDIJK

 

KARİKATÜRCÜLER POLİTİKACILARI EĞLENDİRİR Mİ?

En son Dışişleri bakanımızın sekreteri, bakan hakkında gazete ve haftalık dergilerde yayınlanan tüm karikatürleri topladı! Bunu yapmak zorundaydı çünkü bakanın yeraldığı tüm karikatürleri kesip biriktirmek, onun esas görevlerinden biriydi. Bazen çizeri arayıp orijinal çizimi istemek zorunda kaldığı bile olmuştu. Bakan, eğer haftada bir kere yer aldıysa , yaptığı işten ve bakan olarak kalitesinden şüphe duyacak kadar hayal kırıklığına uğruyordu. Bir keresinde: " Ne yazdıkları önemli değil, iyi ya da kötü olabilir, ama eğer hiçbir şey yazmıyorlarsa o zaman gerçekten ciddi bir sorunum var." demişti.

Bir karikatücünün, görevinin değerini kaybettiğinin farkına varmak çok üzücü. Karikatürcü bazen kralın soytarısıdır. Belki sadece komik ve yeteri kadar sivri ya da etkili değildir. Büyük bir olasılıkla böyle bir zamanda yaşıyoruz..

"Bugün ülkemizde hiçbir kayda değer olay yaşanmamıştır"

Siyasi partilerin çoğu değiştirilebilir. Güç, liberallerle birlikte olan sosyalistlerin elindedir! Hollanda'nın üçüncü partisi "Hristiyan Birlik"'in programı, ülkeyi yönetenlerinkiyle tıpatıp aynı. Yeşil Sol ve Yeni Sosyalistler'den çok ufak bir muhalefet geliyor.

Günümüzde Hollanda ve diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan insanların sorunları mı ne? Hangi sorunlar? Lüks yaşam mı yoksa gerçek yaşam mı?

Paramızın faiziyle nasıl geçimimizi sağlarız? Kralın yeni karısı kim olacak? Evimin bugünkü değeri nedir? Trafik sıkışıklığından nasıl sakınabilirim? Neden komşumun arabası daha büyük? Neden petrol bu kadar pahalı? Nasıl vergi kaçırırım? Yüzümü gerdirsem mi? Hollanda' da neden bu kadar çok yabancı yaşıyor?

Eğer birşeyler yanlış gidiyorsa suçu hemen yabancılara atarız. Tabi ya, neden bu kadar çoklar? Hollanda dışında dünya nüfusunun %94'ü yabancı! Elbette bunlar büyük problemler, ama diğer ülkelerdekiler kadar değil.

Günümüzde Hollanda da yaşayan karikatürcüler, yumuşak karikatürler, kibar illustrasyonlar ve bulanık çizimler üretiyorlar.

21. yüzyıldan daha iyi yada çok daha kötü koşullar bekliyoruz.

Emin olabilirsiniz ki eninde sonunda, bu bolluk yıllarından sonra kıtlık yılları da gelecek.

Bugün için ülkemizden başka özel birşeyimiz yok. Karikatürcülerimiz var, evet. Çizimler yapıyorlar. Yorumlar üretiyorlar ama asla yüzyıllar önce olduğu gibi değil.

Bir zamanlar ünlü isimlerim vardı. İlginç karikatürlerimiz ve sert çizimlerimiz vardı.

Johan Braakensiek, Albert Hahn, Louis Raemaekers, Leen Jordaan, Eppo Doeve, George van Raemdonck, Leen Jordaan, Charles Boost, Jo Spier, Yrrah, Opland, Fritz Behrendt, Frits Müller; hepsi ya öldüler yada kendilerini tekrarlamaya başladılar.

Bazıları Fransa'ya göç etti (Willem/Bernard Holtrop ve Willem Malsen) ve bazıları da o zamandan beri kabul edilebilir işler çıkardılar. (Stefan Verwey, Jos Collignon, Tom Janssen, Bert Witte, Jan Zandstra ve Len Munnik).

Tanınmış çizerler yaşlandılar ,taze kanlar için bekliyoruz.

Yaşlanan çizerler, gazetelerdeki köşelerini titizlikle koruyor. Genç çizerler birkaç küçük şansın dışında, yaşlı bekçinin ölümünü beklemek zorunda kalıyorlar.

Birçok genç çizer, politikacıları görmezden geliyor. insanoğlunun davranışları üzerine hastalıklı espiriler yapmayı tercih ediyorlar. Kara mizah, şok edici ama eğlendirici de aynı zamanda.

Ve belki de politikacıların kendileri hakkında ki çizimleri biriktirmelerini engellemenin en iyi yolu budur.

Liderlerin soytarısı olmak yerine bağımsız ve terbiyesiz olmayı seçen birkaç genç çizerimiz var. Bazılarının çalışmalarından söz edilebilir, yayınlanmış yada yayınlanmamış. Dergi sahiplerinin "kötü zevkine" kalmış birşey.

Evet, yaşlı çizerler hala kirlilik, savaşlar, özgürlük, işkence, ırkçılık, doğanın katli, konuşma ve yayınlama özgürlüğü hakkında yazıp çiziyorlar.

Ama nedense tüm bunlar Hollanda'da olmuyormuş gibi görünüyor. Bunlar her zaman diğer ülkelerin sorunlarıdır!

Hala, Avrupa Birliği, Amerika'nın dünya üzerindeki etkisi, kürtaj, aids, fuhuş, silah ticareti, organ ticareti, çocuk işçiler, ve sınıf ayrımına dayalı adalet gibi konularda yazacak ve çizecek çok şey var.

Bu sorunların çok azının farkına varılıyor. Ama yaşlı bekçilerin çalışmaları etkisiz kalıyor, sadece eğlendiriyor. Herhangi bir liderin gününü mahvedemiyor, sadece eğlenmesini sağlıyor.

Globalleşmeyi göz ardı edemeyiz!

Tabi ki doğayı yokediyoruz, tabi ki ülkemizde kirlilik, yabancı düşmanlığı, suç (politikacılar ve suçlular tarafından işlenen), sosyal problemler, uyuşturucu, alkol, geçim sıkıntısı, evsizlik ve trafik sorunları (16 milyon insan ve 8 milyon araç sadece 350 bin metrekarelik bir ulaşım sisteminde) var.

Işte bu yüzden, parmaklarını kaldıracak, yorum yapacak ve toplumu bilgilendirecek, liderleri ve politikacıları azarlayacak, genç karikatürcüleri bekliyoruz.

Bize ilgi çekici bir perspektif sunun ki tüm dünya ve Hollanda toplumunun sosyal, politik ve kültürel hayatını görebilelim.

Işte yeni yeteneklerimizin görevi de budur. Eğlendirici olabilir, ama dahası şok edici ve bilgilendirici de olacaktır.

 

DO CARTOONISTS AMUSE POLITICIANS?

 

The secretary of our late Minister of Foreign Affairs collected all 'his' cartoons that were published in newspapers and weekly magazines! She was forced to do so; it was one of her main tasks to cut out the cartoons and caricatures in which the Minister was portrayed. Sometimes she even had to call a certain cartoonist to ask him for the original drawing collection! If he just appeared once in a week, he was very disappointed and had doubts about his job and his quality as a Minister. He once said: "It does not matter what they write, good or bad. If they don't write I have a serious problem!"

It is very sad to notice that a cartoonist's task is devaluated. He sometimes is the King's Jester. Maybe he is just funny and not sharp enough or effective.

Probably it is the time in which we live.

"Today nothing serious happens in our country".

Most of the political parties are exchangeable. The power is in the hands of the socialists together with the liberals! The Christian Union - the third party in Holland - has a program that is very much the same as those who rule the country. Little opposition is given by Green Left and the New Socialists.

Problems? Minor Problems? Small questions? Luxury problems? Little reality?

Todays human interest...

In Holland and some other European countries...

How can we live upon the interest of our money? -who will be the next King's wife?- what's the value of my house today?- how can I avoid traffic-rows?- why does my neighbour have a bigger car?- why is petrol so expensive?- how can I avoid paying taxes?- shall I take a face-lift?- why are there so many foreigners living in Holland?

If something goes wrong, we blame it on the foreigners. Of course, there are too many foreigners... Outside Holland 94% of the world population are foreigners!

Of course these are 'big' problems, but not as big as in many other countries.

Today cartoonists in Holland produce gentle illustrations, soft-caricatures and hazy cartoons.

We are waiting for better times or worse circumstances in the 21st century...

I can assure you that after the fat years, the meagre years will come, sooner or later.

So for today there is nothing special from our country. We do have cartoonists. They make drawings. They produce comments, but not in the way they did in centuries past.

Once we had great names. Interesting cartoons and violent drawings.

Johan Braakensiek, Albert Hahn, Louis Raemaekers, Leen Jordaan, Eppo Doeve, George van Raemdonck, Leen Jordaan, Charles Boost, Jo Spier, Yrrah, Opland, Fritz Behrendt, Frits Müller; they died or they repeat themselves.

Some of the best moved to France (Willem/Bernard Holtrop and Willem Malsen) and some produce, now and then, acceptable work (Stefan Verwey, Jos Collignon, Tom Janssen, Bert Witte, Jan Zandstra en Len Munnik).

We are waiting for fresh blood. The well-known cartoonists are old, too old. Scrupulously they protect the corner of their newspaper. Young cartoonists have few chances; they just have to wait till the old guard finally dies...

Many young cartoonists ignore politicians. They prefer to make sick jokes about mankind's behaviour. Black humour, shocking but amusing.

And maybe that's the best way to prevent politicians collecting their portraits.

The few young cartoonists we have today are not the leader's Jester, they're independent and rude. Some of their work can be mentioned, published or not.

It all depends on "the bad taste" of some magazine publishers.

Yes... the old guard still publish about pollution, wars, lack of freedom, tortures, xenophobia, killing off nature, freedom of speech, freedom of print.

All these things seem NOT to happen in Holland! Always in other countries!

There is still enough to draw and write about on subjects as the European Communion, the role of the USA in the world, abortion, aids, prostitution, trade in arms, trade in organs, child-labour, justice based on class bias.

A few of these problems it noticed. But the old guard's work is ineffective, not really shocking, just amusing. It does not cause one of our leaders a bad day or a nightmare! They're just amused.

We cannot ignore globalisation!

Of course we're killing nature in our country, of course we have pollution, xenophobia, criminal behaviour (by criminals and politicians), social problems, drugs, ecstasy, alcoholism, poverty, housing-problems, traffic problems (16 million people with 8 million cars on just 350 thousand square meters of road).

So we wait for the young cartoonists, who's most important task will be once again to raise their fingers, to comment and inform society, to reprimand politicians and leaders.

So, please give us an intriguing perspective on the social, political and cultural life of our Dutch society today, always in perspective with the world around us.

That's the task of our new talents. It can be amusing -of course-, but even more shocking and informing.

 

NECDET SÜMER

 

POLİTİK KARİKATÜR

Saf karikatür temelde bir hiciv sanatıdır. Hiciv ile politik güç arasında her zaman bir çatışma vardır. Bu çatışma hiciv ile politik gücün doğalarından kaynaklanır. Hicvin doğası kusur sergilemektir, politik gücün doğası ise bu gücün kaynağı olan ve onu besleyen kusuru bir sistem içinde barındırmak, korumak ve gizlemektir.

Sistem somut, duyu-algısal olarak kavranılır bir şey değildir, ancak onu temsil eden politik kişilikte bireyselleşir ve somutlaşır. Öyleyse karikatür politik kişilikle bağını kurarak sistemin kusurunu sergileyebilir ancak, bu sergilemenin özel bir tarzı vardır. Karikatür, sözkonusu bağı konuşma ve yazı dilinde olduğu gibi uzun akıl yürütmelere başvurarak kurmaz, çizgi-resimsel birkaç imgeyle görsel kılarak bir bakışta kavranabilecek bir biçimde kurar. Buradaki kavrayış bir bilginin öğrenilmesi türünden bir kavrayış değil, bir yaşantıdır. Karikatürün okuru gerçeği karikatürde yaşayarak öğrenir; kusuru duyu-algısal olarak kavrar, somut olarak görür.

Karikatür, resimsel anlatımın algılayanda yaşantı yaratma gücünü kullanır ve okurun anlama yetisini yaşanan gerçekliğe doğrudan bağlar. Karikatürü okuyan için karikatürde anlatılan gerçekliğin yaşanmış olması yeterlidir. Eğitim-öğretimle edinilmiş kavramsal bilgiler karikatürü anlamanın ön koşulu değildir. Bu gerçek bütün sanatsal anlatımlar için geçerlidir. Ön koşul yaşamdaki gerçekliğin sanat yapıtında yaşanabilmesi, yani estetik yaşantıdır. Öyleyse, karikatürü anlamak onu yaşayabilmektir.

Karikatür sanatının bu temel özelliği politik karikatürde çok açık biçimde kendini gösterir. Politik eleştiriye konu olan yaşantı, başka deyişle, toplumsal düzenin (sistemin) içerdiği kusur politik kişiliklerde somutlaşır, yani karikatüristin çizgilerinde görsel kılınır.

Karikatür, peçesi kaldırılmış bir yüz sergiler. Peçe sistemin örtüsüdür, toplumsal olanı görünmez, soyut kılandır; yüz de örtünün altında barınan, gizlenen kusurun ifadesidir, bireysel olandır, somut, görülür olandır. Bu iki öğeden toplumsal olan (peçe) eksik olursa, karikatür politik olmaktan çıkar; başka bireysel-etik kusurlar taşıyabilir, ama sistemin kusurunun taşıyıcısı olmaktan çıkar.

Sistemin kusurunu taşıyan yüz, karikatüre konu edildiğinde, karikatür politiktir ve böyle olunca da, hem sistem için hem karikatürist için tehlike taşır. Çünkü aralarında yaşamsal çatışma doğar. Karikatürist açısından bakınca, politik karikatüristleri birer Don Kişot saymamızda bir yanlışlık yoktur; eleştirel aklı yaşatabilme uğruna, sistemin bireysel boyutları aşan büyük gücüne küçük, kırılgan kalemiyle saldıran birer Don Kişot. Her tür politik hiciv gibi politik karikatürün de destansı öyküsü bu tuhaf, şaşkınlık ve hayranlık uyandıran kahramanca saldırıdan doğar.

Sistem açısından bakarsak durum şudur. Her sistem gücünü insanların o sistemi kabullenmesinden alır. Kabullenme iki yoldan sağlanır; ikna etme ya da zorla boyun eğdirme. Zorla boyun eğdirmeyi bir yana bırakalım. Çünkü orada sistem zaten kendi kendini aşikâr, kuşku duyulmaz bir eleştiri ve saldırı hedefi haline getirmiştir; orada hiciv anonim olarak üretilmeye başlar, her birey, yazamasa da, çizemese de potansiyel birer hicivcidir.

İkna yoluna gelince; ikna olma aklın bir gerçeği kabullenmesidir. İkna, daha çok, demokratik sistemlerde kabullenmeyi sağlamanın yoludur ve doğal olarak da tartışmaya açıktır. Ancak bu yolda da gerçek olmayan (aldatıcı) savlarla iknayı, inanmayı ve sisteme bağlanmayı sağlama imkânı (tehlikesi) her zaman vardır. Bu tehlikeyi ortadan kaldırabilmek için akıl her zaman eleştirel olmak zorundadır. Karikatür ve genel olarak hiciv sanatı işte burada devreye girer. Eleştirel akıl sistemler için her zaman bir tehlikeyi de barındırmıştır. Sistemleri, asıl, aklın bu niteliğinin geniş kitlelere mal olmasını sağlayacak şeyler korkutur; çünkü o zaman sistemi ayakta tutan kandırıcı bağlar çözülür ve yapı temelden sarsılır.

Kuşkusuz bunu sağlamak kolay değildir, ama kimi yolları vardır; politik şiir ve karikatür. Sistemler geniş kitlelerin politik şiire ve karikatüre ulaşmasını engellemek istemişlerdir. Çünkü bu sanatların eleştirel bakışı ateşlediklerini, bu ateşin de kısa sürede ve bulaşıcı hastalık kadar kolay yayıldığını görmüşlerdir.

 

 

POLITICAL CARICATURE

Pure caricature is basically satirical art. There is always a conflict between satire and the political power. This conflict stems from the controversial natures of satire and political power is to harbour, to secure, and to conceal the vice, which at once, is the source and the means of nourishment of this power within a system.

A system is not a concrete thing, which is conceivable by sense perceptions, but it becomes individualized and concrete in the person of the politician who represents it. Then, the caricature can only display the shortcomings of the system by relating them to the politician. This sort of displaying requires a specific style. The caricature does not establish the relationship between the politician and the political system by means of lengthy arguments like it is done in written and spoken language. On the contrary, it employs a few pictorial symbols to make this relationship visually conceivable. In this connection, the act of conceiving does not entail the learning of a specific truth, it is rather an experience. The reader of the caricature learns the truth by partaking of it in the caricature. He conceives the vice by his sense perceptions, and sees it concretely.

The caricature uses the image creating power of the pictorial expression and thus relates the reader's faculty of understanding directly to the existing reality. It is sufficient for the reader of the caricature that the existing reality has been experienced by himself. Conceptual knowledge acquired through education is not a prerequisite for the understanding of the caricature. This applies to the understanding of any art form. The only prerequisite is the partaking of the existing reality within the work of art, i.e., aesthetic experience. Hence, understanding a caricature is actually sharing the experience it displays.

The basic quality of the art of caricature reveals itself most obviously in political caricatures. The vices and the discrepancies contained in the social system are personified by the politician and are rendered visual by means of the caricaturist's art.

The caricature, so to speak, exhibits and unveiled portrait. The veil is the cover of the system: it makes the vice invisible and abstract. As for the portrait, it is the vice, which is kept under cover. It is individual, visible and concrete. Of these two components if the veil (the social aspect) is missing the caricature ceases to be political because in this case the caricature may display other individual-ethical vices but it can no more deal with the vices of the system.

When the face, which personifies the vice of the system becomes the subject of the caricature, the caricature becomes political, and as such, it carries a risk for both the system and the caricaturist because it inevitably leads to a conflict of vital importance between them. When seen from the stand point of the caricaturist, we can say that the political caricaturist assumes a Quixotic role because he attacks the all consuming power of the system with his only weapon: his small and fragile pen. He does this in the name of the critical mind. The heroic story of the political caricature like any other form of political satire stems from this strange, amazing and wonderful endeavour.

Every system obtains its power to rule from the acquiescence of the people either voluntarily or by force. We can leave aside acquiescence obtained by force because in this case the system inevitably makes itself an obvious and indisputable target of criticism and attack, and satire is produced unanimously. Every individual turns into a satirist even though he cannot put his thoughts into words or into a caricature.

On the other hand, voluntary acquiescence entails the persuasion of the people. Persuasion involves the acceptance of a given truth by reasoning. Persuasion is an instrument employed in democracies, and as such it is open to dispute. However, even then there is always the danger of persuasion by false reasoning. To eliminate this danger a critical outlook is indispensable. This critical outlook is always a threat to the political system. At this point caricature and satire in general becomes functional because it is through them that the truth is spread among masses and people are made aware of the discrepancies in the system. Because then the network of deception involved in the system dissolves, and the system itself begins to shatter. Obviously it is not easy to accomplish this. Never the less there are certain instruments to achieve this end: satire and caricature. For this reason systems have tried to suppress and ban the spreading of caricature and political satire among the masses because they have seen that these art forms have triggered the critical outlook, which once triggered spread as quickly and as easily as an epidemic.

 

 

VILADIMIR KAZANEVSKY

 

DESPOTLAR VE KARİKATÜR

Dünya tarihi büyüklü küçüklü birçok zalim hükümdara tanıklık etmiştir. Karikatür sanatı despotlara tüm bu zaman boyunca eşlik etmiştir. Diktatörler ve karikatüristler arasındaki bu karşılıklı ilişki karmaşık olmuştur. Gerçeklere eleştirel gözle bakmalarından dolayı karikatürcüler, dikatörlerden -açıkça veya içten içe- nefret etmişlerdir. Diktatörlüğe karşı gerçek eleştiri, sadece yaşamsal durumları referans alarak varolabilir. Böyle bir referans her zaman diktatörlüğün karşıtı olmuştur. Bir nevi cep karikatürcüleri olan konformistler bile her ne kadar diktatörleri yüceltselerde, onlara karşı bir sevgi beslememişlerdir. Buna karşılık diktatörlerde hiçbir şekilde karikatürcüleri sevmemiştir, "cep" karikatürcüleri olsalar bile!

Bu "cep" karikatürcülerinin yerini her an başka bir "cep" karikatürcüsü alabilir.

Karikatürcü ve diktatör arasındaki bu karşılıklı ilişki her zaman bir şekilde açığa çıkmıştır. Karikatürcüler için en değerli malzeme, Napoleon, Hitler, Stalin gibi büyük diktatörler olmuştur. Bu büyük diktatörlerin başta bulundukları dönemde yayınlanan karikatürleri analiz edildiğinde, sahip oldukları geniş "cep" karikatürcüleri ordusu görülebilir. Zaman zaman, bu ordunun eleştrilerinin hedefi iç ve dış düşmanlar olmuştur. "Cep" karikatürcülerini bir yandan cesaretlendirerek, bir yandan da korkutarak işlerini gördürmüşlerdir.. Diktatörlüğün her zaman yeteri kadar hapishanesi ve kampı olmuştur. Dikatatörler ve "cep" karikatürcüleri arasındaki karşılıklı ilişkiler bir köpek ve hain sahibininkine benzer.

Her nedense dünya kültürlerinde diktatörleri yeren karikatürcüler çok daha ünlüdür. Diktatörlüğü eleştiren yerel karikatürcüler her zaman ortadan kaldırılmak istenmiştir. Bu iş için sahibine çok pahalıya patlayan bir gizli polis örgütü geliştirilmiştir. Nefret ettikleri yabancı karikatürcüleri ise cezalandıramamışlardır. Mesela Napaleon İngilizlere,kendisini eleştiren İngiliz karikatürcülerin cezalandırılmasını isteyen notlar göndermiştir. Hitler bazı Sovyet karikatürcülerini asmakla tehdit etmişti. Diktatörler ve karikatürcüler arasındaki bu ve benzeri birçok olay, duyulan düşmanlığı göstermektedir.

Liberal karikatürcülerin davranışları ise, diktatörlere karşı bu kadar belirli olmamıştır. Sevilmeyen rejim üyeleri ve onların insanlık dışı politikalarını eleştirmişler ancak bunun yanında yine diktanın bazı adamlarına hastalıklı bir ilgi duymuşlardır. Ve bu diktatör tipi ne kadar büyümüşse duyulan ilgide o kadar artmıştır. Çünkü diktatörler dünyanın en iyi hiciv malzemesini oluştururlar. Bu durumda karikatürcüler Don kişot örneği dikta rejiminin içindeki dev şeytanlarla savaşa tutuşmak istemişlerdir

Günümüzde de bilinen bazı karikatürlerde 3. Ramses arzulu bir aslan şeklinde görülmektedir. Karikatürcüler birçok diktatörün buna benzer karikatürlerini çizmişlerdir. Diktatörlerin karikatürlerine evlerin duvarlarında, ekonomik araçlarda, kitaplarda, dergi ve gazetelerde rastlanmaktadır. Politik karikatür modern anlamda bugünkü çeşitliliğine ve gelişmişliğine 19.yüzyılda, Napolyon sayesinde gelmiştir. Bu büyük diktatöre karşı pek farklılıklar yok. Onu ya sevdiler ya da nefret ettiler. İngiliz, Rus, Alman ve İspanyol çizerler ona mizahi bir savaş açtılar, ve kazandılar. Ancak Napolyon'un cevabı pek espirili olmadı.

Diktatörlerin en güçlü olduğu zaman ise yirminci yüzyıl oldu. Güney ve orta Amerika'da, Avrupa'da ve Asya'da birçok diktatör tarih sahnesine çıktı. Belki de bu yüzden 20. yüzyılda karikatür sanatı sosyal yaşamda bu kadar önemli hale geldi. 20. yüzyılın büyük diktatörleri özellikle karikatürün gelişiminin önünü açtılar. Bu noktada Stalin ve Hitler ikilisinden bahsetmek ilginç olacaktır. Stalin, basit figürlerle kendisini yücelten geniş bir "cep" karikatürcü grubuyla çevriliydi. Sovyet karikatürcüler Stalin'in düşmanı olmadığı gibi dostu da olmayan Hitler'i hafifçe övüyorlar yada hiç dokunmuyorlardı. Fakat Hitler Stalin'e saldırdığında Sovyet çizerler var güçleriyle en zehir zemberek eleştiri oklarını Hitler'e yönelttiler. Nefret edilen Hitler'i ve korkusuz Stalin'i resmeden binlerce karikatür poster, broşür, gazete ve dergilerde yerini almakta gecikmedi. Stalin'in ölümünün ardından ise yine aynı çizerler izin verilen ölçülerde Stalin'i yeren eserler ortaya koydular.

Alman karikatürcülerse Hitler'den nefret ettiler. Daha tam diktatörlüğünü ilan etmediği o yıllarda, insafsızca eleştirdiler kendisini. Daha sonra Hitler bu karikatürcüleri ya ülke dışına sürdü ya da yok etti. Sürgün edilenler eleştrilerini yurtdışından da sürdürdüler.

Benzer karşılıklı ilişkiler diğer ülkelerde de yaşandı. Karikatürcüler, eşek arılarını anımsatırcasına diktatörlerin etrafındaydılar. Ehlileştirilenler, diktatörler tarafından düşmanlara yöneltilirken, özgür düşünenler (ya da düşman saflarına çekilenler) iğnelemeye devam ettiler.

Yıkım üzerine kurulan imparatorlukların diktatörlerinin de bir gün sonu gelir Ardindan gelen hükümetler yıkılan diktatörlük hakkında gerçeklerin konuşulmasına izin verirler. İşte böyle zamanlarda karikatüristler, konformistler ve liberaller hiç kin gütmezler. Bu durumlarda sıkça genellemelere gidilir. Mesela Doğu Blokundaki komünist diktatörlüklerin yıkılışından sonra onlara övgüler düzen yüzlerce çizer ortaya çıkmıştır.

Demokratik hükümetlerle karikatüricüler arası ilişkiler ise hiç de bu şekilde değildir. Demokratik hükümetler karikatürcülerden korkmazlar, hatta özgür düşünce sahibi sanatçılardan hoşlanırlar. Kendileri hakkındaki her türlü karikatürü hoş karşılarlar. Bu tip karikatürlerin reklamlarını yaparak popülerlik kazandırdığını düşünürler. Çünkü halk ve başkan arasında bir düşünce farkı yoktur. Mesela son yıllarda göreve gelen Amerikan başkanları, özgür düşünceli karikatürcüler için beyaz sarayda davetler vermiştirler.

Yukarıda görüldüğü gibi diktatörler ve karikatürcüler arasında her zaman bir etkileşim olmuştur. Yöneticilerin kendileri hakkında çizilen karikatürlere karşı davranış biçimleri, içlerindeki diktatörlük güdüsünün göstergesidir.

 

 

 

THE TYRANTS AND CARICATURE

 

Many little tyrants, tyrants and Great Tyrants have been in a world history. The Art of caricature have accompanied the tyrants in all times. Mutual relation between the tyrants and caricaturists were very complicated. Secretly or obviously caricaturists hated the tyrants, because the mind of caricaturists assumes the critical attitude to a reality. The true criticism on tyranny has the right to exist only when the criticism has the reference point for criticism - humane vital position. Such reference point is always opposite to tyranny. Even the conformists, so called "pocket" caricaturists, which were compelled in the caricatures to eulogize the tyrants, secretly did not love them. In turn, the tyrants hated all caricaturists, even they hated the "pocket" caricaturists. At any moment the "pocket" caricaturists of the tyrant can turn into the "pocket" caricaturists.

The scheme of mutual relations between the tyrants and caricaturists was approximately identical in all times. Most worthy "food" for caricaturists were the persons of the Great Tyrants, such, for example, as Napoleon, Hitler, Stalin... The analysis of caricatures of the Great Tyrants and political circumstances in the world during their board have shown, that the Tyrants have kept the army of "pocket" caricaturists, which eulogize their. From time to time Tyrants set such caricaturists at the enemies, internal and external. The "pocket" caricaturists have begun to exercise the witty criticism of the enemies of the Tyrants. On the one hand, the Tyrants encouraged, "fed up" the "pocket" caricaturists, on the other hand, they have kept them in fear. The Tyrants always have had the prisons and camps enough. The mutual relations between the Tyrants and "pocket" caricaturists as the mutual relations between a dogs and malicious theirs by the hosts.

However in the world culture are more known the caricatures which criticized the Great Tyrants. The Tyrants always tried to destroy the home-bred caricaturists which have criticized the tyranny. For this purpose there was an army o secret police, will developed, worthy for the host. Foreign caricaturists, which the Tyrants could not punish, they hated. For example, Napoleon had sent the notes to the government of England with requests to soothe English caricaturists, which have criticized him, to equate them to the murderers. Hitler promised to hang up some of Soviet caricaturists after a taking of Moskow. There was a lot of other cases of the hostility the tyrants to the caricaturists.

The attitude of the liberal caricaturists to the Tyrants is not so unambiguous. The caricaturists have criticized the hated character of the Tyrants, their unseemly acts, their antihuman policy. Besides that, the caricaturists have had the pathological pull to the persons of the Tyrants. And than larger such person had been than have more pulled caricaturists to them. Because the Tyrants are the best object for satire in the world. Because in the person of the Tyrants there was the Evil. And caricaturists would like to battle with Great Evil, as Don Quixote would like to battle with a Giant.

Already one of known caricatures has represented Ramzes III in an image of avid lion. The caricaturists have created many caricatures of many other tyrants. The caricatures of tyrants we may find on home walls, on economic utensils, in the books, magazines and newspapers... The political caricature in a modern sense of this word has generally engendered and received the development in XIX. century thanks to the person of Napoleon. Anybody was not indifferent to this Great Tyrant. Everybody either loved or hated him. The caricaturists in England, Russia, Germany, Spain have declared satirical war to him. And they have won this war. Napoleon answered to criticism not so much by satire, how by primitive slander through "Bulletin".

The heyday of tyranny have been in XX. century. Some of Great Tyrants, tens of Tyrants and infinite amount of little tyrants have appeared at once in this century. Latin and Central America, Europe, Asia are those regions, where had born and disappeared the centers of tyrannies. Probably therefore in XX. century art of a caricature has taken so important place in public life. The Great Tyrants of XX. century especially promoted development of art of a caricature. From this point of view is interesting the pair of the Great Tyrants Stalin-Hitler. Stalin had enclosed itself by the large group of "pocket" caricaturists, which had praised highly him in the plain Figures. When Hitler still as though was not an enemy of Stalin, but was not also friend, Soviet caricaturists slightly praized or simply did not touch Hitler. When Hitler has attacked on Stalin the Soviet caricaturists had begun to criticize him with all poisonous force. On the posters, in the leaflets, in the newspapers and journals the thousands of caricatures representing hated Hitler and fearless Stalin had manufactured. After the death of Stalin the same caricaturists, when them have allowed, have criticized him ruthlessly.

German caricaturists hated Hitler. In those times, when he was not the full Great Tyrant yet, the caricaturists criticized him mercilessly. Then he has destroyed such caricaturists or simply had sent out them from Germany. German caricaturists continued to criticize Hitler from abroad.

The similar mutual relations between caricaturists and tyrants have taken place in other countries. The caricaturists reminded wasps, which were always turned round the tyrants. Ones from them, tamed, the tyrants sets at the enemies, others, free-thinking, or tamed by enemies, try to sting the tyrants.

Always comes the time of fall of the tyrant. The empire built by him is destroy. The new governors allow to speak the truth about the falling tyranny. Here all caricaturists, and conformists, and liberal, are unanimous. Frequently in such cases caricaturists pull to generalization. For example, after a falling of communist tyrannies in East Europe hundreds caricatures representing overthrown monuments have appeared.

The mutual relation between democratic governors and caricaturists is not the same. The democratic governors are not afraid the caricaturists at all. They love free-thinking caricaturists. The democratic governors welcome any caricature of own person. Such caricatures are additional advertising adding popularity to the governor. Because between the democratic governor and his people is not present an internal inconsistency. For example, the American presidents of the last decades solemnly made warm reception in the White House for free-thinking caricaturists.

Thus, between the tyrants and caricaturists always there was an internal link. By a character of the attitude of the governor to caricatures of own person it is possible to evaluate a degree of tyranny intrinsic to him.

 

 

FERİT ÖNGÖREN

KARİKATÜRÜN ALTIN ÇAĞI

Karikatür 20. yüzyılda altın çağını yaşar. Bu yüzyılda karikatür, hem iktidarları sarsacak bir güce erişmiş durumdadır hem de bütün ülkelerde çizilir olmuştur. Karikatürün yanı sıra hiciv, mizahi şiir, komedi, fıkra gibi diğer mizah alanları da özel bir parlama gösterirler.

Mizahın 20. yüzyılda gösterdiği bu büyük etkinliğin nedenlerini araştırırken karşımıza önemli iki olgu çıkmakta gecikmeyecektir. Nitekim imparatorlukların ve krallıkların sarsılması sonucu, Avrupa'dan başlayarak bütün ülkelerde kurulan siyasi partiler, iktidarı ele geçirmek uğruna her yolla mücadeleye girişirler. İkinci olgu ise matbaanın günlük yaşantıya girmesi sonucu günlük gazetelerin, haftalık dergilerin, kitapların yayınlanır ve okunur oluşlarıdır.

Kral saraylarına mizah, başlangıçta ancak soytarı kimliği ile girebilmiştir. Oysa 20. yüzyılda karikatür imparatorların korkulu rüyası olmuştur. Siyasi partiler arkalarındaki halk kitleleri ile birlikte karikatürün politik mücadeledeki eşsiz gücünü hemen kavramışlardır.

Diğer mizah alanları ile birlikte karikatür, mizah dergilerini de yaratmıştır. Daha önce uzun yıllar boyunca ancak oluşabilen mizah ürünleri, 20. yüzyılın basılı mizahında günlük ve haftalık olarak üretilir ve tüketilir durumdadır. Matbaanın etkisiyle mizah kökten bir yapı değişikliği geçirmiş olur. Gene matbaanın ve partilerin etkisi ile karikatür geçen yüzyılın bir yaratışı olarak büyük ilgi ve sempati toplar. Mizah dergileri, politik mizahın dışında kalan alanlardaki karikatür olanaklarını harekete geçirir.

Karikatür, 19. yüzyılda Avrupa'da ilkin İngiltere ve Fransa'da başlıca iki modelle gündeme gelir. İngiltere'de, kralın varlığında anlaşmış iki parti iktidar mücadelesi yapmaktadır. Fransa'da ise Kralcı ve Cumhuriyetçi partiler birbirlerini yok etmek ister. Oysa İngiltere'de iki parti de rakip partinin, (elbette muhalefette) yaşamasını ister. Bunu kendi iktidarlarının garantisi sayar. Bu nedenle İngiliz modelinde taraflar zarif esprilerle puan toplarken, Fransa modelinde politik mücadele tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor. Türkiye'de karikatür, Fransız modeline uygun olarak, imparatorla mücadele biçiminde başlangıç yapar.

20. yüzyılda hemen bütün ülkelerde, kendisine uygun gelen bir modele göre, partiler kurulur ve zaman içinde iktidarlar el değiştirmeye başlar. İktidarlar değiştikçe gene benzer karikatürler çizilir. Artık ilk tepkilerin yaygınlığı ve heyecanı kalmamıştır. Karikatür, politikacıların elinde tekdüze bir silah gibi kullanılır olmuştur. Sonunda partiler, savundukları ilkeler bakımından sol-sağ kutuplaşmasına ayrılınca, karikatür de bu mücadeleye katılır.

Bir yüzyıl böyle bitecek sanılırken iki kutuplu dünya büyük bir değişim geçirir. Bütün ülkelerde küreselleşme, globalleşme rüzgârları eserken 20. yüzyıl sona erer. Bir bakıma karikatürcünün elindeki, çok kullanılmış beylik tabanca, artık su tabancasına dönüşür.

Dünyada kavga ve dalaş isteyecek değiliz ama, globalleşme yaygınlaştıkça karikatür magazinleşmektedir. Bir dönemin ünlü mizah dergileri de bu yüzyılla birlikte kapanıp gitmişlerdir. 20. yüzyılda altın çağını yaşayan karikatür gene bu yüzyılın sonunda büyük bir sönüklüğün içine düşmüşse, acaba bu gelişimin anlamı ne olabilir?

Demek ki karikatür zaman içinde parlamalar ve sönükleşmeler göstererek varlığını sürdürüp gidecektir. Karikatürün başlangıç yaptığı 20. yüzyıl çizimleri, karikatür klasikleri arasında özel yerini her çağda koruyacak gibi görünüyor.

Nitekim karikatür bütün demokratik ülkelerde bir etkileme azlığı gösterirken, genel seçimler öncesi İran'da bir karikatür yüz binleri harekete geçirebilmiştir. Aslında bu karikatür her gün yüzlercesi çizilen beylik bir örnektir. Ancak İran gerçek bir parti ve kitleler mücadelesi yaşamaktadır. Karikatür, baskıları ölçebilen barometre duyarlılığını yitirmiş değildir.

 

THE GOLDEN AGE OF CARTOON

20th century has been the golden age of cartoons. During the century, cartoon had both enhanced its power so as to disturb governments, and became widespread in all countries. Besides cartoon, other fields of humor such as satire, humorous poetry, comedy, and humorous anecdotes have displayed a particular flare.

While studying the cause of this great effectiveness of humor in the 20th century, we will soon encounter two important facts. That is, as a result of the collapse of empires and kingdoms, political parties established in all countries beginning from Europe, set out on a struggle in every way to assume power. The second fact is that, as the printing press entered the day-to-day life, daily newspapers, weekly magazines and books became published and read.

At first, humor could only enter courts under the identity of a jester. Yet, cartoon had become a nightmare for emperors during the 20th century. Political parties, together with their followers readily grasped the unique power of cartoon in political struggle.

Together with other fields of humor, cartoon has created humor magazines as well. Produces of humor, that took years to make up before, have become a product of the printed humor of the 20th century produced and consumed on a daily or weekly basis. With the impact of the printing press, humor has gone through a radical structural change. Again with the impact of the printing press and parties cartoon attracted great attention and sympathy as the creation of the past century. Humor magazines, activated the opportunities for cartoon in fields beyond political humor.

Cartoon appeared in two major models in Europe, primarily in England and France during the 19th century. In England, two parties that have consented to the existence of the king were struggling to assume power. In France, on the other hand, supporters of the King and the Republic were trying to destroy one another. However, in England, both parties wanted the other party to subsist (certainly as opposition). They consider it as the guaranty of their rule. Therefore, while the parties in the English model promoted themselves with graceful jokes, political struggle in the French model was apt to reach dangerous dimensions. In Turkey, cartoon started as a means of struggle against the emperor congruent to the French model.

During the 20th century, in almost every country political parties were established in a model suitable to each country's subjective conditions, and governments started to be transferred from one another. As governments changed similar cartoons were drawn. However the extent and excitement of the initial reactions had simmered down. Cartoon turned into a dull weapon in politicians' hands. Finally, when political parties divided into two poles as leftists and rightists according to the principles they stood for, cartoon entered the struggle as well.

While the century was expected to end this way, the bi-polar world went through an enormous change. 20th century ended under the winds of globalization in all countries. In other words, the worn out weapon turned into a water gun.

We wouldn't want fight and contradictions on the world, but as globalization extended cartoon has become a magazine item. Renowned humor magazines of one time have diminished with the coming of this century. If cartoon that has lived its golden age during the 20th century has lost its glitter at the end of the very same century, what could the meaning of this development be?

It means cartoon will survive sparkling at times and losing at others within time. It seems the 20th century illustrations will preserve their exclusive place among cartoon classics in all centuries to come.

Nevertheless, as cartoon demonstrates a lack of impact in all democratic countries, a single cartoon could trigger hundreds of thousands of people in Iran before elections. In fact, that cartoon was a common sample of numerous cartoons drawn everyday. But Iran is going through a genuine struggle of parties and masses. So cartoon has not lost its barometric sensitivity that can measure oppression.

 

 

JOHN A. LENT

POLİTİKA VE ÇİZERLİK

Kaji Ryusuke, birkaç yıl içerisinde parlamentoda inanılmaz bir kariyer yaparak savunma bakanlığına kadar yükseldi. Anayasa reformu, Japonya'nın yeni askeri politikasını desteklemesi ve yeni politikacı -politik gücü merkeze alan ve çürümeyi engelleyen- tavrının tipik bir örneği olması sayesinde tanındı. Yine politikacı olan babasının 1991 yılında ölmesiyle politikaya atılan Kaji, bu olay öncesinde iş dünyasında kariyerini sürdürüyordu.

Ne yazık ki Kaji gerçek değil. Kendisi 90'ların en popüler Japon çizgi romanlarından (manga) birinin ana karakteri. Hirokane Kenshi tarafından yaratılan ve dizi halinde "Mr. Magazine" ve "Kaji Ryusuke'nin Prensipleri" adlarıyla yayınlanan bu çizgi dizi, Kenshi'nin kendini politikacıllarla özdeşleştimesi ve onlarla yaptığı söyleşilere de yer vermesiyle gerçekçi boyutlara ulaştı.

Kaji Ryusuke's Principles, ("Silent Service" ve "The Arrogance Manifesto"yla birlikte) 80'li yılların ortalarından 90'ların ortalarına kadar manga türünün ötesine geçen bir popülerlik kazanan politik manga türünün temsilcilsi olmuştu. Tek tek manga türünün milyonlar sattığı Japonya'da böylesi bir başarıya ulaşmak görülmemiş birşeydi.

Karikatür ve politikanın tüm dünyada paylaştığı etkileşim geleneğine rağmen, koca bir türü (aslında en popülerini) polikaya adamak normlara uyan bir durum değildi.

Politika, Hogarth ve Daumier baskılarının, antik Asya yazmalarının, 19. yüzyıl Latin Amerika dergi ilustrasyonlarının ve bir çok klasik Amerikan çizgi romanının ana temasını oluşturuyordu. İlk Amerikan çizgi romanı "The Yellow Kid", bazen direkt olarak politik anlatımlar içeriyordu. Bir bölümünde Başkan William Mc Kinley Hogan sokağı çocuklarını ziyaret ediyordu. Diğer politika yüklü çizgi romanlar arasında, uzun süre muhafazakarları destekleyen "Little Orphan Annie", politik tekstlerle dolu olamasından dolayı nerdeyse çizimlere hiç yer kalmayan "Skippy", başta Joe McCarthy olmak üzere politikacılara cesur saldırılarıyla tanınan "Pogo" ve günlük muhafazakar söylemler içeren sunuş yazılarıyla "Donnesbury" bulunuyordu.

Her ne kadar eğilim çizgi roman türlerini birbirinden keskin çizgilerle ayırmak olsa da, siyasi karikatürler ve siyasi çizgi romanlar arasında çok belirsiz bir ayrım vardır. Birleşik Devletler'deki Pulitzer Ödülü komitesi, bu olduğu varsayılan ayrımı görmezden gelerek en iyi siyasi karikatür ödülünü "Donnesbury" ve "Bloom Country" vermişti. Bu ayrım başka yerlerde de aynı derecede bulanıklaştırılmıştır. Güney Kore'de 1950 lerde günlük olarak yayınlanan, içerdiği diktatörlük hakkındaki eleştirel yorumlarla çok popüler olan bant karikatürler, hükümetlerin gazabından kurtulamamışlardı. Marcos rejimi sırasında aynı şeyler Filipinler'de de tekarlanmıştı.

Belki bazı sanatçıların, (Frank King, Winsor McCay, George Herriman gibi yada Jeff MacNelly, Mike Peters, Tanzanya'lı David Chikoko, Nonoy Marcelo, Roberto Fontanarrosa vb.) politik karikatür ve çizgi romanı aynı anda çizmeleri ya da zaman içerisinde her iki türde de eserler vermeleri sonucunda bu türler arasındaki farkı bulmak zordur.

Her ne kadar benzer durumlar dünyanın başka yerlerinde görülse de, Latin Amerika, politika ve çizerlik arasında kesişimlerin en iyi örneklerine sahiptir. Latin Amerika'da yayınlanan, politik mizaha yer veren periyodik yayınlar yüzyıldan daha eskilere dayanır. Birkaç isimden bahsetmek gerekirse, 1890 ların sonlarında Kolombiyalı Alfredo Greñas'ın El Zancudo'su, 19. yüzyıl Meksika'sındaki mizahi illustrasyonlu dergiler, ve 1912 de başlayan Arjantinli Caras y Caretas bunlardan bazılarıdır. Daha yakın zamanlarda bir çok isim daha görülmüştür, mesela Kübalı Dedeté, Palante; Nikaragua'dan, Sandinista döneminden Roger Sanchez Flores; Tia Vicenta, Humor, Hortensia ve diğer Arjantinli çizerler; Brezilya' da O Balão, O Pasquin veya Zig-Zag ve Şili'den Le Firme.

Politikacılar ve sempatizanları neredeyse her yerde siyasi karikatürlere sert tepkiler vermişlerdir. 1830 yılında, Simon Bolivar karşıtı karikatürlerin sergilenmesi, nasyonalist liderin son karısını sinirlendirmiş ve eserleri parçalamaya kalkışmasına neden olmuştu.1890 larda Kolombiya'lı El Zancudo baskıya uğramış ve yayıncısı da Kosta Rikaya kaçmak zorunda kalmıştı; Şili''de Salvador Allende'nin ideolojik çizgisini sürdüren La Firme , 1973 darbesiyle iflas etmişti ve 1969 Meksika'sında idam edieceği söylenerek dağlara götürülen, tanınmış karikatüristlerden Ruis bunun örneklerindendir. Neyse ki totalitarizm, sorumsuz kapitalizm karşıtı olarak tanınan Ruis hayatta kalmış ve korkmasına rağmen eleştirel karikatürlerini sürdürmüştür. Arjantin'deki diktatörlük zamanında, karikatürist Alberto Breccia ve ortağı yazar Héctor Oestaerheld çalışmalarındaki politik ve sosyal alt metinler yüzünden kötü anlar yaşamışlardır. Oesterheld ortadan kaybolmuş (büyük bir ihtimalle öldürülmüş) ve Breccia'da bir sure Arjantin'den ayrılmıştı. Breccia, bir yolunu bulup "Che" isimli çizgi romanını yetkililerden saklamak için bahçesine gömmüştü.

Sanat tarihçisi W.A. Coupe, politik karikatürleri, tanımlayıcı, nerdeyse tarafsız olan, sistemi destekleyenler; güldürücü hiciv, eleştirilenlerin yasallığını kabul eden, reform amaçlayanlar; yıkıcı hiciv, acı veren, düşmanı insanlık dışı olarak tanımlayanlar; övgücü, favori konuları tanrılaştırıp, reklamını yapanlar olarak kategorilere ayırmış ve tüm karikatür-politika bağlantılarının düşmanca olmadığını belirtmiştir.

Yerkürenin her yerinde, politik amaçlar için kullanılmış karikatürlere rastlarız, seçim kampanyalarını ve hükümet programlarını destekleyen, liderleri kültleştiren, acımasız karikatürlerle düşmanlar yaratan (özellikle savaş zamanlarında), bürokratların bekçi köpekleri olarak hizmet verenler gibi. Sonuç olarak, bazı karikatürler medyadaki en etkili eleştirel sesler olarak duyuluyor, hatta, sadece onlarınki duyuluyor.

POLITICS AND CARTOONING

 

Kaji Ryusuke has had an amazing career in politics, moving in a few short years, to the position of Minister of Defense in the Japanese cabinet. He is best known for promoting constitutional reform and the remilitarization of Japan and for epitomizing a new type of politician - an intellectual bent on centralizing political power and doing away with political corruption. His initial career was business, which he abandoned when his politician father died in 1991, and Kaji decided to succeed him.

But, Kaji Ryusuke is not for real. He is the main character of one of Japan's most popular manga (comic book) of the 1990s. Created by Hirokane Kenshi and serialized in Mr. Magazine, Kaji Ryusuke's Principles (Kaji Ryusuke no Gi) took on realistic dimensions, mainly because Kenshi familiarized himself with politicians, sometimes carrying interviews he did with them alongside the comic strip.

Kaji Ryusuke's Principles was one of several strips (others being Silent Service and The Arrogance Manifesto) of a new genre called politics manga (seiji manga), that, from the mid-1980s to mid-1990s, surpassed all other manga in popularity. To achieve that status in Japan where individual manga titles sell millions weekly is truly phenomenal.

Having an entire genre (and the most popular, in fact) of comic book devoted to politics certainly is not the norm; nevertheless, cartooning and politics have a long tradition of interaction worldwide.

Politics was the theme of Hogarth and Daumier prints, of ancient Asian scrolls, of nineteenth century Latin American magazine illustrations, and of many of the classic United States comic strips. The very first American strip, The Yellow Kid, sometimes carried direct political commentary. In one episode, the artist has President William McKinley visiting the kids of Hogan's Alley. Other American strips loaded with political views include, Little Orphan Annie, a long-running diatribe supporting conservatism; Skippy, at times so full of textual political venom that little or no space was left for artwork; Pogo, known for its courageous attacks on demagogue Senator Joe McCrthy, but also on many other politicians; and Doonesbury, a contemporary strip that is often suspended or diverted to the editorial page in conservative dailies.

Although the tendency is to neatly compartmentalize comic strip genres, the line between political cartoons and comic strips is often unclear. In the United States, the Pulitzer Prize committee ignored this imaginary line on occasion, awarding the best editorial cartoon prize to the strips Doonesbury and Bloom Country. The line is equally blurred elsewhere. The extremely popular, four-panel strips that graced South Korean dailies beginning in the mid-1950s, were some of the most critical commentaries on the succeeding dictatorships, and regularly faced the wrath of governments. The same can be said for some Philippine strips during the Marcos regime.

Perhaps it is difficult to distinguish between the genres because some artists (such as Frank King, Winsor McCay, George Herriman) drew political cartoons before and after their tenures as strip cartoonists; others (such as Jeff MacNelly, Mike Peters in the U.S., David Chikoko in Tanzania, Nonoy Marcelo in the Philippines, Roberto Fontanarrosa in Argentina, and many more) did political cartoons and comic strips simultaneously.

Latin America provides good examples of the interconnections between politics and cartooning, although similar situations exist in other parts of the world. Latin American periodicals devoted to political humor date to more than a century ago, including, to name only a few, Alfredo Greñas's El Zancudo in Colombia of the late 1890s, illustrated satirical magazines in nineteenth century Mexico, and Caras y Caretas in Buenos Aires, beginning in 1912. Many others have appeared in more recent years, such as Cuba's Dedeté and Palante; Nicaragua's Semana Cómica of the Sandinista era, in which Róger Sánchez Flores's work appeared; Tia Vicenta, Humor, Hortensia, and others in Argentina; O Balão and O Pasquin in Brazil, or Zig-Zag and La Firme in Chile.

Politicians and sympathizers, like their counterparts nearly everywhere, reacted strongly to political cartoons and caricatures. In 1830, a public display of anti-Simon Bolivar caricatures in Bogota triggered the fury of the nationalist leader's last mistress who literally tried to destroy them. Colombia's El Zancudo was suppressed and its publisher fled to Costa Rica in the 1890's; La Firme, which defended the ideological line of Salvador Allende's government in Chile, folded with the 1973 coup; and in Mexico, in 1969, foremost political cartoonist and strip artist Rius (Eduardo del Rio) was taken to the mountains by the police who told him he was to be executed. Rius, known as an enemy of totalitarianism and irresponsible capitalism, was spared; despite the scare, he continues to draw critical cartoons. During Argentina's dictatorship period, cartoonist Alberto Breccia and his collaborator writer Héctor Oesterheld faced perilous times for their works which carried political and social subtexts. Oesterheld "disappeared" (probably killed) and Breccia left Argentina for a while. At one point, Breccia buried the originals of his comic book Ché in his garden to avoid the authorities.

Not all cartooning-politics links are adversarial, as noted by art historian W.A. Coupe, who categorized political cartoons as, descriptive, almost neutral, leans in support of the system; laughing satire, accepts the legitimacy of those being criticized and aims to reform, rather than to destroy; destructive satire, cruel, hurtful, portrays the enemy as inhuman; and glorifying, promotes and makes gods of favored subjects.

All over the globe, examples abound of cartoons used for political purposes, to promote election campaigns, government programs, and cults of personality of leaders; to create national enemies through cruel and nasty caricatures (especially during wartime); and to serve as watchdogs of public servants. Concerning the latter, some cartoons act as the most vigorous critical voices in mass media; in fact, they often are the only ones.

 

 

ROGER PENWILL

KARİKATÜRCÜLER POLİTİKACILARA KARŞI: ONURSUZ BİR EŞLEŞMEMİ?

İngiltere'deki tüm günlük gazeteler ve bazı büyük bölgesel gazeteler, düzenli olarak siyasi karikatürler yayınlıyorlar. Tahmin edebileceğiniz gibi bu karikatürlerin siyasi görüşü genellikle gazetenin çizgisini yansıtıyor. Buna rağmen karikatürler artık ilk yayınlanmaya başladıkları 18. yüzyılda olduğu gibi İngiliz siyasetçilerin korkulu rüyası değiller. Son birkaç yıl gösterdi ki artık karikatürcüler ve politikacılar birbirlerine karşı dengeli bir tavır sergiliyorlar.

Ne kadar zalimce çizilmiş olursa olsun artık, bir karikatürün, İngiliz politikacıları üzmesi neredeyse imkansız gibi görünüyor. Kendi özelinde rahatsız olabilir ancak politik kariyeri göz önüne alındığında bunu halk içerisinde göstermesi hiç de akıllıca olmaz. Ulusal karakterimizin gereği olarak bir politikacının mizah anlayışına sahip olması bir zorunluluk gibi görünüyor. Bu eksiklik, oy veren kitleler tarafından, ciddi bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Karikatürcünün kurbanının, kendi orjinal çizimini satın alarak gururla sergilemesi rastlanılmayan bir durum değildir. Hatıralarını yayınlatırken bile kullanabilir.

Erkek ya da kadın herhangi bir politikacının karikatürlere konu olması , onun halk tarafından tanındığını gösterir. Politikacı, varolmak için tanınmışlığın sağladığı oksijene ihtiyaç duyar. Bunu sıradan dozlarda aldığı sürece gerçek bir politikacı olarak değerlendirilemez. İşte karikatürlerde boy göstermesi ona bu tarz bir tanınmışlık sağlar. Başlarına gelebilecek en kötü şeyse gözardı edilmektir.

Bazı tabloid gazetelerin geniş okunma oranlarına (günlük neredeyse dört milyon okuyucu) rağmen, siyasi karikatürlerin etkisi bu tip gazetelerin savunduğu popÜlist görüşlerin bir parçası olmaktan öteye gidemiyor. Daha zeki ve daha sert karikatürler ise kendilerini "ciddi" olarak tanımlayan gazetelerde yayınlanıyor. Her nasılsa bu gazeteler daha kısıtlı bir okuyucu kitlesine sahipler ve bu yüzden toplum genelinde çok daha az bir etki yaratıyorlar.

Bugünlerde geniş kitlelere ulaşan tabloid gazeteler bilgisayarların grafik programlarının marifetlerinden yararlanmayı tercih ediyorlar. Bunları kullanarak, geçmişte karikatüristlere yaptırmış oldukları, politikacıları ve diğer ünlüleri komik cisimlere dönüştürme işinin üstesinden gelebiliyorlar. Örneğin İngiliz futbol klüplerinden birinin başkanı, turba dönüştürülmekten kurtulamadı ve bu tabloid gazetelerden birinde manşet oldu.

Günümüzde çoğu insanın politikacılar hakkındaki görüşleri televizyon tarafından yansıtılıyor. Televizyonun "iletişim devrimi" öncesindeyse esas bilgi ve fikir kaynağı gazetelerdi. O günlerde politik karikatür, halk üzerinde bugün hayal bile edemeyeceği bir etkiye sahipti.

Gerçekten saldırgan karikatürler görmek isterseniz, daha uç fikirler içeren çizimleri yayınlayan yeraltı basınına bir gözatmanız gerekir. Aynı fikirleri paylaşan, ancak sayıca oldukça az bir okur kitlesine ulaşan bu yayınlar, herhangi bir nedenle polis tarfaından infaz edilip ünlenmedikleri sürece genelde varlıkları fark edilmeden yayın hayatlarını sürdürürler.

Karikatürcülerin zalim olabilmeleri ve hedeflerini bulabilmeleri, sağlıklı bir demokrasinin işareti olarak görülebilir. Ancak eleştrileri, kurbanlarca gözardı edilip, hoşgörüyle karşılanıyor ve arada kaynayıp gidiyor. Öte yandan artık politikacıların yaptıkları insanları şok edemiyorsa, belki de tüm siyaset oyunu ve oyuncuları ciddiye alınmıyor demektir ki, bu da hiç sağlıklı bir durum değil.

Karikatürcülerin politika üzerindeki etkileri azalmış olsa da, politikanın karikatürcüler üzerindeki etkisi bir hayli fazla. Bu da Amerika'dan, İngiltere'yi istila etmek için gelen politik doğruluğun sinsi yükselişinin bir sonucudur.

Son 40 yıl içinde İngiltere çok kültürlü bir topluma dönüştü. Bu büyümeyle herhangi bir azınlığın ve kültürlerinin huzurunu kaçırmamak gibi bir duyarlılık ortaya çıktı. Politik doğruluk, azınlıklar hakkında yapılabilecek her espirinin yanlış olduğu ve kaçınılması gereken bir konu olduğu temeline dayanıyor. Kendinizden daha güçsüz bir gruba saldırma olarak algılanıyor. Bu kabullenmeden, azınlıkların mizah anlayışlarının olmadığı ve kendilerine gülebilme yeteneğinden yoksun oldukları sonucu çıkıyor. Kendileri üzerine yaptıkları esprileri onların dışında herhangi biri yapmaya kalktığında politik doğrululuktan sapmakla suçlanabiliyor.

Politik doğruluğun ilerleyişi sessizce sürüyor. Ancak eski TV şovlarını izleyerek etkisinin büyüklüğünü anlayabilirsiniz. Bugün kabul edilemez olarak görülen bir çok espri o programlarda yer alıyor.

Politik doğruluk, birçok çizeri etkisi altına alarak oto-sansüre sürükledi. Aynı zamanda, politika çizerleri de bir zamanlar sahip oldukları etkiyi artık kaybettiler. Bunların nasıl geri kazanılacağını kestirmek çok zor.

CARTOONISTS VERSUS POLITICIANS: A DISHONOURABLE DRAW?

 

Every national newspaper in the UK and some major regional newspapers carry a regular political cartoon. Not unexpectedly, the political bias of the cartoon is often, but not always, in line the views of the newspaper. Despite this, cartoons are no longer the scourge of UK politicians as they were when they first appeared in the eighteenth century. Cartoonists and politicians in our country in recent years seemed to have settled into a balanced relationship to each other.

It seems almost impossible today for a cartoon to upset a British politician, however savage the drawing. He might be privately annoyed, but it is unwise for the sake of his political career to be upset in public. A politician has to be seen to have a sense of humour for it is considered to be a necessary part of our national character. The lack of it could be seen as a serious flaw by the voting public. It is not uncommon for the cartoonist's victim to buy the original cartoon and proudly display it. He might even use it in his memoirs years later.

The fact that he (or she) has been lampooned in a cartoon shows that the politician has achieved public recognition. A politician needs the oxygen of publicity to exist. He cannot be considered a true politician unless he gets regular doses of it. His appearance in cartoons helps to give him such recognition. The worst failure in his eyes would be to be ignored.

Despite the large circulation of some tabloid newspapers (up to four million daily readers), the impact of the political cartoon tends to be very small as it is just part of the general populist views shouted by these papers. The more intelligent and incisive cartoons appear in the broadsheet newspapers, the so-called "serious" press. However these have a much smaller readership and therefore less overall impact on the mass of the public.

The mass-market tabloid newspapers nowadays seem to prefer to use the image-manipulation skills that computer graphics programs give them. Using these they can turn politicians and other public figures into objects of ridicule, rather than use cartoonists to do the job as they might have done in the past. One manager of the England football team never really recovered from being metaphorised into a turnip on the front page of the biggest circulation newspapers.

Most people's image of politicians today is formed by television. Before television revolutionised communication, newspapers were the main source of information and opinion. Under those circumstances the political cartoon had much more impact on the public than it can hope to achieve today.

To find really aggressive political cartoons you need to look to the underground press, where cartoons expound the more extreme views. These are read by few people and their readership is made up of those who already hold such opinions. Generally the great mass of the public is totally unaware of these publications, unless for some reason the police decide to prosecute (usually for obscenity) suddenly giving it publicity.

It may be a sign of healthy democracy when cartoonists can be savage and right on target but their criticism is tolerated, ignored or absorbed by their victims. On the other hand, as the public is no longer shocked by what politicians do, maybe people have just become cynical about politics and all its players, which is not really a healthy situation at all.

Whilst cartoonists may not be having much effect on politics, in one way, though, politics is having a great effect on cartoonists. That is the insidious growth of political correctness which has travelled from the US to infest the UK.

Britain has become a multi-cultural society over the past four decades. With this growth has come a sensibility about upsetting the feelings of any minority groups and culture. Political correctness is based on the assumption that any joke that pokes fun at a minority is wrong and should not be made. It is taken as an attack on a weaker party. It follows from this assumption that any minority has no sense of humour and is totally incapable of laughing at itself. They can make fun of themselves, but if someone outside that group makes the exactly the same joke then he maybe attacked for political incorrectness.

The march of political correctness proceeds by stealth. You can only really assess its impact by viewing old TV comedy programmes. Often you hear jokes that would be unacceptable today.

Political correctness leads to self-censoring of cartoons, affecting most cartoonists in some way. At the same time, political cartoonists in the UK have lost the impact and influence they once had. It is difficult to see how these would be regained.

 

 

ORHAN BİRGİT

 

 

DÜŞMAN KARDEŞLER

Karikatürcü mü, politikacı mı mesleklerinde daha eskidir?

İlk karikatürlerin, mağara duvarlarında çizildiği söylenebilir. Ya ilk politikacı ne zaman konuşmaya ve örgütünü kurmaya başladı?

Yazılı tarihe göre, ona Atina döneminde rastlamamız gerekiyor.

Ancak, iletişimini sağlayabilmek için, mağaralarına düşüncelerini çizerek anlatmak isteyen insanın, o düşünce jimnastiğinde politika ile yüz yüze gelmediğini söyleyebilir miyiz?

Soruna ihtiyatla yaklaşırsak, karikatür yapan insan ile, politika üreten insanın birbirlerine eşdeğer zamanda yaşadığını görebiliriz.

Sadece birbirleri ile aynı zamanda yaşamaya başlayan değil, birbirleriyle sürekli olarak da çekişen iki insan tipidir politikacı ile karikatürcü.

Zaman zaman farkında olmadan birbirlerini tamamlayan bu iki tipin aralarındaki savaşım, galiba hangisinin daha çok tolerans sahibi olduğunu saptamamızı gerektiriyor.

Öyle bir araştırmada, illa birisinin ötekinden daha çok sağduyu sahibi olduğunu söylemek elbette olası değildir.

Daha doğrusu, karikatür sanatçısı politikacının olmadığı bir dünyada, eleştirecek konu açısından büyük ölçüde sıkıntı çekeceğini bile bile, sürekli olarak ona yüklenecek, sahneden silinmesini isteyecektir.

Politikacı zaman zaman şiddet olgusuna sarılır.

Oysa karikatürcü şiddetten nefret eder.

Politikacı, sanayileşme sevdası ile çevrenin kirletilmesine, yeşilin yok edilişine sırt çevirir.

Karikatür sanatçısı için çevre ve yeşil sevdası emek kadar yüce değerler arasındadır.

Ama, ara rejimlerde görüldüğü gibi, politikacının sahneden çekilmek zorunda bırakıldığı dönemlerde karikatürcünün eli kolu bağlanmıştır.

Karikatür sanatçısının, kapalı rejimlerde politikacıyı çizgiye dökmesi için, uzun yollar izleyerek çağrışımlarla bağlantı kurmayı başarması gerekecektir.

Türkiye'de basının siyasi iktidarın baskısı altında olduğu, muhalefetin susturulmasına çalışıldığı 1960 öncesi dönemde, cezaevine giren gazetecilerin en önünde Ratip Tahir Burak ve genç sanatçı Halim Büyükbulut'un olduğu biliniyor.

Yine aynı yıllarda Aziz Nesin'in yayınladığı Marko Paşa dergisinin sorumlularının bir ayakları mahkemelerdeydi.

Büyük usta Ali Ulvi, 28 Nisan 1960 olaylarından hemen sonra dönemin Sıkı Yönetim komutanlığı tarafından "uçtu uçtu" karikatürü yüzünden tutuklanmıştı.

12 Eylül 1980 darbesinin karikatür sanatına nasıl baktığını tek kelime ile söylemek için Karikatürcüler Derneği'nin kapısına kilit vurulduğunu ve o arada bu derneğin düzenlediği Uluslararası Nasreddin Hoca Karikatür Yarışmasının da yasaklandığını anımsatmak yeterli olacaktır.

Ama tüm bunlar, karikatür sanatçısını yıldırmak şöyle dursun, vurucu esprilerle şaşmaz ve vazgeçilmez hedefi olması gereken politikacı ile uğraşmayı sürdürmesi için gecesini gündüzüne katmasını adeta kamçılamasına yol açmaktadır.

Ünlü şair Abdülhak Hamit'in, sevgilisi Lüsyen'i için söylediği o "Sensiz de seninle de yaşanmaz..." mısrası karikatürcünün dilinden politikacı için yinelenirse yanlış bir şey mi yapılmış olur?

 

 

BROTHERS AND ENEMIES

Which one is older in his profession, a cartoonist or a politician?

It is said that the earliest cartoons were drawn on cave walls. Then when did the first politician started to make speeches and organize?

According to the recorded history he must have emerged in ancient Athens.

Nonetheless, is it possible to say that the human being who tried to communicate his thoughts by means of the drawings he made on cave walls, did not encounter politics during that brain teasing exercise?

If we approach the question cautiously, we can see that the man drawing cartoons has lived simultaneously with the man producing politics.

Cartoonists and politicians are two types of human beings that not only started living at the same period, but also in constant conflict with each other.

The struggle between these two types, who at times, unconsciously complement each other, obliges us to determine the one more tolerant.

In such a study, it is certainly not possible to say one has more common sense than the other.

The truth is, the cartoon artist will keep on bugging the politician and wishing he was wiped off the stage, although he knows that he would have a great difficulty finding an issue to criticize in a world without politicians.

The politician takes up violence at times.

However, the cartoonist loathes violence.

The politician permits environmental pollution and destruction of greenery for the sake of industrialization.

For the cartoonist, the love of environment and greenery is among the most valuable notions as labor.

Yet, as can be seen in transitory regimes during which the politician is forced to leave the stage, the cartoonist is restricted as well.

In closed regimes, the cartoon artist has to trace a long way to make create associations in order to criticize the politician by means of his drawings.

Before the 1960 period, when the Turkish press was oppressed by those in political power and there were efforts to silence the opposition, it is know that the earliest journalist to be jailed was Ratip Tahir Burak followed by the young artist Halim Büyükbulut.

During the same period, directors of the Marko Paşa magazine published by Aziz Nesin spent half their time at the court.

Great master Ali Ulvi, was arrested for his cartoon titled "Flying Away" by the Martial Law Command of the period right after the incidents on April 28, 1960.

In order to describe how the military coup on September 12, 1980, it should be enough to remind that Association of Cartoonists was closed, and the International Nasreddin Hodja Cartoon Festival organized by the Association was banned.

However, all that stimulated the cartoonists to carry on working night and day to criticize the politicians, their infallible and irrevocable target with striking cartoons, instead of intimidating them.

Would it be wrong if the line written by the renowned poet Abdülhak Hamit for his beloved Lüsyen saying "I can't live with or without you…" is repeated by the cartoonist for the politician?

 

 

HIFZI TOPUZ

ALİ ULVİ ve SİYASAL KARİKATÜR

Bundan beş yıl önce "Ali Ulvi ve Günlük Gazete Karikatürü" başlıklı bir yazı yazmıştım. Sevgili dostum Ulvi'nin üç yıl önce aramızdan ayrılmasından sonra bu yazı yeni bir anlam kazandı. O yazıyı yeniden okudum, özlemlerle duygulandım. Ulvi o yazıyı gördüğü zaman Florance Nightingale Hastanesi bunalımları içerisindeydi. "Beni amma da abartmış, yüceltmişsin" dedi. "Az bile yazmışım, gerçekten sen büyük işler yaptın, ama o kadar alçakgönüllüsün ki kendi değerini bilemiyorsun", diye yanıt verdim. Ulvi'nin o kadar erken bizi terkedeceği hiç aklıma gelmezdi. Biz onu biraz "hastalık hastası" sayardık, hastalıklarını da pek ciddiye almazdık. Meğer Ulvi şaka etmiyormuş. Ama ölümü da şaka gibi geldi. Bence Ulvi yaşamaya, sevgiye, aşka, dostluğa hiç doyamadan gitti. Onun arkasından da Ferruh... Hiç aklımıza gelir miydi? Ben çok sevgili iki dostumu yitirdim. Çok kötü espri yaptılar. İkisini hiç unutmayacağım.

Beş yıl önceki yazımın yeniden biçimlendirilmesini sevgili Nezih Danyal'a bırakıyorum. Bir de Ulvi'nin bana tam 20 buçuk yıl önce Dakar'a yolladığı bu yılbaşı kartını yazıma ekliyorum. Dostlarıma duyduğum özlem ve sevgilerle...ALİ ULVİ VE GÜNLÜK GAZETE KARİKATÜRÜGünlük gazete karikatürünün yaklaşık 120 yıllık bir tarihi var. Karikatürle basın tarih boyunca çok iyi anlaştılar. Önce karikatürcüler kendi dergilerini çıkarttılar. Bunların ilk örneğini Fransa'da 1830'da gördük. İlk kez haftalık La Caricature yayınlandı. İki yıl sonra da bunu günlük Charivari izledi. Çağının ilk ve büyük karikatürcüsü Daumier bu gazetelerde kendini kanıtladı. Fransa'da karikatür yüzünden hapse mahkûm olan ilk karikatürcü de Daumier oldu.

1841'de İngiltere'de Punch çıktı. Onun ardından Almanlar Kladderadatsch'ı yayınladılar (1848). Onu Amerika'da Harper's Weekly izledi (1857). Gülmece türü haftalık siyasal gazeteler her ülkede mantar gibi bitmeye başladı.

Günlük siyasal gazetelerde karikatürün önemini anlayan ilk kişi Victor Hugo olmuştur. Hugo 1872'de Le Peuple Souverain adlı günlük bir gazete çıkardı ve sütunlarını Daumier ile Gill'e açtı ama sansürcüler kendisine göz açtırmadılar ve Hugo'nun gazetesi çok kısa sürede kapanmak zorunda kaldı.

Derken 1880'li yıllarda Amerika'da Daily World gazetesi ünlü karikatürcü McDougall'ı kadrosuna aldı. Bunu gören öteki gazeteler de hemen birer karikatürcü edindiler; gazeteler şenlendi.

Fransa'da Victor Hugo'nun çok kısa süren girişiminden heveslenen ufak tirajlı gazeteler de 1880'li yıllarda karikatür işine soyundular ve zaman zaman karikatür yayınladılar. O yıllarda Fransız basını altın çağını yaşıyordu. İlk olarak 1893'te Figaro gazetesi sürekli olarak karikatüre yer verdi. Onu Le Presse, I'Evènement, Le Matin, La Patrie, Le Siècle gazeteleri izledi. Abel Faivre, Forain, Ibels, Caran d'Ache, Lèandre gibi karikatürcüler gazetelere renk kattılar, canlılık getirdiler.

Bir süre sonra İngilizler de baktılar ki, basınla karikatür pekala uyuşuyormuş, onlar da karikatür basmaya başladılar. David Low, Wicky, Darland, Dyson gibi karikatürcüler günlük gazetelerin vazgeçilmez kişileri oldular.

Bizde günlük gazete karikatürü 50 yıllık bir gecikme ile başladı. Batıda olduğu gibi bizde de karikatür uzun yıllar dergilerde ve gülmece gazetelerinde yer aldı. Günlük gazeteye karikatürü getirtip oturtanın Cemal Nadir olduğu söylenebilir. Cemal Nadir bu işi 1928'de Akşam'da başlattı. Gazeteye üç kişi yön veriyordu: Necmettin Sadak, Kazım Şinasi Dersan ve Emin Tahsin Til. Gazetenin sahibi olan Necmettin Sadak ile Kazım Şinasi Fransa'da okumuşlardı, karikatürün değerini biliyorlardı. Enis Tahsin de Fransız basınını çok yakından izleyen bir yazı işleri müdürüydü, o da Cemal Nadir'i çok sıcak karşıladı.

Akşam'dan sonra başka gazeteler de karikatüre yer vermeye başladılar ve karikatür gazetelere yerleşti. Genelde dergilere çizen Ramiz, Orhan Ural, Münif Fehim, Salih Erimez, Mim Uykusuz, Togo, Ratıp Tahir gibi sanatçılar da zaman zaman gazetelerin çeşitli sayfalarına yerleştiler.

Günün birinde Cemal Nadir Akşam'dan ayrılıp Cumhuriyet'e geçti, birkaç yıl sonra da kısa bir hastalığın ardından 45 yaşında öldü. Yeri bir süre boş kaldı. Sonra 1950'de, Ali Ulvi kendi çabasıyla Cumhuriyet'e girerek Cemal Nadir'in masasına oturdu. Onun boşluğunu doldurmak hiç kolay değildi ama, Ulvi bu işi kısa zamanda tutturdu, hiç yadırganmadı ve Babıali'nin en sempatik karikatürcülerinden biri oldu. O yıllarda Sururi, Ratıp Tahir, Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Ferruh Doğan, Altan Erbulak, Bedri Koraman, Nehar Tüblek ve Mıstık da öteki gazetelerde çiziyorlardı.

Günlük gazetelerde çizmek dergilerde çizmekten çok değişik ve güç bir iştir. Çünkü gazete karikatürcüsü her gün iç ve dış olayları izleyerek kendi dokümantasyonunu hazırlamak ve güncel olmak zorundadır. Her türlü duygusallıktan ve şovenlikten arınması gerekir. Şoven olan halkı kışkırtan karikatürcüler de vardır ama, onlar öylesine karikatürcüdür, yok olup giderler.

Gazete karikatürcüsü yalnız gözlemci ve yorumcu olarak çalışmayacak, hümoristik desen sanatının dünyadaki gelişmelerini de izleyerek çağına ayak uyduracaktır.

Gazete karikatürcüsü hem ilkokul öğretmeniymiş gibi en alt düzeydeki okuyucuya seslenecek, hem de en azından bir üniversite profesörüymüş gibi konuların derinliklerine inecektir.

Gazete karikatürcüsünden sanat dergilerine hümoristik desen çizen karikatürcüler gibi çalışması istenemez. Hümoristik desen çizen sanatçı geniş kitlelere değil, seçkinlere seslenir, güncelliğin dışında kalır, kahkahalarla güldürmeyi amaçlamaz, karikatüre bakan kişi gülümsemeyle yetinebilir. Hümoristik deseni anlamak ve algılamak için grafik sanatının inceliklerini bilmek ve simgeleri çözebilme yeteneğine sahip olmak gerekir. Ama gazete karikatürüne bakanlarda bu yetenekleri arayamazsınız. Bu bakımdan gazete karikatürcüsü her zaman açık, çarpıcı ve çok esprili olmak zorundadır.

Gazete karikatürcüsü okuyucuya, patrona, ya da iktidara hoş görünmek için onlara dalkavukluk edecek oldu mu, silinir gider. Bunun dünyada birçok örneğini gördük.

Ali Ulvi, 48 yıldan beri Cumhuriyet'te namuslu, dürüst, geniş kültürlü, kıvrak zekalı, ince esprili ve devrimci bir sanatçı olarak karikatür çizdi. Mesajlarını bir çırpıda kavradık, karikatürleri uzun süre belleğinizden silinmedi. Gün oluyor, parti kodamanlarının sözlerini değil, Ulvi'nin karikatürlerini anlatıyorsunuz.

Geniş açıdan baktığımızda gazete karikatürcüsü bir tarih yazarıdır. Siyasal entrikalar, üç kağıtçılıklar, yolsuzluklar, işkence olayları, gençliğin savaşımı, barışı koruma çabaları, bağnazlıklara karşı direnişler... Bunların hepsini karikatürcüler tarihe geçiriyorlar. On dokuzuncu ve yirminci yüzyılda pek çok ülkede yaşanan olayların en canlı belgelerini karikatür albümlerinde, dergilerde ve gazetelerde buluyoruz. Televizyon bir görüntü veriyor, karikatürde ise bir yorum, bir sezgi ve bazen de bir yol gösterme yok mu?

Nedir Ali Ulvi'nin hüneri?

Ulvi, ölümüne kadar bağımsızlığını korumuş ve Atatürkçü kuşağın en inatçı aydınlarından biri olarak bağnazlığın, şeriatçılığın, gericiliğin ve işkence uygulayanların karşısına dikildi. Ulvi, Türk basınında başlı başına bir ekoldür. Ne siyasal eğilim bakımından, ne de biçem bakımından kimsenin izinde gitmemiş, kendi türünü kendi yaratmıştır.

Promosyon batağına saplanan ve her türlü çıkarcılığı yöneten televizyon ve basın dünyasında Ulvi dimdik ayakta durmasını bilmiş az insanlardan birisiydi.

 

ALİ ULVİ AND POLITICAL CARTOON

Five years ago I had written an article titled "Ali Ulvi and Editorial Cartoon". After my dear friend Ulvi's death three years ago, that article gained a new meaning. I re-read the article and was moved with yearning. When Ulvi saw that article, he was going through a crisis at the Florence Nightingale Hospital. He said, "You've made me look larger-than-life, you've exaggerated". I replied, "This is nothing. You really did great things, but you're so modest that you don't understand your own worth. I never thought that Ulvi would leave us so early. We believed that he always invented sicknesses and we never took his sicknesses seriously. But he wasn't joking. Nevertheless, his death was like a joke. I think Ulvi passed away still keen for life; love, passion and friendship. Ferruh followed him. Who'd expect that? I lost two very dear friends. They both played a terrible joke on us. I will forget neither of them.

I shall leave the editing of the article I've written five years ago to Nezih Danyal. I shall attach this New Year's card sent by Ulvi to me to Dakar 20 years ago to my article. With all the yearning and love I feel for my friends…

ALİ ULVİ AND EDITORIAL CARTOONThe editorial cartoon has as history of almost 120 years. Cartoon and press has been on good terms throughout history. At first, cartoonists published their own magazine. The initial example was seen in France in 1830. Weekly La Caricature was the first one published. Two years later, the daily Charivari followed it. Daumier, the first and great cartoonist of the time proved his worth in those publications. Moreover, Daumier became the first cartoonist to be jailed because of a cartoon.

In 1841, Punch was published in England. Shortly after, the Germans published Kladderadatsch (1848). Harper's Weekly followed in America (1857). The number of weekly political humor magazines rapidly increased in all countries.

The first person to realize the importance of cartoon in daily political newspapers was Victor Hugo. In 1872, Hugo published a daily journal titled Le Peuple Souverain and opened his columns to Daumier and Gill, but censorship didn't leave him alone and Hugo had to close down his journal in a very short time.

Later, in 1880's in America, the newspaper Daily World included renowned cartoonist McDougall in its staff. Seeing this, other newspapers hired cartoonists and journals cheered up.

In France, motivated by Victor Hugo's short-lived enterprise small newspapers took on cartoon and started to publish cartoons every once in a while in 1880's. Those years were the golden age of the French press. First, the newspaper Le Figaro published a cartoon in 1893. Then followed the newspapers Le Press, l'Evènement, Le Matin, La Patrie, Le Siècle. Cartoonists like Abel Faivre, Forain, Ibels, Caran d'Ache, Lèandre revived and added color to newspapers.

A little later, the British realized that press and cartoon went well together, they also started to publish cartoons. Cartoonists like David Low, Wicky, Darland, Dyson became indispensable personage of daily newspapers.

In Turkey, daily editorial cartoon started with a delay of 50 years. For long years, cartoon in our country occurred in magazines and humor journals as was the case in the West. It could be said that it was Cemal Nadir who brought cartoon to our daily newspapers. Cemal Nadir started in 1928 in Akşam. There were three people who directed the newspaper: Necmettin Sadak, Kazım Şinasi Dersan and Emin Tahsin Til. Necmettin Sadak and Kazım Şinasi were the owners of the newspaper educated in France and knew the worth of cartoon. Enis Tahsin was an editor closely observing the French press and gave Cemal Nadir a very warm welcome.

Following Akşam, other newspapers started to publish cartoons and cartoon settled in newspapers. In general, artists like Ramiz, Orhan Ural, Münif Fehim, Salih Erimez, Mim Uykusuz, Togo and Ratıp Tahir drew cartoons at times on various pages of newspapers.

One day, Cemal Nadir left Akşam and went to Cumhuriyet, but passed away a few years later after a short period of sickness at the age of 45. Then in 1950, Ali Ulvi came to Cumhuriyet and took on Cemal Nadir's place with his own effort. It wasn't easy to fill in for him, but Ulvi caught on in a short while, he was readily accepted and became one of the most amicable cartoonists of the Turkish press. In those years Sururi, Ratıp Tahir, Turhan Selçuk, Semih Balcıoğlu, Ferruh Doğan, Altan Erbulak, Bedri Koraman, Nehar Tüblek and Mıstık were drawing cartoon for other newspapers.

Drawing for daily newspapers is a very different and difficult job than drawing for magazines. Because the newspaper cartoonist has to prepare his own documentation observing foreign and domestic events every day, and be up to date. He must be free of all emotions and chauvinism. There are chauvinist cartoonists who agitate the public but they are minor cartoonists and the diminish in time.

Newspaper cartoonist does not only work as an observer and interpreter, but keeps an eye on the developments in humoristic design over the world.

Newspaper cartoonist addresses the most humble reader like a grade school teacher, and study issues in depth at least as a university professor.

Newspaper cartoonist cannot be expected to work like cartoonists who draw humoristic illustrations. The artist that draws humoristic designs address elites, not masses. They keep out of daily events, do not aim at making people laugh; a smile will be enough for the person looking at the cartoon. It is necessary to know the intricacies of graphic arts and be able to interpret symbols in order to perceive and understand humoristic illustration. However, you cannot expect to find these skills in people looking at editorial cartoons. In this respect, newspaper cartoonist has to be always clear, striking and very amusing.

Should the newspaper cartoonist try to flatter the reader, his boss or those in power, he will wither away. We have seen many examples in the world.

Ali Ulvi, has drawn cartoons for Cumhuriyet for 48 years as a decent, honest, witty, refined, humorous and revolutionary artist of profound culture. We have readily grasped his messages, his cartoons stayed in our memory for a long time. Time come when you prefer to describe Ulvi's cartoons instead of quoting the words of party magnates.

In a broader perspective, newspaper cartoonist is a history writer. Political intrigues, deceptions, corruption, incidents of torture, struggle of the youth, efforts to preserve peace, resistance against reactionary movement… Cartoonists convey all that into history records. The most vivid documents of the events that occurred during the 19th and 20th centuries in several countries are found in cartoon albums, newspapers and magazines. Television provides us an image, but does not cartoon include an interpretation, an insight, and guidance at times?

So what is Ulvi's dexterity?

Ulvi preserved his independence until his death, and stood up to conservatism, upholders of Muslim Laws, reactionary movements, and torturers as one of the most resolute intellectuals of the Atatürk generation. Ulvi was a discipline on his own in the Turkish press. He never followed anybody's footsteps either in terms of political inclination or in style; he created his own.

He was one of the few people in the television and press world that has sunken in the quicksand of promotion and that governs all kinds of interest groups.

 

 

MIHAITA PORUMBITA

 

 

KARİKATÜRLER VE POLİTİKA

 Evet, karikatür politikayla içiçedir diyebiliriz.

Gazeteler, eleştiriler ya da sergilerde gördüğümüz karikatürler, geçmiş, günümüz ve gelecek hakkında, kültürel, sportif, ekolojik, ekonomik, sosyal, vb. konuları aktarırlar, ki tüm bu konular aşağı yukarı politikanın da ilgi alanına girer.

Politik konular, sanmıyorum ki politik karikatürlerden başka tür karikatürlerle anlatılabilsin.

Politikacılar hakkında çizilen karikatürler her zaman politik karikatürdür demek doğru olmaz.

Gerçekten satirik bir karikatür basitçe, gerçekçi ya da metaforik yollarla olayları, kültürü, ekonomiyi, sosyal konuları içermesine rağmen politik anlamda bir bütünü yansıtmazsa, politik olabilir mi?

Günümüzde toplumun yaşadığı her türlü günlük olay politiktir, herşey politikadır.

Genellikle, öznel olmasına, duygular ve içerisinde bulunulan duruma göre farklılıklar göstermesine rağmen, karikatür, sanatçının ulusal ya da uluslararası hükümetler hakkındaki iyi veya kötü saptamalarını, düşünce ve mesajlarını topluma aktarır.

Karikatür bu yüzden halk için yapılan sanattır sonuçta.

Çok eskilerden beri söylendiği üzere politika "fahişe ruhlu diplomat" mıdır, yoksa kişiliğe göre değişen bir erkek ya da kadın karaktere mi sahiptir.

Bilindiği gibi, fahişe ruhlu birinin birçok kusuru vardır. En iyisi politikaya ve fahişeliğe hiç güven duymamaktır, her an yanlış yapabilir ve çuvallayabilirsiniz..

Ne yazık ki politikacıların kusurları her zaman görülemez hatta görülmek istenmez, toplum tarafından genellikle göz ardı edilir.

Çoğunlukla karikatür, yapısı ve tanımı gereği, sosyal, ekonomik, politik düzeni, insanların ulusal, uluslararası problemlerini hiciv yoluyla işleyen siyasi bir gölgedir.

Tıpkı diğer yüzyıllarda olduğu gibi 20. yüzyılda da ideolojik ve saldırgan uluslararası politikalar kendilerini kanıtladılar.

Bu ideolojik politikalar tüm dünyada, dini, askeri diktatörlük, kolonicilik, aşırı sağcılık veya solculuk, faşist, komünist ve demokratik yollarla kendilerini açığa vurdular.

İyi ya da kötü tüm bu uluslararası politikalar; karikatürcüler, karikatür tarihi için zengin bir düşün ve konu kaynağı oldu.

Son bir kaç yüzyılda siyasi karikatür, politik kişiliklerle eğlenmek, hiciv yoluyla eleştirmek, düşünceleri ve görüş açılarını yansıtmak amacıyla kendiliğinden ortaya çıkıverdi.

Makaleler ve eleştirel yazılarla, ünlü sanatçılar tarafından çizilen politik karikatürler, çakışarak günlük gerçekleri ortaya koydular.

Son ikiyüz yıldır, medeniyetin ilerleyişi, iletişimin hızla gelişmesi, TV, internet, sinema, gazete, dergi vb. araçlarda yer alma gerekliliği, bilgiye ulaşma isteği, karikatürün halk tarafından daha da sevileceğinin göstergesidir.

Politik karikatür çizmek politika yapmaktır. Politikada olduğu gibi, sanatçının da verdiği mesajla herkesi tatmin etmesi düşünülemez.

Düşüncelere, zevklere ve toplum tarafından algılanmaya bağlı olarak poltik karikatür sevilir. Karikatür geçmiş, günümüz ve gelecekteki varoluşu vurgulamak için yapılır.

21. yüzyılda da, karikatür ve politika verecekleri mesajlarla insanlar üzerinde geçmişte yaptıkları etkiyi sürdürecektir.

Şimdiye dek olduğu gibi ilerde de, nasıl bir sistem ve yönetim biçimi olursa olsun karikatür varolacaktır.

Ister bölgesel, ister yerel ya da uluslararası olsun, karikatür çeşitli formlarıyla insanları düşünmeye yönlendirir. İnsanların ahlaki veya fiziksel davranışlarını değiştirmesine katkıda bulunabilir.

Karikatürcüler siyasal sisitemlerin gerekleri ve sınırları içersinde çizmek ve yayınlatmak zorunda kalırlar.

Bu durumda, karikatürcüler iktidarın siyasi ve ahlaki baskılarından sakınmak için kendilerini sansürlemişler, bu yolla da doğrudan bir adres vermeden hiciv, mizah ve metaforlar yardımıyla sistemi ve siyasi kişilikleri eleştirmişlerdir.

Şu da bir gerçektir ki, iktidarda olsun, olmasın bir siyasal görüşü, partiyi, politik bir grubu, destekleyen karikatürler geçmişte olduğu gibi günümüzde de çizilmektedir.

Bazı çizerler yanlış yaptıklarını kabul etmiş olsalar da, kimileri bunu kabullenmemektedir.

Sorun, bu karikatürcülerin politikacı arkadaşlarının veya çalıştıkları siyasi partilerin hatalarını ya görememeleri ya da görmek istememeleridir.

Bu tür politik karikatürlerin onuru gölgelenmektedir.

Karikatür tarihi boyunca bu uzlaşmacı karikatürle