SANAT  VE  KARÝKATÜR / ATILLA ÖZER

 

Sanat; duygularýn, düþüncelerin ya da bir yaþantýnýn renk, çizgi, ses, devinim ve sözcüklerle baþkalarýna ulaþtýrýlmasý olayýdýr.Sanat biraz biçim, biraz bilim, biraz da özden meydana gelen bütün bir deðerler sistemidir(1).

 Bu tanýmdan yola çýkarak sanatlarý sýnýflandýrmak gerekirse:

a) Yüzey sanatlarý (resim, fotoðraf, karikatür vb.)

b) Hacim sanatlarý(heykel, seramik vb.)

c) Mekan sanatlarý( mimarlýk, peyzaj mimarlýðý vb.)

d) Dil sanatlarý(roman, öykü, þiir vb.)

e) Devinim sanatlarý (bale, dans, mim vb.)

f) Eylem sanatlarý (tiyatro, sinema, gölge oyunu vb.) olarak sýralamak mümkündür.

  Sanat yapýtý ise; bir yaratýcý süreç sonunda ortaya çýkan özgün (orijinal) ve tek olma özelliði taþýyan üründür.

   Tüm bu sýnýflamalar, bilimsel olarak yapýlan çalýþmalarda bir arayýþýn sonucudur. Oysa zaman içerisinde pek çok þey gibi bazý deðerlerin ve terimlerin anlamlarýnýn da deðiþtiði bilinmektedir.

   Son yüzyýlýn en tanýnmýþ sanat tarihçilerinden biri olan Prof. Dr.Werner Hofmann Modern Sanatýn temelleri adlý kitabýnda “sanat kavramýnýn aþýrý zorlanmasýndan da, putlaþtýrýlmasýndan da kaçýnýlmalýdýr” demektedir.”(2) Bunun da nedeni hergün yeni bilgiler, yeni olanaklar, yeni arayýþlar bu tanýmýn sýnýrlarýný güçleþtirmektedir. Bu yüzden kesir kurallarla, oluþumu kýskaç altýna almak bilimselliðe uygun düþmez, boþuna gayretlerden öteye gitmez.

  Sanatýn ne olduðuna, neyin sanat sayýlmasý gerektiðine iliþkin ve bütün zamanlar için geçerli olabilecek ölçütlerin bulunamamasý gerçeði hep olacaktýr.Gombrich; Sanatýn Öyküsü adlý kitabýnda “Sanat adý verilen bir þey yoktur aslýnda, yalnýzca sanatçýlar vardýr; yani bir zamanlar renkli toprakla maðara duvarýna becerebildiklerince bizon resimleri çiziktiren, bugünse boya satýn alýp reklam afiþleri yapan ve yüzyýllardan beri daha bir çok baþka þeyler üreten insanlar”.(3)

  Bu anlam ile düþündüðümüzde, zaman zaman gündeme getirilen karikatürün de sanat olup olamayacaðý tartýþmalarý artýk bitirilmelidir.

   Resim sanatýnýn devleri; Rembrandt, Leonardo da Vinci, Goya, Daumier, Van Gogh ve Picasso gibi sanatçýlar da karikatür çizmiþler, kimi sýnýflayýcýlar bunlarýn bir bölümü deneysel sanat diye adlandýrmýþlar, kimileri ifadeci sanat (Expressionizm) içerisinde göstermiþlerdir.

   Ancak tüm bunlara karþýn resimle karikatürün ayrý sanat dallarý olduðu kesindir. Benzer yanlarý sadece ayný malzemeleri kullanmalarýdýr. Bu ayýrýmý geçen yýlki sempozyumda sayýn Önder Þenyapýlý ayrýntýlarýyla açýklamýþtýr. Öyleyse sanat açýsýndan yapýlanýn ne olduðundan daha önemlisi yapan; yani sanatçý kiþilikdir diyebiliriz.

  Bence karikatürcü ressamýn araç gereçlerini kullanmakla birlikte ondan bir fazlasýný ortaya koymak zorundadýr. Yani, karikatürcü önce konusunu mizahla biçimlendirecek, sonra da mizahla biçimlenen bu konuyu ikinci kez çizgiyle biçimlendirecektir. Ressam ise konusunu bir kez biçimlendirmekle iþini bitirecektir.

  Turhan Selçuk; “Karikatürün güçlü bir sanat olmasýnýn nedenleri vardýr” demektedir. “Karikatür yaygýn bir sanattýr, basýn yoluyla, sinemayla, televizyonla, afiþlerle, sergilerle halkýn her an karþýsýndadýr. Söyleyeceðini en kýsa yoldan zahmetsizce fakat çarpýcý bir þekilde söyler. Çizgileriyle sempatiktir, ilgiyi çeker.”(4)

  Üstün Aysaç ise;”Karikatür; insanlarýn, varlýklarýn, olaylarýn hatta duygu ve düþüncelerin doðala ters düþen, olaðanla çeliþen gülünç yanlarýný yakalayýp bunlarý kimi zaman da yazýyla desteklenmiþ abartýlý çizimlerle bir gülmece anlatýmýna dönüþtürme sanatýdýr.”(5) diye tanýmlamaktadýr.

  Diðer sanat dallarýda oldðu gibi karikatür sanatýnýn da kendi içinde çeþitlemeleri olmasý doðaldýr. Vinyetler, tek kare karikatürler, bant karikatürler ve çizgi romanlar, çizgi öyküler bu sanatýn þekilsel zenginliðini göstermektedir. Ayrýca anlatým ve içerikte de deðiþiklikler göstermiþtir. Önceleri bir kiþinin görüntüsünden yola çýkýlarak portre diye adlandýrabileceðimiz þekliyle bilinmekte iken daha sonra olaylarýn, yaþantýlarýn, durumlarýn karikatürü çizilmiþ, bu tür karikatürlerde de altyazýla, balonlu konuþmalý daha sonra yazýsýz karikatürler ortaya çýkmýþtýr. Ve yine günlük gazete karikatürü, çok satýþlý mizah dergisi karikatürü, sanat karikatürü gibi ayrýmlar yapan kiþiler de bulunmaktadýr. Özellikle sanat karikatüründen anlaþýlmasý gereken; Sayýn Hýfzý Topuz’un önerdiði “humoristik desen” adlandýrmasýyla belirlediði türdür. Humoristik desende geniþ kitlelere seslenme, pupüler olma kaygýsý yoktur. Ýzleyeni güldürmekten çok düþündürmeyi önemser. Çizgilerinde abartmalar olmayabilir. Güncel olmaktan çok uzun ömürlü ve kalýcý olmak ister. Genellikle yazýsýz çizilir, tüm mesaj çizgilerdedir. Çok yalýn, sade ve az çizgili olabileceði gibi taramalý, ýþýk gölge kurallarýna uyan bir çizgi anlayýþý da olabilmektedir.

  Sanatta karikatürü ana hatlarýyla böyle irdeledikten sonra bu olguyu tersten yani karikatürde sanat olarak düþünen var mýdýr diye hafýzamý yokluyorum. Elbette var; Bazý karikatürcüler (Tan Oral; Sus ve Dinle(6), Savaþ Dinçel; Çoksesli(7)) sadece müzik sanatýný konu alan, bazýlarý (Ironimus; Grüne Helden, Graue Monster(8)) sadece mimarlýk ve çevre düzenleme sanatýný konu alan karikatürlerini kitap haline getirmiþlerdir.

   KAYNAKÇA

1) ALTINOK, Ýsmail. Yeni Resim Ýþ Dersleri. Toplum Yay. Ankara;1975.

2) HOFMANN, Werner. Grundlagen der Modernen Kunst; Alfred Kröner Ver. Studttgart;1966.

3)GOMBRÝCH, E.H.Sanatýn Öyküsü. Çev: Bedrettin Cömert, Remzi Kitabevi, Ýstanbul;1976.

4)SELÇUK,Turhan. Söz Çizginin. Karacan Yay. Ýstanbul;1979.

5) ALSAÇ,Üstün. Türkiye’de Karikatür, Çizgi Roman ve Çizgi Film. Ýletiþim Yay. Ýstanbul;1994.

6) ORAL,Tan. Sus ve Dinle. Pan Yay. Ýstanbul; 1989.

7)DÝNÇEL, Savaþ. Çoksesli. Pan Yay. Ýstanbul;1990

8)IRONIMUS, Gustav, Peichl. Grüne Helden Graue Monster. Wilhelm Goldmann Ver. München; 1983.

 

---------------------------------

 

   THE  CARTOON, BETWEEN  PAPYRUS  AND  INTERNET / Cristian Topan

 

   Plastic  language  is  one  of  the  most  percussive  way  of  comunication,  out  running  the  linguistic  and  religions  bounds.

    It  seems  that  cartoon  is  very  ancient.  the  history  certifies  the  first  drawing 7.000 years  ago,  on  an  Egyption  papyrus  wich  represents  an  orchestra  (a  lion  playing  at  Iyre,  an  ass  playing  at  harp,  a fluteplayer  monkey  and  a  crocodile  with  a  drum).

       At  Anabolian  Civilisation   Museum  we  can  admire  object  which  on  we  can  see  drawings  which  send  you  to  the  beginning  of the  cartoon.

       Given  other  plastic  languages,  cartoon  became  very  popular  because  the  spreading  trough  mass - media.

       The  last  developement,  INTERNET  “has  frightened”  the  writers  because  the  publication  of  hypertext  (text  wich  run  one  after  another,  without  beginning,  middle  and  end),  the  main  way  which  can  unsettle  the  narrative  form.

       But,  the  same  amazing  INTERNET  opens  new  ways  to  communicate through  cartoon.

        For  xample,  we  can  find  that  snails  (seen  as  a  cartoon)  are  able  “to  run”  through   INTERNET  from  the  international  Exhibition  of  Cuneo  within  the  whole  world.

          Another  interesting   way  of  expression  is  theree - dimensional  cartoon.

        At  humour  Museum  of  Montreal  we  notice  objects  which  ilustrates  each  type  of  humour.

       These  objects  are  made by  cartoonists  and  designer  Marc Constantin  Marinescu.  Mr. Marc  belonged  to  the  staff  which  founded  this  museum.

       As  a  conclusion,  I  can  only  mention  the  famous  reflection  of  Saul  Steinberg: “If  writers   would  know  to  draw,  we  would  not  have  literature”.  

                                                                                                                                                                                                                    

PAPIRÜSTEN   INTERNETE  KARÝKATÜR

Plastik sanatlar, iletiþim için dilleri ve dinleri aþan en çarpýcý yollardan biridir.

Karikatür sanatýnýn çok eskilere dayandýðý görülür. Tarih, ilk çizginin 7000 yýl önceki bir Miss. papürüsünün üzerindeki bir orkestra figürünün(bir çalan bir aslan, arp çalan bir eþek, flüt çalan bir maymun ve davul çalan bir timsah) olduðunu onaylar.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinde gördüðümüz bir nesne bizi karikatür sanatýnýn baþlangýçlarýna kadar götürür.

Diðer plastik sanatlar arasýnda karikatür, kitle iletiþim araçlarý sayesinde çok popüler olmuþtur. Son geliþme,INTENRNET hipertextyerin (birbirinin arkasýndan devam eden ve baþý, ortasý ya da sonu olmayan metinler; aktarma þeklini karýþtýrabilecek baþ yol) yayýmlanmasý ile yazarlarý ‘korkutmuþtur’!

Fakat, ayný þaþýrtýcý INTERNET, karikatür için yeni iletim yollarý açmýþtýr.

Örnek olarak, Uluslararasý Cýneo Sergisi ile salyangozlar (karikatür olarak) INTERNET’te tüm dünyada “koþma” olanaðý bulmuþlardýr.

Bir diðer iletiþim yolu güç boyutlu karikatürdür.

Montreal Mizah Müzesinde mizahýn her çeþidini gösteren örneklerle karþýlaþabiliriz.

Bu çalýþmalar, karikatüristler ve tasarýmcý Marc Constantin Marinescu tarafýndan yapýlmýþlardýr.

Marinescu, bu müzeyi kuran kiþiler arasýndadýr.

Sonuç olarak, sadece Saul Steinberg’in ünlü sözüne deðinebilirim:”Eðer yazarlar çizmeyi bilselerdi, edebiyat diye birþey olmazdý.” 

 

 

 

SANATTA KARÝKATÜR  ZAMANIN BELGESÝ / GORAN JUVANOVIC

 

 Karikatür, kiþileri, olaylarý ve nesneleri günümüzün önüne serer ve aralarýndaki iliþkileri düþünmemizi saðlar. Bizi, çizgiler ile engelleri, onlarýn farklý boyutlarý ve þekillerini keþfetmeye ve açýk ya da gizli sembolik anlamlarý anlamaya davet eder. Karikatür. sonsuz bir kurgu dünyasýna girmemize neden olan hayal gücümüz için mecazi bir pencere açar. Bir anlam aðý olan gerçek’in sýnýrýný geçerek hayallerimizin ahlaki arýnmalarýný gerçekleþtirebilir. Bu genellikle ‘komik’ olarak adlandýrýlan ciddiyettir. Gizil gülmece ise sosyal gerilim ve  çatýþmalar gibi bir çok farklý konularý içerebilir. Böylece karikatüristin amacý eskiden ‘katý’ veya ‘ciddi’ olan kavramlarý gülüt ve yergi duyularýyla yeniden yaratmaktýr.

  Genel olarak karikatür, yüzün veya orantýsýz bir vücudun tipik özelliklerini abartan, biçimini bozan gülünç çizim veya resimdir. Aslýnda sanatçý çizimine kendi bakýþ açýsýný ve o anki hislerini de katar. Karikatüre bakmak ve anlamý üzerine düþünmek, gözlem yapan kiþinin, estetik yaratým dünyasýnýn tam ortasýna girmesine sebep olabilir.

  Görsel anlatýmlarýn diðer yollarýyla karþýlaþtýrýldýðýnda, - sinema, tv. or video,- karikatür duraðan bir araç olarak karþýmýza çýkar. Yapýsý ve mesajý iletme biçimi resim ve fotoðrafa daha yakýndýr. Karikatür, iki temel öðeyi, kompozisyon ve simgeciliði içinde barýndýrýr. Karikatüre özgü olan öðeler ise gülüt, gülmece ve komikliktir. Karikatür, kurgu düzeni ve resimsel sunumuyla gerçeði yeniden gözler önüne serer ve yeniden yaratýr. Kültürel üretim ve gerçek sanatsal yaratým alanýnda, bir kitle iletiþim aracýdýr.

  Gazetecilik alanýnda çizisel özelliði bir yana, karikatür de sözlü anlatýmý kapsayabilir. Karikatürist amacýna ulaþmak için gazete okuyucusuyla karakterler veya birbirleriyle iliþkili öðeler sayesinde konuþur. Karikatürist , çizgiler ve kelimelerle oynarken bir gülüt yaratmak için içinden birisini daha çok vurgulayabilir. Þakanýn görüntüselleþmesi, karikatürün gerekli bir özelliði halindedir. Bu özellik, karikatürü çizgisel betimleme ve resimden ayýrýr. Karikatürdeki þaka, çizginin müziðidir.

  karikatürün bir baþka özelliði de, yazý ve konuþma balonlarýnýn kullanýmýyla fikirleri ve mesajlarý iletmektir. Kiþiler çok farklý seslerle isteklerini, mutluluklarýný veya korkularýný dile getirebilirler. Öyleyse karikatür, bizi ayný zamanda bilgilendirir, eðlendirir ve dikkatimizi belli bir yöne çeker. Yazýnýn ve konuþma balonlarýnýn kullanýlmasý, komik sanatýnda, karikatürü baþka bir sanatsal yaratým olan ‘bant karikatür’e baðlar. Karikatür bize mesajý iletebilecek bir mecazi pencere açarken, ‘bantlar’ birbirini izleyen serilerle, görüntüden çok sözlü anlatýmý ile bir hikaye sunar.

  Gazete ve yazýlý basýn, karikatürün görsel ve yazýlý unsurlarý ayný zamanda kullanýlmasý için en uygun araçtýr. Kitle iletiþim araçlarý sayesinde karikatür halka düzenli bir þekilde yayýldý ve verensel düzeyde de ticarileþtirildi. Sonuç olarak, karikatür halka mal oldu; popüler kültür ve yaþamýn bir parçasý haline geldi. Ýmgelemin baþtan çýkarýcý gücüyle karikatür ayný zamanda gazetedeki makalelerin okunmaya baþlanmasýna yardýmcý olur.

  Siyaset alanýnda karikatürist, günün siyasi olaylarýna çizgileriyle, resimsel gülmecesi ve grafik taþlamalarýyla meydan okur. Günden güne yaptýðý gözlemlerle çaðdaþlarýnýn ortak tavýrlarý üstüne yorum yapar. Karikatürist insanlarýn ne konuþtuðunu, ne hissettiðini gözlemleyerek zamanýn ruhuna dahil olur. Çizim yapmakla fikirleri sadece tamalayýp özetlemez, günlük hayatýnda tartýþmaz, ayný zamanda kendi sosyal çevresini, varolan düzeni deðiþtirmeyi, bazen kökten bir geliþme olmasý amacýyla deðerlendirir.

  Karikatür sanatý, kültürel yapýsý ve sanatsal anlatýmý açýsýndan, toplumda ancak özel seçilmiþ bazý kiþilere açýk olan herþeye karþýdýr. Karikatüristin düþünmesi, çalýþmasý, bilgi elde etmesi ve kendi toplumsal çevresinde kurduðu yakýn iliþkileri sürdürmesi, karikatürün yaratýcý özelliðini oluþturur. Dahasý, bir kitle iletiþim aracý olarak karikatür, tartýþmalý ve tehlikeli görünen toplumsal konulara çözümsel bir taslak sunar, anlamamýzý saðlar, duyurur, kötü ve zararlý olan þeylerden haberdar eder. Ýnsanlýk için onur kaynaðý olan toplumsal durumlarý savunur, bir insanýn itibarýný küçük düþüren olaylarýn üstüne gider. Karikatürist tarafýndan ilk ve en önemli hücum, kötü bir harekette bulunan kiþiye olur. Yorumlarýnda insan ve zayýflýklarý üzerinde durur. Hiçbir karikatür, insan doðasýnýn ötesine geçemez ve komik sanatýnýn tüm alanlarý ayný zamanda güncel yaþamdaki bütün eylemlerin bir sonucu olarak görülmektedir.

  Þimdiki zamanýn toplumsal ve kültürel eleþtirileri ile karikatür gelecekte neler olabileceðini kurgulayabilir. Ýzleyenlerine eðer son olaylar devam ederse neler olabileceðini iletebilir. Olaylarýn zýtlýklarýný gösterir. Ayrýca iyi olduðunu düþündüðü þeyin bir destekleyicisi gibi davranabilir. Bu hedefe ulaþmak için ‘iyi’ ve ‘kötü’ arasýndaki kutupsal düþünceleri ve biçimsel zýtlýklarý kullanýr.Gazetecilik alanýnda siyah-beyaz çalýþmasýna raðmen, karikatürist, toplumsal panorama ve siyasal olaylarýn hemen göze çarpmayan taraflarýný çözümler.

  Ýnsaný olguya ölçüt aldýðýmýzda hiçbirþey karikatürist için dokunulmaz deðildir. onun beklentisine göre herþey ve herkes sorgulanmalýdýr. Her türlü siyasi sýrra ve komploya karþýdýr ve bu olaylarýn olduðu yerde halkýn olayýn içyüzünü algýlamasýna çalýþýr. Demokratik, ayrýmcý olmayan, gizlisi saklýsý olmayan, gülünç ve cazip karikatür sanatý, ortak kaderimizin yaratýmýna etkin bir þekilde katkýda bulunmamýz için bize evrensel insan meraký ve ciddiyetini göstermektedir.

 

 

KARÝKATÜR   VE    SANAT / HASAN EFE

 

Karikatür   bir  kaplandýr!

Görücüsünü  etkisi  altýna   alan,  duygularý,  düþünceleri  pençeleriyle  kavrayan  etkili  bir  kaplan.

Karikatürden  baþka  hiçbir  sanat   dalý  kaplan  gibi etkili  deðildir.

Ya  da   karikatür  niçin  kaplan?

Çeviktir  karikatür,  kaplan  gibi.  Çünkü  günceli  yakalayýp  ölümsüz  olmak  zorundadýr.

Hiçbir  sanat  dalý  karikatür  kadar  güncelin  peþinde  deðildir.  Hatta  gündemi  güne  bile  sýðmayan   ülkelerde  birkaç  konuyu  peþpeþe  yakalar  ve   iþlevini  yerine  getirir.

Karikatür  bu  iþlevi  gazete,  dergi,  broþür  vb.  baþýlý  kaðýtlarla  yapar.

Sanat,  günlük  yaþamda  insanlar  arasýnda  biraz   zaman,  biraz  da  ekonomi  ayrýcalýðý  gözetir. Bu  bir  gerçektir. Bunun  için  her  sanat  dalýný  bütün  yerleþim  alanlarýnda  göremezsiniz.

Dünyanýn  çoðu  ülkelerinde  sanat  ve  sanat  merkezleri  büyük  kentlerde  odaklaþmýþ,  küçük  kentlere  doðru  etkisiz  bir  yayýlma  göstermiþtir.

Daha  küçük  yerleþim  alanlarýnda  ise  sanat  etkinliklerini  de  görebilirsiniz,  ama  etkili   deðildir.

Örneðin,  bir  köyde  sinema  salonu  varsa  sinema  sanatlarýný    izleyebilirsiniz.  Her  köyde  sinema  salonu  bulunamadýðý  için  sinema  ve  sahne  sanatlarý  yaygýnlaþamaz.

Yani,  bazý  sanat  dallarý  kendini  var  eden  etmen  ile  sanatsal  özelliðini  oluþtururlar.  Oluþtururlar,  ama  yaygýn  deðildir.

Sonuçta  karikatürü  çoðu  yerde  görebilirsiniz!

Çünkü  gazete  gibi  basýlý  yayýnlarýn  örgün  bir  daðýtýmý  vardýr.

Kaplan  olmasý  buradan  geliyor  karikatürün.

Gazetelerin  girmediði  ( giremediði)  küçük  yerleþim  alanlarýnda  da   çizgi  öðesiyle  sanata  bir  baþlangýç  oluþturur.

Örneðin,  çocuklar  ders  aralarýnda  ellerine  geçirdikleri  tebeþirlerle  karatahtaya  birçok  þekiller  çizerler.

Okumasýz  yazmasýz  genç  kýzlar  halý  kilim  ve  kumaþlarýn  üzerine  bir  þekil  oluþturuverirler.  Bu  iþlemelerde  çizgiler  ve  düþünce  açýkca  görülebilir.  Humoruher  zaman  göremeseniz  de  birkaç  abartýlý

öge  ile  karikatüre  çok  yaklaþýldýðýný  söyleyebiliriz.

Ýþte, böylesine  yaygýn  ve  etkilidir.

Bu  özelliðinden  dolayý  naif  bir  halk  sanatý  diyebiliriz.

Yaygýndýr,  etkilidir.

Eðiticidir,  öðreticidir.

Gülümsetir,  düþündürür  ve  eleþtirir.

Okumuþ- okumamýþ, kentli- köylü, entel- entellektüel, esnaf- tüccar  vb.  birçok  toplumlarda  etkilidir. O  denli  yaygýn  bir  sanat  dalýdýr  ki, kimileyin  güldürüp  düþündürürken  de  asýl  iþlevi  olan  yemeyi  beraberinde  getirir.

Duygulu  bir  özelliði  de  vardýr  karikatür  sanatýnýn.  Yaþamýn  tüm  olumsuzluklarýna  karþýn  kiþileri  birbirine  baðlar.Duygusal  yönlerini  güçlendirirken  olumsuzluklarý  alaya  aldýrýr.

Köyde  olsun,  kentte  olsun   yaþamdan  hiçbir   ödün  vermez.

En   geliþmiþ  bir  kentin,  en  gözde  bir  sanat  galerisinde  ýþýl   ýþýl   çerçeveler  arasýndan  göz  kýrpar. Görücülerle  iletiþim  içine  girerek  sanatsal  hazlarý  yaþatýr. Kendisi  hakkýnda  birçok  yorumlar  yaptýrýr.

Gece  yolculuðuna   baþladýðýnýz  bir  otobüsün  içinde  size  deðiþik  sanat  tatlarý  verir;  düþündürür,  güldürür, kýzdýrýr...

Çok  soðuk  ya  da  sýcak  bir  mevsimde  içeri  dalýverdiðiniz  bir  kahvenin  masasýndaki  gazetede  karikatürleri    gördüðünüzde,  oturarak  çayýnýzý  da  yudumlarken  kimbilir  hangi  duygularý  yaþatýr!

Bu  sanatsal  duygularla  eðitici  bir  özelliði  de  vardýr.

Ýnsanlardaki  beðeni  duygusu  kafalarýndaki  düþüncelerle  birlikte  geliþir,  dünyayý  algýlayýþlarý  da  farlýlaþýr.

Sonuçta;  düþünceyi,  duyguyu  etkileyen  yaþamýn  her  alanýnda  insanýn  insancýl    yönüne  dokunan,  uyaran,  güldüren  ve  yeren  baþka  bir  sanat dalý  olabilir  mi  böylesine  etkili  ve  yaygýn?

Ülkelerden  kýtalara,  kentten  köye,  genelden  özele  ve  toplumdan  bireye  kývrak  atýlýmlar  yapan,  bir  yerde  durmayan  atýlgan  ve  cesur  sanattýr  karikatür.

 

 

KARÝKATÜRDE  TERMÝNOLOJÝ  SORUNU / HIFZI TOPUZ

 

   Ýkinci Dünya Savaþýndan hemen sonra  (Amerika’da  albümleri  yayýmlanan)  Saul Steinberg’in  etkileriyle Fransa’da Mose, Andre François, Bocs, Chaval, Maurice Henry yeni bir akýmýn  kurucusu oldular. Bunlar karikatür deðil hümoristik desen çizdiler. Bu tür desenlere Ýngilizce “Pictoriel

Joke Without Word” (yazýsýz resim þakasý), ya da  “One - Line Joke”  (tek satýrlýk þaka) dendi. Eski karikatürcüler  kendi yollarýnda gittiler, yeniler önce bazý dergilere girdiler,  sonra kendi dergilerini çýkardýlar, albüm yayýmladýlar, bu iþ tuttu.Bizde de öyle olmadý mý? 50 kuþaðý ilk kez Steinberg’in albümlerinden esinlenmedi mi? Sonra her ülkede geleneksel ve çaðdaþ akým, birlikte yaþamlarýný sürdürdü. Hümoristik desenlere Sanat karikatürü diyenler de oldu. Bunlar  günlük gazete karikatürlerinin dýþýnda yer aldýlar.

    Ýngilizler  ise “karikatür - hümoristik desen “ ayýrýmý yapmadýlar.Onlarýn yaptýðý bir ayrým var ama o, Fransýzlarýnkinden  çok deðiþik. 1994’te Mark Bryant ve Simon Heneage adlý iki Ýngiliz araþtýrmacý “Dictionnary of  British cartoonists and caricaturists” adýnda bir antoloji yayýmladýlar. Kitapta yapýlan ayýrým karikatürcü ile cartoonist’e dayanýyor. “Cartoonist”  sözcüðü Fransýzcada yok. Fransýzlar Ingilizlerin karikatürcü ya da cartoonist dedikleri çizerlerin hepsine karikatürcü diyorlar.

       Peki, Ýngilizler cartoonist’ten ne anlýyorlar? Cartoonist sözcüðü ilk kez 1843’te ortaya çýkmýþ. Olayýn  öyküsü þöyle : Ünlü karikatürcü John Leech’in  o yýl Punch dergisinde sosyal içerikli bir karikatürü yayýnlanmýþ. Konu Lordlar  Kamarasýnda bir sergiye konulacak bir duvar resmi tasarýsýymýþ. John Leech  bu karikatürün altýna Cartoon N:1 yazmýþ. bu karikatürden sonra bu tür desenlere cartoon demeye baþlamýþlar. Sözünü ettiðim sözlükte cartoon eðlenceli resim olarak tanýmlanýyor, karikatür ise belirgin çizgileri abartýlmýþ, saptýrýlmýþ portre anlamýnda kullanýlýyor. Bunun bazý istisnalarý var, savaþ sýralarýnda bazý cartoon - çizerler  humour ögesini ele almadan  “grotesque” abartmalarla  yetiniyorlar. Strio cartoon denen dizilerde  (çizgi romanlarda) humour deðil, serüven egemen oluyor . Sir Ernst Gombirch  adlý biri “Humour, cartoonist’in silah dolabýnda mutlaka bulunmasý gerekli bir silah  deðildir” demiþ.   

        Cartoon zamanla geniþ bir anlam kazandý. Çizgi - Roman, çizgi - öykü, dergilerinde, Televizyonlarda  ya da sinemada oynatýlan animasyon filmlerinde, gazetelerdeki gülmece desenlerinde, kitap ve dergilerde yer alan her tür eðlenceli çizgilere cartoon dendi. Çizgi - Roman ve Çizgi - Öykü’nün Ingilizce karþýlýðý  Comic Strip, Fransýzcasý Bande dessinee.

          Yine Ingiltere’deki Karikatürcüler ve Cartoon’cular Sözlüðünde 1840’dan önce gülmece amacýyla her türlü deseni çizen sanatçýya karikatürcü denmiþ. 1840’dan sonra ise karikatürcü ve cartoon - çizer deyimi yapýtlarýný sürekli olarak gazete ve dergilerde yayýmlamak üzere çizen sanatçýlar için kullanýlýyor.

           Sözlükte,  dessin d’humour ya da dessin humoristique  karþýlýðý hümoristik desen  deyiminin  Ingilizce karþýlýðý  hiç yer almamýþ. Steinberg’in bu alanda bir devrim yarattýðý da  belirtilmiyor. Sözlüðü yazanlar  sadece  Punch, Private Eye, Spectator, Lilliput gibi dergilerdeki çizerlerin rolleri üzerinde duruyorlar. Amerikalýlarýn ve Fransýzlarýn bu alandaki katkýlarýný vurgulamýyorlar. Böyle olunca  da 1945’ten sonraki geliþmeler yalnýz Ingiliz gözüyle görülüyor. Ronald Searle, Charles Addams, James Thurber, Scarfe ve Ralph Steadman  gibi sanatçýlar Ingiltere dýþýndaki çevrelerinden kopartýlmýþ oluyorlar. Bu bir tür þovenlik sayýlmaz mý?

       Sözlükte ele alýnan meslekler þunlar:

       Caricaturist, Cartoonist, Editonial Cartoonist (günlük gazete karikatürcüsü),  Political cartoonist (siyasal karikatürcü), Political Caricaturist (politikacýlarý çizen karikatürcü), Illustrator (yazýlarý resimleyen karikatürcü), Stnp Cartoonist (çizgi - roman, çizgi dizi çizeri), Animator (animasyon filmi yapanlar), Comic   illustrator (gülmece yazýsý resimleyen).

       Karmaþa yalnýz bizde deðil, her yerde. Ama bizde önemli bir boþluk humour karþýlýðýnýn olmamasý. Belki bilimsel alanlarda bunu baþka bir sözcükle anlatanlar vardýr.; gözüme iliþmedi. Eðer yoksa her halde humour karþýlýðý mizah’ýn yerine baþka bir sözcük kullanmamýz gerekecek.

         Amerika’da  political cartoon ve editorial cartoon sözlerinin yanýnda bir de panel cartoon, ya da gag cartoon sözü var. Bir Amerikan ansiklopedisi karikatürü üç bölümde ele almýþ : Political (ya da  editorial) cartoon, sports cartoon ve panel cartoon (Collier’s Encyclopedia).

          Ýlk ikisinin ne olduðunu biliyoruz, ama  panel cartoon  biraz alýþmadýðýmýz bir tür. Bu Amerikan ansiklopedisinde siyasal olmayan karikatüre panel cartoon denmiþ. Yani tüm sosyal içerikli ya da  eðlencelik karikatürler hep  panel cartoon olarak adlandýrýlýyor.

        Peki political cartoon nedir? Dudley D. Cahn adlý Amerikalý bir iletiþim profesörüne göre political cartoon gazetenin makaleler sayfasýnda  (editorial page’de) yer alan karikatürdür. Bu karikatür  siyasal bir düþünceyi anlatmaya yöneliktir. Political cartoon  okuyucunun dikkatini  ve ilgisini çabuk çeker ve geniþ sayýda  insana siyasal bir görüþü anlatýr. Gazetenin comic page denen sayfasýnda ise çizgi - romanlar, çizgi - öyküler ve genelde sosyal içerikli ya da eðlencelik  karikatürler  yer alýr. Bazen siyasal içeriði olan karikatürler de “comic page”de yer alabilirler ama, buna az rastlanýr.

    Siyasal karikatürün özellikleri þunlardýr :

- Yetenekli bir siyasal karikatürcü kendi becerilerinin dýþýnda iyi bir gazeteci gibi siyasal bir düþünce sahibi olmalýdýr;

 - Karikatürcünün  vereceði mesaj siyasal bir yorumdur. Mesaj yoksa karikatür de yoktur;

 - Bu mesaj görüntüden (imajdan) oluþur, yazýlý bir mesaj gerekmez. Karikatürün içinde yer alan balonlar ya da alt yazýlar grafik humour’u tamamlayan yazýlý humour niteliðindedir. Bunlara  hümoristik desende hiç yer verilmez, siyasal karikatürde ise bunlara hoþgörü ile bakýlabilir;

 - Mesaj okuyucunun  bin çýrpýda anlayabileceði düzeyde olmalýdýr;

 - Gazete bir iletiþim kanalýdýr (Canal of Communication),  karikatür de mesaj - taþýyýcýdýr (medium, cartoon carrier);

  - Karikatürde mutlaka bir humour öðesi bulunmalýdýr;

  - Siyasal karikatürcü yaptýðý karikatüre ne zaman, hangi yerlerde, hangi sosyal ve kültürel baðlamda  bakýlacaðýný göz önünde tutmak zorundadýr;

  - Siyasal karikatürcüden yansýz olmasý beklenemez;

 - Karikatürdeki biçimlerle, temsil edilen kiþiler arasýnda (sujet ile imaj  arasýnda) insana hemen çaðrýþým yaptýrabilecek bir güçte abartýlmýþ bir organ ya da davranýþ benzerliði olmalýdýr.

       Amerikalýlarýn yaklaþýmý genelde böyle.

        Siyasal karikatür kalýcý deðildir, genelde bir günlük yaþamý vardýr, ama öyle siyasal  karikatürler yapýlmýþtýr ki  ansiklopedilere ve sanat tarihlerine geçmiþtir. Amerikalýlarýn panel karikatür dediði  gülmece türü karikatürler de genelde uzun yaþamlý olmaz. Bugün 40 yýl önceki  Akbaba koleksiyonuna meraklýlarýn dýþýnda kaç kiþi bakar.

         Ama  hümoristik desenler öyle deðil. Steinberg, Chaval, Bosc, Mose, Ronald Searle, Andre François gibi sanatçýlar ölmek bilmiyorlar. Bazen çalakalem çizilmiþ günlük gazete karikatürlerinin geçiçiliðine bakarak “Karikatür sanat deðildir” demek yanlýþ olmaz mý? Olsa olsa “gazete karikatürü sanat deðildir” diyenleri anlamaya çalýþýrýz, ama gazetelerde çýkan  karikatürler arasýnda sanat yapýtlarý çýkmamýþ  mýdýr?Tüm karikatürcüler ayný potaya konamaz, içlerinde iyileri de vardýr, kötüleride.Yazýlarý da  ayný gözle deðerlendirmiyor  muyuz? Bazýlarý silinip gidiyor, bazýlarý yüzyýllar boyu dimdik ayakta duruyor.

        Yaþamýný hiçbir iz býrakmadan tamamlamýþ olanlar da var, sanat tarihinde yeni bir bölüm  açmýþ olan grafik humour çizerleri  de.

        Karikatür tarihi onlarýn yapýtlarýndan oluþuyor.

 

 

BÝR BAÞKALDIRI SANATI: KARÝKATÜR / HÜSEYİN ÇAKMAK

 

 Ünlü Ýspanyol karikatürcüsü Vasquez de Sola karikatür sanatýný þöyle tanýmlar: “Karikatür ‘Allah kahretsin!’ demenin en kibar yoludur. Diyelim ki, ülkemde ya da öteki ülkelerde insanlar acý çekiyor, bazý insanlar hapiste yatýyor, söylenecek bir sözüm var. Fakat söylenemeyecek bazý þeyler de var. Ýþte bunlarý bir gülmece deseniyle  belirtiyoruz, herkes anlýyor. Benim için, bu son derece önemli bir þeydir. Ciddi olarak söylenemeyen ve söylenmesi yasaklanan þeyleri, biz söyleye biliriz. Bazý çizerler yaþamýný kazanmak için karikatür çiziyorlar. Bazýlarý, bu iþi eðlenceli bulduklarý için çiziyorlar. Ancak benim gibiler ise, kendini dinletmenin tek yolu karikatür olduðu için bu iþi yapýyorlar. Benim söylenecek þeylerim var.”(1)

 Yukarýdaki görüþleri öne süren ünlü çizer Vasquez de Sola’ya katýlmamak imkansýz. Karikatür sanatý, dünyamýzda meydana gelen çarpýklýklara dikkat çekebilmek hatalarýn, yanlýþlarýn düzeltilebilmesi için olaylara ve kiþilere eleþtiri yöneltebilmek amacýyla varolmuþ, faþist ve diktatör rejimlerdeki acýmasýzlara, haksýzlara sürekli baþkaldýrmýþtýr.

 Günümüzde karikatür çizen ve çizdiðini söyleyen karikatürcülerin kaç tanesi bu ilkeye uymaktadýrlar. Kuþkusuz ki, çok azý... Bilinen gerçek þu ki, karikatür çizdiðini söyleyen bazý kiþilerin bu sanatý vakit geçirici, eðlendirici ve güldürücü bir uðraþ olarak algýladýðýdýr. Karikatür sanatýný amacýna uygun olarak çizen bazý karikatürcüler ise, baskýcý rejimler ve haksýz olaylar karþýsýnda çizgileriyle tavýr koymakta, yaþadýklarý bozuk ve çarpýk rejimleri sorgulamaktadýrlar. Bu anlayýþtaki karikatür sanatçýlarý tarihin her döneminde faþizan ve militarist rejimler veya yandaþlarý tarafýndan yargýlanýp hapsedilmiþ, zaman zaman da hayatlarýný kaybetmiþlerdir. Ýþte bunlardan bazý örnekler:

 (...)”19. Yüzyýlda Polonya’da siyasal özgürlük yoktu. Ülke Rusya, Avusturya ve Almanya arasýnda bölünmüþtü. Siyasal karikatür yasaktý ve karikatürcüler için aðýr cezalar öngörülmüþtü.”(2)

 (...)”Ýkinci Dünya Savaþýnda, Alman iþgali dönemindeki Polonya’da karikatürcüler tutuklanmayý ve iþkenceyi göze alarak çizkeyi sürdürdüler. Hitler’e ve Alman askerlerine karþý çizilen karikatürler halk arasýnda çok tutuldu. Bu karikatürleri yeraltý gazeteleri yayýmlamaktaydý.”(3)

 (...)”Ýþgal sýrasýnda Polonya’da birçok güldürü dergisi yayýmlandý. Ama, bir süre sonra Almanlar’ýn estirdiði terör havasý yüzünden bunlarýn çoðu yokoldu, bazýlarý da herþeye karþýn yayýnlarýný sürdürdüler. Genç bir karikatürcü grubu 1943 Ekiminde “Na Ucho” adlý haftalýk bir dergi çýkarttý. Ama Gestapo birkaç ay sonra derginin bütün kadrosunu ele geçirdi. Derginin birçok yazar ve çizeri 27 Mayýs 1944’te kurþuna dizildiler...”(4)

 (...)”Filistinli ünlü karikatür sanatçýsý Naci El Ali, Filistin halkýnýn Ýsrail yönetimi karþýsýndaki haklý direniþini çizgileriyle yansýttýðý için, 22 Temmuz 1987 tarihinde, Londra’daki “El Kabaþ” gazetesinin bürosunda boynundan vuruldu. 8 gün ölümle pençeleþti, sonunda 30 Aðustos günü yaþama veda etti... Üç ay sonra Ingiltere’de yakalanan Arap asýllý katilin MOSSAD ajaný olduðu açýklandý.”(5)

 (...)”Latin Amerika ülkelerindeki karikatürün ortak özelliði sömürüye, dýþ kuvvetlerin oyuncaðý diktatör generallere, toplu kýyýmlara, iþkenceye karþý baþkaldýran bir mizah anlayýþýna dayanmasýdýr.”(6)

 (...)”Uzun yýllar taþra gazetelerinde çizdikten sonra 36 yaþýnda Meksika’ya yerleþen Posado isimli Meksikalý karikatürcü, 1913 yýlýnda yirmibin karikatür býrakarak öldü. Posado Meksika devrimlerinin olduðu dönemlerde toplumsal konularý iþleyerek, iktidarýn ve zenginlerin halký ezmelerini karikatürlerinde yansýkmaya çalýþtý.”(7)

 (...)”Brezilya’da 15 yýl süren Vargas diktatörlüðü döneminde karikatür büyük baský altýnda kaldý ve geliþemedi. Vargas diktatörlüðü devrildikten sonra karikatürde bir canlanma oldu ve yeni bir akým doðdu.”(8)

 (...)”1966’da askeri yönetim, Arjantin karikatürüne büyük bir darbe indirdi ve siyasal karikatür büyük baský altýna alýndý. O dönemlerde karikatürcüler genellikle “Absürd” ve gerçeküstü karikatüre yönelmiþtir.”(9)

 (...)”1956’da toplanan SSCB 20. kongresinden sonra, Sovyet karikatürcüleri bir süre, daha özgür bir ortama kavuþtular. Ama ne var ki, güldürü alanýnda uzman sayýlan Kruþçev bile, basýnla ilgili konularda direktifler vermekten geri kalmadý. Örneðin karikatürcülerden mýsýr ekimini destekleyecek karikatür çizmelerini istedi. Kruþçev þöyle diyordu: “Güldürü keskin bir usturaya benzer. Analar, çocuklarýna kesici aletlerle oynamayý yasaklamakta haklýdýrlar!”(10)

 (...)”Karikatürcü Ali Ulvi Ersoy’un, 1960 yýlý Nisanýnda Cumhuriyet gazetesinde yayýmlanan ve dönemin baþbakaný Menderes’i eleþtiren bir karikatürü nedeniyle gazete kapatýlmýþ, Ali Ulvi sorgulanmýþ ve askeri savcý çizerin idamýnýn isteneceðini söylemiþti.”(11)

 Bu konuda örnekleri çoðaltmak mümkün, Ýnsanýn insaný sömürmeye devam ettiði günümüzde, karikatür sanatçýlarý daha iyiye ve daha güzele ulaþabilmek için haksýzlýklara ve baskýlara karþý çizgileriyle mücadele vermek zorundadýrlar. Karikatür sanatý insanoðlunu önce düþündürmeli sonra yönlendirmeli en sonunda da güldürmelidir... Bu sanat aracýlýðýyla yaþamdaki tüm kötülüklere, çirkinliklere, acýmasýzlýklara ve haksýzlýklara karþý baþkaldýran karikatürcüler her zaman toplumlarýnýn ve insanoðlunun destekleyicisi ve koruyucusu olagelmiþlerdir. Sadece eðlendirmek ve kahkaha attýrmak amacýyla  karikatür çizenler ise baskýcý rejimlerdeki yöneticilere ve diktatörlere boyun eðmek, yaptýklarýna onay vermek zorunda kalmýþlardýr. Baþkaldýrýnýn önemi ve farký da bu zaten...

  DÝPNOTLAR:

(1)(2)(3)(4)(5)(6)(7)(8)(9)(10)

Hýfzý Topuz, “60yýlýn Dünya Karikatürü”Milliyet Sanat Dergisi Özel Ek, 1985, Ýstanbul

(5)”Göçmen Çadýrýndan Çýkan Bir Karikatürcü”. Milliyet Sanat Dergisi, Sayý 191/1, Mayýs 1988 ,Ýstanbul

(11)”Karikatür Býçak Sýrtýnda” Turgut Çeviker, Akrep Mizah ve Karikatür Dergisi, Sayý 35, 1989, Lefkoþa

 

 

ÇÝZGÝNÝN  SERÜVENÝ / İSMAİL KAYA

 

Çizgi, tarih boyunca insanýn bulduðu en yalýn ve iþlevsel iletiþim aracýdýr. Yan yana sýralanmýþ noktalardan oluþan çizgi, yüzeyi oluþturur, hacmi belirler, incelir kalýnlaþýr, usta elinde, üzerine yüklenen iletiyi taþýmaya hazýr güçlü bir biçimlendirme aracýdýr. Ýletinin en yalýn görsel biçimlerinin, yani yazýnýn da esasý çizgidir.

Felsefi anlamda çizgi; yaþam anlayýþý, tutulan yol, davranýþ biçimi olarak anlaþýlmaktadýr. Aþýk Veysel, “Uzun ince bir yoldayým” derken tüm insan yaþamýný tek ve sürekli bir çizgide sembolleþtirir. Çizgi sürekliliðin yanýnda, yalýn bir kesinliðin de en etkili aracýdýr. Yalýnlýðý ve kesinliði nedeniyle çizgiyi kullanma biçimindeki yetersizlik kendini hemen belli eder. Ayný nedenle minimal sanatta çizgi temel plastik biçim olarak ele alýnmýþtýr.

Sanat tarihinin evreleri çizginin uygarlýkla birlikte baþlayan serüvenidir ayný zamanda. Önceleri biçimi tamamlamak amacýyla kullanýlan çizgi, giderek yüzeyde kendi ritmini ve saf güzelliðini arar. Arayýþýný düþünsel boyuta taþýr. Keith Haring’in çizgileri insanýn varoluþunu sorgular. George Grozs’un çizgileri çaðýnýn derin çeliþkilerinin tanýðýdýr. Turhan Selçuk’un çizgilerinde kiþisel ve toplumsal tarihimiz evrensel boyutlarýyla gizlidir.

Picasso; nun Guernica adlý eseri çizgi plastiðinin aracýsýz tavrýyla ortaya konmuþ bir baþyapýttýr. Mehmet Siyah Kalem’in çizgilerindeki büyü yüzyýllarca etkisini yitirmez. Paul Klee’de ve Joan Miro’da çizgi çocuksu bir dünyanýn gizlerini arar gibidir, tüm olgunluðuyla. Wasarely’de çizgi optik ýþýklara dönüþür. Escher’de su olur, ama akýþkanlýkla ilgili yasalarý sorgular. Christo’nun çizgileri gerçeði yeni bir bakýþ açýsýyla ele almayý öneren gizemli, sonsuz bir urgandýr.

Çizgi, karikatürün tanýmýnda da önemli bir dayanak ve temel biçimlendirme elemanýdýr. Karikatür; kiþi ya da olaylarýn gülünç ve çeliþkili yanlarýný yakalayarak bazen yazýyla da desteklenen abartýlmýþ çizgilerle mizaha dönüþtürme sanatý olarak tanýmlanmýktadýr. Karikatürün bu çizgiye dayalý, çizgiyle oluþturulan yapýsý onu daha çok grafik sanatlara yaklaþtýrýr.

Karikatür sanatçýsý bir yandan günceli yakalamaya çalýþýrken, diðer yandan ele aldýðý ana çeliþkiyi kalýcý yapýta dönüþtarme uðraþý içindedir. Ýlki, günlük bir gazetenin sayfalarýnda kýsa sürede tüketilirken, diðeri evrenseli, kalýcý olaný yakalayabildiði oranda sanat eseri niteliði kazanýr.

Çeliþkinin yoðun olmasýndan olsa gerek, ülkemizin bu alanda topraðý çok verimlidir. Günlük gazete sayfalarýnda evrensel deðerleri yakalanan büyük  ustalarla ayný çaðý paylaþmak, insanlýk deðerlerini birkez de onlarýn deðer yargýlarýyla test etmek ayrý bir mutluluk kaynaðý bizim için.

 

 

ULUSLARARASI YARIÞMALAR VE TÜRK KARÝKATÜRCÜLERÝ / IŞIN SAYGUN

 

Dünyanýn “1” numaralý Karikatür Yarýþmasý olarak nitelendirilen “Hürriyet Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý” barýþ ve hoþgörünün karikatür dili ile yayýlmasý için uðraþ veriyor.

Bu yarýþmanýn önemli bir özelliði var:

Dünyanýn çeþitli ülkelerinden “Hürriyet Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý”na katýlan  sanatçýlarýn yapýtlarýný deðerlendiren seçiciler kurulu, çoðunluðu yabancý ülkelerin sanatçýsý olan deneyimli ve isim yapmýþ kimselerden oluþturuluyor.

Bununla da yetinilmiyor seçiciler kurulunun oluþturulmasýnda; özellikle bu yabancý temsilcilerin dünyanýn deðiþik bölgelerindeki farklý kültür ve mizah anlayýþýný yansýtmada yardýmcý olmalarý için bölgeler arasýndaki denge de dikkate alýnýyor. Ýlk elemelerin tamamlanmasýndan sonra üyelerden hiç birisinin sonuçlara etki yapamayacaðý, itiraz edemeyeceði bir deðerlendirme yöntemi uygulanýyor. Bunlarý söylerken, tamamen objektif ölçülerle yapýlan bu deðerlendirmelerde Türk sanatçýlarýn her yýl saðladýðý baþarýlarýn da altýný çizmek istiyorum.

Önce, Hürriyet Vakfýnýn yönettiði, sonra bünyesel deðiþim nedeniyle bu kuruluþun iþlemlerini üstlenen Aydýn Doðan Vakfýnýn nöbeti devraldýðý Hürriyet Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý, onbeþ yýllýk bir dönemi geride býraktý. Bu dönem içerisinde 1997 yýlý Haziran ayý içerisinde ondördüncü yarýþmasýný da tamamlamýþ olacak. Onüç yarýþmanýn bir tür “onur listesi” olarak deðerlendirebileceðimiz baþarý çizgilerini inceleyenler, karikatür sanatçýlarýmýzýn devamlý olarak her yýl bu listede yer aldýðýný kývançla göreceklerdir.

Yarýþmanýn ikinci yýlýnda bir birincilik, bir baþarý ödülü kazanan sanatçýlarýmýz, üçüncü yarýþmada da “baþarý ödülü” ile deðerlendirilmiþlerdir. Uluslararasý nitelikteki Seçiciler Kurulu, dördüncü yarýþmada “özel ödül” ile üç baþarý ödülünü karikatürcülerimize vermiþtir.. Beþinci yarýþmada iki “özel ödül” ile iki baþarý ödülünü Türk  karikatürcüleri kazanmýþtýr.

Altýncý listenin þeref listesinde beþ sanatçýmýz yer alýyor. Bunlardan ikisi “özel ödül”, birisi “ikincilik ödülü” alýrken iki sanatçýmýza da “baþarý ödülü” veriliyor. Yedinci yarýþma jürisi, dört sanatçýmýzý “baþarý ödülü” almaya deðer görüyor. Sekizinci yarýþmada “ikincilik ödülü” ile üç baþarý ödülü veriliyor. Dokuzuncu yarýþmanýn “birincilik ödülü” ile “üç baþarý ödülü” türk karikatürcülerine verilirken, onuncu yarýþmada “iki” onbirinci de “üç baþarý ödülü” türk sanatçýlara verilmiþtir.

Sanatçýlarýmýz onikinci yarýþmada “ikincilik ödülü” ile iki baþarý ödülü, onüçüncü karikatür yarýþmasýnda da dört baþarý ödülünü paylaþtýlar.

Elbette dünyanýn baþka yerlerinde yapýlan küçüklü, büyüklü karikatür yarýþmalarýnda da türk sanatçýlarý önemli sonuçlar almaktadýr. Türk karikatürcülerinin, uluslararasý boyutlu yarýþmalarda aldýklarý bu sürekli baþarýnýn özet deðerlendirmesi, sanatlarýnýn evrensel ölçüleri kucaklamýþ olduðunu gösteriyor.

Globalleþen dünyamýzda ülkeler arasýndaki sýnýrlarýn kalkmasý aþamasýna geliyoruz. Öncelikle Avrupa Birliðini ülke olarak amaçlýyoruz. Böyle bir dönemde, kendi deðerlerimizin baþka ülkelerin insanlarý ile yaptýðý barýþa, hoþgörüye yönelik yarýþmalýrda ön sýralarda yeralmasý, elbette önemli bir olaydýr.

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

   

   SANATTA KARÝKATÜRCÜ ÜZERÝNE BÝR KOLAJ DENEMESÝ / IZEL ROZENTAL

 

     “ Sanat adý verilen bir þey yoktur aslýnda, yalnýzca sanatçýlar vardýr; yani bir zamanlar renkli toprakla  bir  maðaranýn  duvarýna  becerebildiklerince bizon  resimleri  çiziktiren, bugünse boya satýn alýp  reklam afiþleri yapan ve yüzyýllardan beri daha birçok baþka þeyler üreten insanlar. Tüm bu etkinlikleri  sanat diye tanýmlamakta hiçbir sakýnca yok, yeter ki bu sözcüðün yer ve zamana göre birbirinden deðiþik anlamlara  gelebileceði unutulmasýn ve günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapýnç aracý haline gelen ve büyük  S ile baþlayan  Sanat’ýn varolmadýðýnýn bilincinde olunulsun.”(1)  E.H.GOMBRICH

     “Karikatür sosyal bir gösterge, bir yansýtýcýdýr: Daumier, Forain, Ensor, Paul Weber gibi karikatürcüler en tipik kiþileri, nitelikleri abartýp bozarlar, ancak kiþinin bütününü korurlar. Gerçekte bir bakýma bir bütünün  yaratýlmasýna katkýda bulunurlar. Bu buluþta karikatürcünün iþlevi, psikologun iþlevine çok yakýndýr: Bir kiþiliðin, bir sosyal sýnýfýn, bir rolün belirgin çizgilerini açýða çýkarmak.”(2)

    ABRAHAM A. MOLES

 “DAUMIER(Honore), fransýz  ressam, taþbaskýcý, gravürcü, desinatör ve heykelci (Marsilya 1808 - Valmandoýs 1879).  Resim  çalýþmalarýnda  Lenoir’ dan  desdek  gördü.  Ýsviçre  akademisi’ nde  canlý  model  ile  Leuvere  müzesinde  büyük  ustalarýn  yapýlarýný  örnek  alarak  çalýþtý.  Ressam  Charles  Ramelet’in  yanýnda  taþbaský  öðrendi.  (bilinen  ilk  denemesini  1822  yýlýnda  yaptý.)  Ýlk  karikatürlerini  1830’ da  Silhonette’e  çizdi  Bin  kadar  tahta  üzerine  gravür;  özellikle  de,  1830-35  yýllarýna  igliþkin   siyasal  karikatürlerden  oluþan  dört  bin  taþbaský  býraktý.  Para  sýkýntýsý  içinde  yaþayan  Daumier,  estamplarýndan  kazandýðýyla  geçiniyordu.  Ancak  en  büyük  tutkusu  resim  yapmaktý.”

  “ Fransýzcada  çizgili  gülmece  alanýnda  sayýsýz  sözcük  ve  terim  kullanýlýr” caricature,  plaisanterie(...)  Ýngilizcede  durum  daha  da  karýþýk;  cartoon (karikatür) ,  comics (karikatür) (...)  Bunlarýn  çevirisi öyle bir karmaþa yaratýr ki.               

Üstelik dahasý var; çizerlerle konuþunuz: her birinin kendi terminoloji  daðarcýðý vardýr. Bazýlarý gülmece yaptýklarýný ve basýn desinatörü  olarak çalýþtýklarýný söylerler. Bazýlarý, gazete deðil, gülmece çizeri olduklarýný belirtirler. Bazýlarý da  gülmeceden  söz  etmenin  sakýncalý olduðunu, gülmecenin  dikenli bir konu, korkutan bir silah niteliði taþýdýðýný öne sürerler.’(2)

HIFZI  TOPUZ  

    ‘Caricature’ beni özgün bir sanat þekli olarak ilgilendirmiyor. Aslýnda sadece bir iletiþim aracý. Ýnsanlarý benzetmeyi öðrendim çünkü, spesifik kiþileri çizerken  göðüslerine adlarýný yazmak  istemiyordum.’(4)

 EDWARD  SOREL

    ‘Bir  ‘cartoon’  çizgisinin  kalitesinden  ziyade, oluþturduðu konu nedeniyle  önemlidir. Konu  iyiyse, bunu herkes çizebilir. Oysa  ‘caricature’ün farklý bir kalitesi  vardýr. Bunu ancak ‘abstract’ (soyut)  sözcüðü  ile  tanýmlayabilirim. Picasso, Lautrec, Hokusai  karikatürcü mü, grafik  sanatçýsý mý, yoksa  ressam  mýdýrlar. Kanýmca  hepsi de  karikatürcüdür.’(4)

AL  HIRSCHFELD

      ‘Modern  sanatçýlar  hakkýnda  istediðinizi  düþünebilirsiniz, ama  onlarýn, hiç olmazsa “doðru”  çizebilme  yeteneðinde olduklarýný  kabul  edecek  kadar  güvenmeliyiz  bu  sanatçýlara. Eðer  “doðru”  çizmiyorlarsa, bunun nedeni, Walt  Disney  gerçeklerine  oldukça   yakýndýr.(...) Picasso  bir  horozun çiziminde,  yalnýzca  görünüþünü  vermekle  yetinmemiþ, horozun  saldýrganlýðýný, kibirini ve  bönlüðünü  de  dile getirmek  istemiþtir. Baþka  bir  deyiþle  karikatüre  baþ  vurmuþtur. Ama çok  inandýrýcý  bir  karikatüre.(1)

 E.H. GOMBRICH

       “Saçlarýn  sarýþýn  rengini  abartýyorum, portakal rengini, krom rengini, limon rengini   anlýyorum ve baþýn arkasýna, odanýn sýradan duvarýný deðil, sonsuzluðu boyuyorum. Basit bir dipdüzeye, boya tablasýnýn  verebileceðig en yoðun ve en zengin maviyi sürüyorum. Sarýþýn ve parlak  baþ, gökte bir yýldýz gibi, mavi yüklü dipdüzey üzerinde, gizemlice belirginleþiveriyor. Ah sevgili dostum, seyirci bu abartmada  karikatürden baþka  bir þey görmüyor. Ama umurumuzda mý bizim?”(1)

VINCENT  VAN  GOGH

      ‘Leonardo, Jakond’un  yüzünü  önden  çizmiþ, belki daha  esrarlý olmasýný saðlamak için  Sfumato  tekniðini  kullanmýþ; yani “dumanlý” teknik . Gelgelelim, Leonardo’nun  hýnzýrlýðý tutup, o yaman karikatürleri çizince defterine, neredeyse  burnu  çenesine  dayanan  suratlar  çizmiþti  yanlamasýna. Çirkinliði  çiziyordu, korkunçluðu... Mevlana’nýn  Mesnevi’de  dediði gibi, güçlü  ressam  güzeli çizdiði kadar çirkinliði de yansýtabilmeli.’(5)

ABÝDÝN  DÝNO

     “GEORGE  GROSZ: 26.7.1893’te  Berlin’de doðdu. 6.7.1959 ‘da  Berlin’de öldü. Ressam, çizer ve yazar. 1918 yýlýnda Richard Huelsenbeck  aracýlýðýyla Dada  hareketine  katýldý. 1919 yýlýnda  Wieland Herzefelde  ile birlikte  “Die Pleite “,  Franz Jung  ile  birlikte  “Jederman  sein  eigener  Fussball” ve  Carl Einstein  ile  birlikte “ Der blutige Ernst”  dergilerini  yayýnladý. Alman  burjuvasýný  ve  Alman  militarizmini  en  acýmasýz biçiminde ele alan karikatürist  oydu. 1932’de A.B.D.’ye  iltica  etti.”(6)

HANS  RICHTER

     “Dada  bir  zamanlar burjuvalarýn  korkusuydu; bugün ise tarihsel bir olay.’(7)

Dr. WERNER  ROSS

         ‘Arp  ile  Lissitzky’nin (1925’te)  yayýnladýklarý  ve 1924’ten 1914’e  doðru  geriye  uzanan  modern  sanatla  ilgili  Art - isms (Kunstismen) adlý  incelemelerinde  Verist sanatçýyý ‘çaðdaþlarýnýn  çirkin suratlarýna ayna  tutan biri’ olarak  tanýmlýyorlardý. O yýllarda önemli bir resim simsarýyla  sözleþmesi olan  Grosz grafik  çalýþmalarýný azaltmýþ, daha çok resme aðýrlýk  vermiþti. (8)

NORBERT   LYNTON

          “Modern  sanatýn  klasik  kurallardan  uzaklaþmasý, doðal  olarak, gerçek  karikatürün gücünü  kaybetmesine  yol  açtý ve karikatür  amerikalý David Levine’in yapýtlarýnda  olduðu gibi, ünlü kiþileri  yermekten  çok öven bir araç  haline  geldi.”(9)

           ‘ Levine, bir  santçýnýn   hem  galeri  için  çalýþabileceðini  anlamýþtýr. Kendisi  halen  basýn  için portre  karikatürü,  sergileri  çin  ise  sulu  boya  resimler yaparak iki ayrý yol izlemektedir.’(4)

           ‘Ýþin  tuhafý  karikatür  affedicidir, çünkü insanýn en kötü yanlarýný teþhir ederek onlara gülünülmesini saðlar.’(4)

RALPH  STEADMAN

      TULIO  PERICOLI  1936  yýlýnda  Colli  del  Tronto’da  doðdu. Milano’da  politik   hicivci, sosyal eleþtirmen, illüstratör, reklam sanatçýsý, ressam, ahlak  sanatçýsý, heykelci ve televizyon tasarýmcýsý olarak yaþamýný sürdürmektedir.(10)

     ‘Pericoli  biraraya getirdikleri için çok geniþ ve farklý malzemeler kullanmaktadýr: Van Gogh’dan Japon resim sanatýndan, on sekizinci yüzyýlýn eðitsel amaçlý plaka çalýþmalarýndan, çok  çeþitli dönemlerim katalog ve dekorlarýndan.’(11)

UMBERTO  ECO

       ‘Bazý þeyler kaygandýr; bir ýþýk hüzmesi, belki de  bu yüzden Turner’a yöneldim; bir gerçeðin aydýnlanmasý, belki de bu yüzden  Steinberg’e yöneldim; benliðimin içindeki bir titreþim, belki de bu yüzden zaman zaman  Klee’ye yöneliyorum. Bu sevdiðim bir oyun.’(11)

TOLIO  PERICOLI

        ‘Paul  Klee’nin  Bauhaus  yýllarýndaki çalýþmalarý arasýnda yer alan Ýp Cambazý, modelin gerçekliðiyle deðil iki boyutlu düzlemin gerçekliðiyle ilgilenir. Tam bu noktada , karikatürle yüzyýlýn sanat arasýndaki örtüþmeye tanýk oluyoruz. Aslýnda karikatür, daha baþýndan beri söylemini modelden uzaklaþma üzerine kurmuþ, sözünü de, modelden uzaklaþarak yarattýðý yeni anlam katmanlarýnda aramýþtýr. Gombrich, 16.yüzyýl  sonlarýnda, karikatürün öncülerinden  Caracci kardeþlerin, modellerinin  yüzlerini hayvanlara ya da cansýz nesnelere dönüþtürdüklerini belirten yazýlý kaynaklardan söz eder. Karikatürü 20.yüzyýl sanatý içindeki yerine oturtan  ürünler bu uzaklaþmayý zorunsuz bir iliþkiye dönüþtürecektir.’(12)

AYKUT  KÖKSAL

    ‘Ýkinci dünya savaþý yýllarýnda çaðdaþ karikatürün kurucusu Saul Steinberg olmuþtur. 1914’te Romanya’da  doðan  Steinberg  1932’de Milano’ya yerleþmiþ ve  burada mimarlýk eðitimi  gördükten sonra 1943’te Amerika’ya göç ederek Amerikan vatandaþý olmuþtur. Yapýtlarýný önce New Yorker dergisinde yayýnlayan  Steinberg  kýsa  zamanda  dünyanýn en büyük çizerlerinden biri olmuþ ve 1945’te Paris’teki Amerikan Elçiliðinde düzenlenen bir karikatür sergisiyle kendini bütün dünyaya kabul ettirmiþtir.’ (13)

HIFZI  TOPUZ

      “Esquire dergisinin desen direktörü Milton Glaser, Steinberg’i  ‘bir dizi olaðandýþý deðiþim sayesinde bellibaþlý bir sanatçý haline gelmiþ ‘ bir karikatürcü olarak görüyor. ‘..Bu yolda onun baþýna neler geldiðini anlamak gerçektende çok zordur; yalnýzca kendi dönüþümü açýsýndan deðil, izleyicilerin bu dönüþümü nasýl gördükleri açýsýndan da öyle ki, çizim vasýtasýyla edebi ve sosyal bir eleþtirmen olarak çalýþmayý sürdürürken, kendine özgü bir Amerikan ressamý olmayý da baþardý. Bunlarýn ikisini birden ayný anda yapan tek kiþi, onu gördüm.’’’(14)

ROBERT  HUGHES

  Son  söz : Sanat yoktur, sanatçý vardýr; karikatürcü de bir sanatçýdýr, ama farkýnda deðil.

   KAYNAKLAR :

(1) Sanatýn öyküsü, E.H. Gombrich, Çev.:Bedrettin Cömert, Remzi Kitabevi,1986

(2)Ýletiþimde Karikatür ve Toplum’un önsözünden, Hýfzý Topuz,1986

(3)Büyük Larousse Ansiklopedisi, ‘Daumier’ maddesi.

(4)The Savage Mirror - The Art of Contemporary Caricature, S. Heller - G. Anderson, Watson Guptýll Publications / NY, 1992

(5)Yüzler, Abidin Dino - Yaþar Kemal, Ada Yayýnlarý, 1994

(6)Dada 1916 - 1966, Hans Richter, Çev.: Mustafa Tüzel, Birey Yayýnlarý, 1993

(7)Dada 1916 - 1966 Sergi Kataloguna Sunu’dan, Dr. Werner Ross - 1966

(8)Modern Sanatýn Öyküsü, Norbert Lynton, Çev.:Cevat Çapan - Sadi Özdiþ, Remzi Kitabevi, 1982

(9)Büyük Larousse Ansiklopedisi, ‘Karikatür’ maddesi.

(10)Woody, Freud and Others, Tulio Pericoli, Prestel, 1989

(11)Woody, Freud and Others, Tulio Pericoli, Georg Ramseger’in sunusu, Prestel, 1989

(12)Zorunlu Çoðunluk - Tan Oral’ýn Pencere Betimleri, Aykut Köksal, 1994

(13)Ýletiþimde Karikatür ve Toplum, Hýfzý Topuz, 1986

(14)Steinberg’in Fantastik Dünyasý, Robert Hughes, Çev.: Sevin Okyay  Güldiken, Sayý 1 - 1993

 

 

   ASYA’DA RESÝM - KARÝKATÜR ÝLÝÞKÝSÝ / JOHN LENT

 

Batýla dünyada ‘Amerikadan çok Avrupa’da), karikatürün ayrýlmaz bir þekilde resim sanatýyla baðlantýlý oluþu zaten önceden saptanmýþtý. Kendilerine “özcüler” diyen bir grup bu fikri reddetse bile kanýtlar onlarýn meydan okumalarýný kesti.

    Þunlarý dikkate alýnýz:

1-)Karikatür (çizgi roman) özellikleri; abartma, parodi, alay, mizah, zeka veya kenar yazýlarý birçok deðerli ressamýn çalýþmalarýnda mevcuttur. Ýsim vermek gerekirse Daumler, Mogarth,Topffer, Toulouse - Lautrec, Goya, Miro, Picasso bunlardan bir kaçý.

2-)Tanýnan ressamlar ve diðer çizerler, kariyerleri boyunca karikatürle zaman zaman uðraþtýlar, en azýndan Grosz, Feinmger, Kollwrts, Pascin, Gris, Kupha ilk akla gelenler.

3-)Karikatürün  çeþitli akýmlarýnda ki öncüler ressamlardan oldu bunlarýn aralarýnda Busch, Mc Cay, Nast sayýlabilir.

4-)Bazý durumlarda,ressamlar karikatür karakterleri ve sahnelerini, eserleri için kaynak yaptýlar, (iþlem sýrasýnda karikatürü resime çevirdiler.) özellikle Warhol ve Lichtenstem

5-)Buna karþýlýk belirli karikatüristler, çeþitli resim ekollerine yaklaþtýlar ve kendi çizgi romanlarýnda kullanmak üzere birçok teknik aldýlar: Mc Cay ve Sterett - sürrealizm; Ferninger - Cubrssn; Gould, Ersner ve Clay Wilson Expresyonizm, veya Marsal - Modernism.

  Benzer þekilde Asya Resmi de karikatüre özgü özelliklere yabancý deðildir. Heykeller, Eski, desenli kaðýtlar, oyulmuþ tahtalar ve diðer çizimler karikatür özellikleri içeriyordu.

  Anlatýmý olan resimli kaðýtlar, sýralý bir þekilde alay, abartý ve mizah içeriyordu ve yüzyýllar önce Hindistan, Japonya ve Çin de okunuyordu. Hindistan’da, 12.yüzyýl da Patas ortaya çýktý; parlak renklerle resimlenmiþ mitoloji veya sosyal adaletsizlik üzerine hikayeler. Japonya’da 80 Feet’e kadar boyu olabilen, anlatýmlý resimli kaðýtlar, kaba bir mizah tonu ekledi. En önemlisi Chojugiga (hayvanlý parþomenler), 12. yy. baþrahibi Toba Sojo’nun yaptýðý düþünülüyor. Schodt’a göre “karikatürün ilk gerçek þaheseri”. Chojugiga, insanmýþ gibi davranan hayvanlarý gösteriyordu.

  Birçok eski Japon porþömeni, tema olarak serbest ve kabaydý, týpký bugünkü Japon çizgi romanlarý manga’lar gibi. Çin’de bir öyküyü karikatürü resimlerle anlatma geleneði Batýlý Adam Hanedanlýðý ile baþlar (206 MÖ. - 25MS). Yuan ve sonraki hanedanlýklarda, resimler büyüdü ve sayfanýn yarýsýný, hatta bazý durumlarda diðer sayfanýn tamamýný kaplar hale geldi.

   Karikatür eski Asya sanatýnada oldukça nüfuz etmiþtir, gömüt ve heykelleriyle 3000- 7000 yýl öncesine kadar Çin’de ve 1000 yýl öncesine kadar Hint tapýnak heykellerinde. Karýnlarýna çizilen vahþi suratlarýyla ralýshasas’lar (iblisler), Khajuharo ve Konarak tapýnaklarýnda  ki gibi oldukça uygunsuz cinsel hareketler, ortaçaðda, Hindistan’daki karikatürün açýk örnekleridir. Mughal mahkemelerindeki kiþilerin Akba (1542- 1605) tarafýndan ilk kez yapýlan psikolojik portreleri, ortaya daha sonra Rajasthani çizerlerinin taklit edeceði eðlenceli karikatürler çýkardý.

  Japonya’da Edo zamaný tahta baskýlar (ukiyo- e), sonradan whistler, Manet, Maret, Van Gogh, Toulousse- Lautrec ve Rosetti gibi bir çok ustayý etkileyecek yüksek seviyeli bir karikatür  türü yarattý. Genelde kabuhi oyuncularýný ve soylular ile samurai’larý gösteren karikatürler oldukça çarpýtýlmýþ canlý renklerle boyanmýþ ve dönemin kusurlarý ile ilgili olmuþtu. Tahta baskýlar Japon çizgi - romancýlýðýnýn doðuþunda önemli rol oynadýlar. Öncelikle çizgi romanlarýn adý manga, ünlü ukiyo-e sanatçýsý Mokusai Katsushika tarafýndan bulundu(1760- 1849); 1804’de. 1702 de ise Shumboku Doha ukiyo-e’nin 20 sayfasýný baðlayarak dünyanýn ilk çizgi - romanýný yapmýþtý bile. Güçlü öyküler ve mizahi konular içeren bu kibyoshi’ler (sarý kapak) binlerce kopya satýyordu.

  Alay, nükte ve oyunculuk Asya resimlerinde boldu ancak mizahýn incelikleri bazen kolay anlaþýlmayý engelliyordu. Çin sanatýnda mizah, kelima oyunlarý ve diðer metni süsleyici þeyler olan halk öyküleri ve sanatçýlarýn felsefeleri etrafýnda dönüyordu.

  Fu’nun dediði gibi birçok karikatürist, þimdi bile, ilham almak için geçmiþe bakmýþ, sembolizm ve dolaylýlýk gibi geleneksel yaklaþýmlarý “alaycý amaçlarý ifade etmek, sanatlarýna mizahý sokmak, veya okuyucudan bir gülüþ, tebessüm almak için kullandýlar.”

  Ukiyo-e’yi takip eden ten resimleri oyuncu bir hava içeriyordu; aslýnda Budizm’e komik bir ruh getiren ten resim sanatýna  suibohu (mürekkep oyunu) deniyordu. Myers’a göre comic taraflar ten çözerlerinin temalarýnda, stillerinde, alanlarýnda ve tekniklerinde hala mevcut. Teknikleriyle ilgili olarak; doðaçlama bir ilhama izin verecek kaðýtlar ve aletler seçerler, Myers’a göre “anahtarlara, karikatüre benzeyecek þekilde.”

   Ayný kendiliðindelik, Koreli saray ressamý King Mong - do (1745 - 1818)’nun eserlerindede vardý. Hýzlý, dolaysýz, basit stili ve sokaktaki adamý hedefleyen konularýyla kim kesin bir þekilde Kore resminden ayrýlarak, karikatüristlerin arasýnda olacaðý bir noktaya geldi. Kim’in çizdiði, karikatürümsü güreþ maçý Ssirum’u inceleyen bir akademisyen’e göre kim’in eserleri daha önceden inanýldý gibi plansýz deðil, bilinçli hazýrlanmýþ iyi kompozisyonla süslenmiþ bir çalýþmanýn sonucuydu.

    Birkaç  Asya’lý ressam kendi yaþadýklarý politik ve sosyal dönemi kaybettiler. Bunlarýn arasýnda Çinli Zhu Da (1626-1705) ve Luo Lnangfeng (1733-1799) bunlarýn, ikisi de fikirlerini göstermek için politik satýr ve karikatür kullanýyorlardý. Zhu- Da’nýn 1690’da çizdiði Tavuskuþlarý yerel memurlarý, yumurta-biçimli dengesiz bir kayanýn üstünde duran ve imparatorun geçmesini bekleyen çirkin tavuskuþlarý olarak gösteriyordu. Sembolik olarak memurlarýn pozisyonlarý imparatora yönelik övgülerine raðmen bayaðý sallantýlý görünüyordu. Japon Ukiyo-e leride konuluydu, dönemi ve insanlarý eðlenceli bir þekilde eleþtiriyordu.

  Hintli çizerlerde sosyal satiristlerdi, özellikle eserlerini Kali tapýnaðýndaki Kalighat pazarýnda sergileyenler. 18. yy’nýn yarýsýndan 19.yy’a kadar bu anonim sanatçýlar zamanýn sosyal gerçekliðini yansýtan canlý, hayat dolu resimler ürettiler. Mizahlarý ve nükteleriyle Kalighat ressamlarý Hindistan’ýn ilk gerçek karikatürist ve satiristleriydiler.

    Daha yakýn zamanlarda, karikatür birçok kez resimle bütünleþti. Japonya’da yaðlý boya resmin ilk batýla öðreticisi Charles Wrrgman’dý; Japon Punch’ýn kurucusu ve çizeri olarak Takahaschi Yurchi’ye yaðlý boya öðretti. Çin’de karikatür alanýnýn öncüsü Feng Zikai Çin karikatürünün köklerini resmi sanatta buldu.

    Japonya’da bulunduðu bir sýrada Feng Manga (çizgi roman) larýn doðallýðýndan, kabalýðýndan ve günlük grotesh fatazileri anlatmasýndan çok etkilendi. Bu sanat türüyle olan stilistik baðlantýlarýndan dolayý editörler Feng’in çalýþmasýna Manhua adýný vererek karikatürün Çince adýný bulmuþ oldular.

     Feng çizer olarak, sevimli, yaramaz çocuklarla ilgili karikatürleriyle tanýndý. Ona göre basit bir karikatürü kýsa bir þiirle birleþtirmek “engin insan varlýðýný açýða çýkarmanýn” en iyi yoluydu. Ýnanýyordu ki karikatür  satirik ve eðlenceli deðil düþündürücü ve aydýnlatýcý olmalýydý ve böylece yansýtýcý bir sanat olurdu. Kendi sözleriyle, bir karikatür basit “bir teknikte geniþ bir anlam taþýr.” Bu düþünceler 1930’larda karikatüristler arasýnda ilgi çekti ve karikatürlerin rolü üzerine tartýþmalar oldu: Toplu tüketilmesi için bir çoðul ürün mü; sosyal içerikler için bir taþýyýcý mý; dahice bir sanat biçimi mi; yoksa kýzgýnlýðý reddeden direniþçi bir propaganda aracý mý?

   Feng gibi diðer çinli karikatüristler  de karikatürün sanatsal deðerini yükselttiler. Örneðin Liao Bengxiong ve Ding Cong için karikatür “içinde küçültülemez bir oyunculuk bulunan sanatsal bir aktivite”dir. Liaoya göre gerçek sanatçý sosyal ve politik  fikirleri olan bir vaiz deðil estetik güzelliklerin bir arayýcýsý olmalýdýr. Bugün Asya’da birçok sanatçý karikatürist olarak çalýþýyor. Bir kýsmý sadece çizimden para kazanamýyor ve resim de yapýyor ama birçoðu resim ve karikatürü bir bütünün deðiþmez yarýlarý olarak görüyor.

 

 

KIBRIS TÜRK SANATINDA KARÝKATÜRÜN YERÝ / MUSTAFA GÖKÇEOĞLU

 

Kýbrýs gibi bir adanýn tarihsel süreç içerisinde, sanatsal geliþim aþamalarýný gözler önüne dökecek bir yargý koymanýn güçlüðünün bilincinde olduðumu belirterek söze baþlamak isterim. Karikatür sanatýnýn geliþim süreci konusunda söz söyleye bilmek için Kýbrýs Türk Sanatý’nýn dökümünü yapmak gerektiði kanýsýndayým.

Bilindiði gibi, Kýbrýs Türk Toplumu sözel bir toplumdur. Yazmaktan çok konuþmayý yeðleyen insanlarýz. Yýllarca yazmayý hep savsakladýk. Bunun en büyük nedeni de birçok büyük uygarlýklarýn yüzyýllarca  toplumsal yaþamýmzda etkili olmalarýdýr. Yaþanan bu serüvenindoðal sonucu olarak atalarýmýz sözel ürünleri çok fazla üretmiþlerdir. Ýnsanlarýmýz bir yandan üretmiþler bir yandan da tüketmiþlerdir. Böylece sözlü yazýn zaman içinde gelenek oluþturmuþtur. Öte yandan Kýbrýs Türk Toplumunda her sevdalanan þiir yazýp þair olagelmiþtir. Belki de toplumumuzda çok fazla þairin olmasý bundandýr.

 Sözel yazýn geleneðimizin oldukça varlýklý olmasýna karþýn yazýya dökülmediðinden, eski destanlarýmýzýn çoðunun adý bile unutulmuþtur. En eski destanýn tarihi bir buçuk yüzyýl bile geriye gitmemektedir.Çok sayýda halkbilim ürünümüz olmasýna karþýn çaðdaþ sanatçýlarýmýzýn bu alandan yararlanmayý bildiklerini söyleyemeyiz. Sanat damarlarýný besleyecek onca kaynak olmasýna karþýn bunlar çaðdaþ ürünler  içerisinde yer bulamamýþlardýr. Oysa dilimizden “kimlik” ve “Kýbrýs duyarlýðý” sözcükleri düþmemektedir.

  Toplumumuzun dinsel inanýþý gereði þiir, roman, öykü gibi yazý türleri her dönemde yeterli ilgiyi görmüþtür. Eski gazete koleksiyonlarý aralandýðýnda bol oranda þiire ve tefrika romana rastlanmaktadýr. Þiirde, aruz ölçüleri ve hece ölçüleri çok uzun bir süre hükmünü sürdürmüþtür. Bol denecek oranda üretilmiþlerdir. Ne yazýk ki üretilenler hep içe yöneliktir. Toplumsal estetik ölçütlerle konular iþlenmiþtir. Dolayýsýyla uluslararasý baþarýya ulaþýlamamýþtýr denebilir. Son dönemlerde özellikle þiirde oldukça küçük bir sýçrama olmuþtur. Benim de içinde bulunduðum az sayýdaki ozanýn þiirleri yabancý dergi ve kitaplarda yer almaya baþlamýþtýr.

  Roman dalýndaysa durum  biraz  daha karamsar tablo çizmektedir. Ülkemizde roman sanatý neredeyse yok denecek düzeydedir. Beþ on yýlda bir, bir roman yayýmlanmaktadýr. Hele oyun yazarlýðý konusunda ne denebilir ki. Bir iki deneme dýþýnda söyleyecek söz bulmak çok güç. Eskiden halkýmýzýn en önemli eðlencesi olan “Karagöz” ve “ortaoyunu” olmasýna karþýn seyirlik oyunlarýn, oyun yazýmýna yansýmadýðýný görürüz. Söylediklerim öykü yazýmý için de geçerlidir. Ben de yazým alanýna öyküyle girmiþ olmama karþýn uluslararasý baþarýya ulaþmýþ deðiliz. En büyük baþarýmýz, Birkaç öykümüzün eserlerinin Türkiye’de yayýmlanmýþ olmasýdýr. Türkiye’den öteye varabilmiþ deðeliz.

  Oysa resim, heykel, karikatür dalýnda açmazlar çok daha büyüktü. Bilindiði gibi Osmanlý Devleti bir ümmet topluluklarýndan oluþmaktaydý. Osmanlý’da inancýn odak noktasý da Ýslam  diniydi. Baþka bir deyiþle müslim ve gayri müslim temeli egemendi. Her ne kadar da Osmanlý din, dil, renk farký gözetmediyse de yasalarý þeriat hükümlerinin ürünüydü. Günahlar, sevaplar, suçlar, cezalar  hep islam terazisinde tartýlýrdý. Kur’an-ý Kerim’i yorumlayanlar, aðýrlýklý olarak insan sureti çizmenin günah olduðu inancýný hep sürdürmüþlerdir. Üretilen bu anlayýþýn doðal sonucu olarak yüzyýllar boyu resim-karikatür yapmak toplumumuzda hep günah sayýlmýþtýr. Ýþte bu yüzden resim sanatýmýz ancak son yýllarda geliþme göstermeye baþlamýþtýr.

  Karikatür sanatýnýn önündeki engeller resim sanatýnýn önündaki engellerden kat kat fazla olmuþtur. Olmaktadýr da. Günümüzde de geçerliliðini sürdüren Ingiliz sömürge yönetiminden arta kalan “Zem ve Kadih Kanunu” kýnýndan çekilmiþ  kýlýç örneði gülmeceyle ve karikatürle uðraþanlarýn kulunçlarýnda beklemektedir. Üretilen siyasal fýkralar ancak fýsýltýlarla anlatýlabilmektedir. 1992 yýlýnda yayýmladýðým, “Kýbrýs Halk Fýkralarý” adlý kitabýmýn ilk sayfasýna þu notu düþmek zorunda kalmýþtým.

   “.... ve biline ki kitaptaki fýkralar birer yakýþtýrmadýr. Gerçeklerle yakýndan ya da uzaktan bir iliþkileri ilgileri hatta ilintileri bile yoktur. Bu böyle bellene...”

   Kýbrýs’ta, Ingiliz sömürge yönetiminden sonra Kýbrýs Cumhuriyeti kuruldu. Kýbrýs Cumhuriyeti yýkýldýktan sonra Kýbrýs Türk Otonom Yönetimi, Kýbrýs Türk Federe Devleti kuruldu. Devletler yýkýldý. Devletler kuruldu ama “zem ve kadih kanunu” her dönemde politikacýlarýn kalkaný olarak kaldý. Siyasiler sömürge yönetimi arttýðý, fosil sayýlacak bu yasaya her dönem dört elle sarýldýlar. Dünya ölçeklerinde çaðdaþ bir yasanýn çýkarýlmasýný akýllarýnýn ucundan bile geçirmediler. Böylece çaðdaþ gülmecenin ve karikatür sanatýnýn göverip geliþmesini önlediler. Bu yasa nedeniyle karikatür sanatçýlarýmýza soruþturmalar- davalar açýlmýþ yýllar boyu mahkemelerde süründürülmüþlerdir. Tüm bunlara karþýn bir avuç yürekli karikatürcü olumsuzluklarýn üzerine gözlerini kýrpmadan gitmeyi bilmiþlerdir. Çok geçmeden de çalýþmalarý meyvelrini vermiþtir. Hem de tüm olumsuzluklara karþýn büyük aþamalar elde edilmiþtir.

   Karikatür sanatýnýn  toplumumuzda iyi algýlandýðý söylenemez. Dahasý aþaðýlak bir sanat olarak görenler bile olmuþtur. Olmaktadýr da. Toplumumuzda horlanýp aþaðýlanan kiþilere “karikatür herif” söylemi o günlerden kalmadýr. Sözü edilen söylem bana kadar ulaþtýðýna göre günümüzde bile karikatüre yaklaþým konusunda söylenecek çok söz vardýr. Ben kendimi bildim bileli toplumumuzun gündemini siyasal ve militarist olaylar oluþturmuþtur. Böylesi siyasal ortamlarda sanatýn pabucunun dama atýldýðý bir gerçektir. Hele karikatür gibi temeli eleþtiriye dayanan bir sanatýn , böyle coðrafyalarda geliþip yaygýnlaþma koþullarýný kýsaca düþünmek yeter. Baþka söze gerek yoktur sanýrým.

  Olumsuz koþullara karþýn bir avuç yürekli insanýn dirençli çalýþmalarý sonucu karikatür sanatýnda epeyce yol alýnmýþtýr. Ortaya konan uðraþýn önemini anlamak için adalarda yaþayan kapalý toplumlarýn konumunu göz önüne getirmek gerekir. Açmazlarla boðuþan mizah ve karikatür sanatçýlarýnýn ulaþtýðý aþamayý ortaya koymak için serüvenlerinde geldikleri noktayý ortaya koymak gerekir.

  Karikatür sanatçýlarýmýzýn  kabuklarýný yýrtmada en büyük etken kuþkusuz çizginin evrensel niteliðidir. Þunu da vurgulamak gerekir; küçük toplumlarda bireyler birbirlerini tanýdýklarýndan aralarýndaki iliþkiler çok sýcaktýr. Birlikte gülerler, aðlarlar ve þakalaþýrlar.

  Kýbrýs Türk Toplumunun ilk mizah gazetesi olan “Kokonoz”un yayýmlanýþ tarihi (1896 - 1898) ondokuzuncu yüzyýlýn sonlarýna kadar uzanmaktadýr. Adýný deðiþtiren “Kokonoz” bu kez de “Akbaba” (1897 - 1898) mizah gazetesi olarak karþýmýza çýkmýþtýr. Bunlarýn ardýndan “Davul” (1922 - 1923) ve “Zýrýltý” (1947 - 1948) isimli mizah ve karikatür gazeteleri yayýmlanmýþtýr. Özellikle “Davul” mizah gazetesinin, Kýbrýs Türk Karikatür Sanatýnda Çok Önemli bir yeri vardýr. Kýbrýs Türk Karikatür Sanatý ilk kez “Davul”da yayýmlanmýþtýr.

  Sözün özü, Kýbrýs Türk basýnýnda ilk karikatürcü dendiðinde Ahmet Rifat Efendi gelir. Onu Ýsmet V. Güney, Þevki Çankaya ve Ramiz Gökçe izler.

   Kýbrýs’taki sanat dergilerinin biri kapanýr biri açýlýrken toplumumuz “Karga” (1964 - 1965) ve ardýndan da “Amcabey” (1965 - 1966) mizah dergileriyle tanýþtý. Bu dönemde karikatür kervanýna Güner Pir, Erdoðan Baybars, Erten Kasýmoðlu ve Serhan Gazioðlu gibi adlar da katýlmýþtýr.

  1980’li yýllarda Kýbrýs Türk Karikatür Sanatý evrenselliðe açýldý. Musa Kayra’nýn baþýný çektiði bu dönemde özgün örnekler sergilenmeye baþlandý. Dönemin günlük gazetelerinde Serhan Gazioðlu, Musa Kayra, Hüseyin Çakmak, Alper Susuzlu, Mustafa Tozaký, Mehmet Ulubatlý, Bertan Soyer, Cemal Tunceri, Utku Karsu, ve Arif Albayrak gibi kiþilerin eserleri uluslararasý karikatür etkinliklerin de ve yayýnlarýnda yer almaya baþlandý. Çok geçmeden Kýbrýs Türk Karikatürü Sanatý çiçek açtý. Ulusal ve uluslararasý yarýþmalardan umutlu haberler gelmeye baþlandý. Karikatür sanatçýlarýmýzýn diðer sanat dallarýna göre uluslararasý yarýþmalarda baþarýlý olmalarýna karþýn yerli basýnda yeteri kadar ilgi gördüðü söylenemez. Çünkü Kýbrýs Türk Toplumunda baðýmsýz ve ticari anlayýþta gazete yayýmlanmamaktadýr. Kýbrýs Rum Toplumundaki karikatür sanatý ve sanatçýlarý gerekli mesleki ilgiyi bulurken, Kýbrýs Türk Karikatür Sanatý ve sanatçýlarý, henüz daha karikatür sanatýyla hayatlarýný kazanamamaktadýrlar. Tüm bunlara raðmen Kýbrýs Türk Karikatür sanatý ve sanatçýlarý, Kýbrýs Türk Toplumunda önemli bir siyasi ve sanatsal güç olarak mücadelelerini sürdürmektedirler. En büyük dileðim karikatür sanatýmýzda olduðu gibi diðer sanat dallarýmýzda da uluslararasý baþarýlarýn kazanýlmasýdýr.  

 

 

SANATTA  KARÝKATÜR / ORHAN BIRGIT

 

Profesyonel bir gazeteci olarak, ne zaman bir yazý hazýrlamak için masanýn baþýna otursam, düþüncelerini karikatür çizgileri ile eyleme dönüþtürmeyi baþaranlara gýpta etmiþimdir.

Benim sayfalar dolusu yazý ile anlatmaya çalýþtýðým konularý karikatür sanatçýsý, iki bilemediniz üç çizgi ile oluþturarak okuruna dilediði mesajý ulaþtýra bilmektedir. Eski kuþaðýn karikatür sanatçýsý, portre aðýrlýklý çalýþmalarý tercih ederdi. Ayný kuþakiçin, yapýtýn salt çizgi ile tamamlanmasý söz konusu deðildi. Lejadn dediðimiz, resim altý yazýlarý ile verilmek istenilen mesajýn güçlendirilmesi istenilirdi.

Karikatür sanatçýsýnýn asýl amacý, dünyanýn  çeþitli yörelerinde farklý renk soy yada ýrktaki insanlarý, hangi dine yada inanýþa baðlý olduklarýný araþtýrmadan siyasal düþünceleri arasýnda kamplar kurmadan barýþ ve hoþgörü içinde ortak bir dilde konuþturmaya yöneltmektir.

Ortak dil, “çizgi” dir.

Ýnsanoðlunun, maðara kayalarý üstünde kendisini anlatmak amacý ile oluþturduðu çizgilerden günümüz karikatür dünyasýnýn yapýtlarýna ulaþan çizginin baþarýsý, onun sanata dönüþümü ile doruða çýkmýþtýr.

Dünyanýn bir çok önemli kentinde, bu dönüþümü sergileyen karikatür müzelerine giden yol, çizgi ustalarý için düzenlenen uluslararasý yarýþmalarla, festivaller ile destekleniyor. Karikatür artýk, salt bir gazete yada dergi sayfalarýnda yer almakla kalmayan, kimi evlerin resim sanatý ile ilgili seçkin örneklerinin yanýnda görünen yapýtlara da adýný veriyor.

Albümlerde yer alýyor ve bu albümler, kalýcý niteliði ile kitaplýklarýn vazgeçilmezleri arasýnda deðerlendiriliyor. Kimi kiþiler, beðeni kazanmýþ bu tür karikatürlerden oluþan, özenle basýlmýþ kartlarý, baþka insanlara ulaþtýran iletiþim zincirleri kurmayý yeðliyorlar.

Böylelikle hergün daha büyüyen, daha geliþen yeni bir sanat dalý olduðunu kanýtlýyor karikatür.

Onbeþ yýldýr sürdürdüðümüz “Uluslararasý Hürriyet Karikatür Yarýþmasý”nýn baþarýsýnýn altýnda da, karikatürün sanatsal yönünün aðýr basmasýna gösterdiðimiz özen vardýr.

            “ Aydýn Doðan Vakfý Yürütme Kurulu Baþkaný”

 

 

KARÝKATÜR  SANAT MI? / ÖNDER ŞENYAPILI

 

Karikatür  sanat   mý?..

Ýlk  6  sanat  dalý arasýnda  adý  geçmiyor. 20.yüzyýla  damgasýný  vurduðu  öne  sürülen  sinema   ise,  henüz  yüzyýlýn  baþýnda  varolan  6’ya  eklenmiþtir.

Varolan  6  sanat  neydi: Resim, yonut, tiyatro, mimarlýk, müzik, edebiyat...

...ve  sinema  7.sanat.

Canudo, sinemayý  “7. sanat”  diye  kimliklendirdiðinde  takvimler  1910 yýlýný  göstermekteydi. Oysa, 1840 yýlýnda  kullanýma  giren  fotoðraf,  resim  sanatýnda  dramatik  deðiþim  ve  geliþimlere  yol  açmasýna  karþýn  sanat  olarak  benimsenmiyordu. Hala  da  benimsenmiþ  deðil.

Karikatüre  gelince: Karikatür  sözcüðü  ilk  kullanýldýðýnda  yýl  1646’ dýr. Fotoðraftan   yaklaþýk  200 yýl  öncedir  resmen  ortaya  çýkýþý.(Resmen  diyoruz,  çünkü  1500’lü  yýllarda  Albrecht  Dürer  olsun, Leonardo  da  Vinci  olsun  gayrýresmi  karikatür  çalýþmalarý  yapýyorlardý. Daha  doðrusu, insan  yüzünü  çarpýtarak  çizme alýþtýrmalarý yapmaktaydýlar.) Ama, týpký  fotoðraf  gibi, karikatür  de  varolan  6’ya  eklenmemiþtir. Hala  da  eklenmiþ  deðil.

Bu  durumda, baþtaki soru þöyle de  yöneltilebilir:

Karikatür  sanat  deðil mi?!.

Oysa, çizgi  sanatý deyip duruyoruz.

Hemen  belirtelim ki, doðru  söylüyoruz.

Ve  karikatür  sanat    deðil mi  sorusunun  yanýtý da  bu  anlatýda (ifadede)  gizli.(Belki de  açýk  seçik  demek gerek.)

Çizgi  karikatürün  temel  ögesi  olduðu  içindir  ki,  karikatürü  çizgi  sanatý diye anýyoruz.

Ama, denebilir ki, 7’ler  arasýnda  böyle bir sanat da  yok!

Doðrudur; yok.

Ama, 7’ler arasýnda  resim sanatý var.

Nasýl  tanýmlamýþtý  Bedri Rahmi Eyuboðlu resmi:

“Resim sanatý dört direðe dayanýr.

Dört küheylan çeker arabamýzý.

Bir çizgi, biri leke, biri renk, biri de miniminnacýk benek.”

Ressam çizgiyle, lekeyle, renkle, benekle; bunlardan  yalnýzca birini, birden çoðunu veya da hepsini birlikte kullanarak biçim(ler) yaratýr.

Yukarýdakilerden  yalnýzca birini, çizgiyi kullanýr karikatürcü.

(Yanlýþ anlaþýlmayý  önleyelim:Elbette ötekileri kullanmasý yasak deðil; isterse lekeyi, rengi, beneði de kullanabilir. Kullanýyor da. Gelgelelim, aslolan çizgidir. Birincildir  çizdi karikatürde. Ötekiler  ikincil. Çýkarýn atýn rengi renklendirilmiþ bir karikatürden deðiþen bir þey olmaz. Çýkarýn atýn rengi bir yaðlýboya/suluboya /pastelle boyanmýþ resimden, ortada resim kalmayabilir.)

Ramiz (Gökçe)’nin 1952’de dediðini anýmsayalým:

“Karikatür  resmin  basitleþtirilmiþ ve sadeleþtirilmiþ bir þeklidir.”

Þöyle desek de olur mu:

Yalnýzca  çizgi  kullanýlarak  yapýlmýþ  resme  karikatür denir.

I-ýh,  olmadý! Karýþýklýða yol açabilir. Örneðin, karakalem deseninin  özet tanýmý da, aþaðý yukarý, böyledir. Gerçi, desen yapýmýnda  leke ve benek de  kullanýlýyor  ama,  yalnýzca  çizgiyle de  yapýlýyor. Her ne denli  karikatürcü  desen  çiziyorsa da,  desen  karikatür  deðil. Ressamýn  deseni  ile  karikatürcünün   deseni  ayrýmlý.

Karýþýklýðý  önlemek  için  mizah ve hümor  sözcüklerinden  yararlanmalý mý?

Yararlanmalý  ama,  önce bu sözcüklerin ne anlama  geldiðine bakalým.

Hýfzý  Topuz,  Ankara 2.Uluslararasý  Karikatür Festivalinde anlattý ki:

“...Mizahý biz  çok  kez  gülmece, güldürü, latife, nükte, fýkra, istihza, hiciv, alay, espri  anlamýnda  kullanýyoruz.

Ama  humour  bunlardan  hiçbiri  deðil  galiba.(...)...humour  nedir? Humour  çizgide de olur, sözde de, yazýda da, yüz- göz, kol-bacak,  hareketlerinde de. Mimetisme  denen  taklitçilik  de bir humour türüdür.(...) Humour... komik’ten  deðiþik  bir  içerik  kazanmýþtýr. Komik  sözcüðü  genelde  toplumun,  yadýrgadýðý  yanlýþlar  ve  saptýrmalar  karþýsýnda  gülmesini  belirtir. Humour’da  ise  anlamsýzlýklara, alýþkanlýklara  ters  düþen   davranýþlara  karþý  bir  tepki   vardýr.(...)

Bu sözlerin ýþýðýnda  Humour  þöyle  tanýmlana  bilir: Humour  insanýn  gülünç  bir  durum  yada  saçmalýk  karþýsýnda  ciddi  bir  görünüm  takýnarak  neþesini  saklamasý  ve  duygularýný  soðukkanlýlýkla  anlatmasýdýr.

Mizah  bu  deðildir  elbette.”

Topuz’un  uyarýlarýný  dikkate  alarak, karikatür için  þöyle bir  taným  daha  eksiksiz  olacak   gibi:

Yalnýzca  çizgi  kullanýlarak  yapýlmýþ  mizahi ya da  hümoristik  resme  karikatür  denir.

Ama,  Topuz’un  bir  uyarýsý  daha  var:

“Karikatürde  genelde  bir kavga, bir baþkaldýrý, bir þiddet  havasý egemen  olur. Karikatür  yýkýcýdýr, toplum  düzeni  ile, kurum ve kurallarla  alay  eder. Karikatürü  gören  kiþi  konuyu  hemen anlar, karikatür  baþarýlý  ise  kahkahayý  basar.

Hümoristik  desen’de  ise okuyucu  yavaþ  yavaþ  etkilenir, düþünür, gülümser.Tüm  mesaj  çizgilerdedir. Genelde  desenin  içine  balonlar  yerleþtirilmez, alt yazýlar (lejand’lar) yoktur. Konunun  siyasal ve güncel  olmasý da  þart  deðildir.”

Bu  uyarý da  dikkate  alýnýnca, tanýmýn  ikili  yapýlmasýnda  yarar  var:

Yalnýzca  çizgi  kullanýlarak  yapýlmýþ  mizahi  resme  karikatür, hümoristik  resme ise  hümoristik  desen denir.

Bir þey daha: karikatür  veya da  hümoristik  desen  çizerleri  yalnýzca  çizgi kullanmakla  yetinmiyorlar  artýk. Örneðin,  Selçuk  Demirel ýþýk ve gölge tekniðinden yararlanýyorlar  yoðun  olarak. Örneðin, Nezih  Danyal, özellikle  son  dönem  çalýþmalarýnda, çizginin  yaný  sýra  renke  aðýrlýk   veriyor.

Resim, desen, çizgi, renk... ýþýk  ve  gölge  tekniði... Kilit  sözcükler. Bunlara  perspektif  tekniði, anatomi  bilgisi, vb.’ni de ekleyince karikatürden  deðil de, resim  sanatýndan  konuþuyoruz  sanýlmaz mý? Kökende, bu saný  doðrudur. Kökende, resimden, resim sanatýnýn bir alt - dalýndan  konuþmaktayýz.

Zaten  karikatürün  doðuþu da bir  resim  iþliðinde  olmuþtur. Bologna’daki Incamminati adlý resim  akademisinin  kurucularýndan  önce  terzi, sonra  ressam  Annibale  Carraci’nin  iþliðinde  bir oyun olarak baþlayan  çarpýtýlmýþ  portre ve figür  çizimleri ilk adý konmuþ  karikatürlerdir. Adýný  koyan da  Carraci’dir. Ya da  onun  Arti di Bologna / Bolonya  sanatlarý adlý kitabýna   bir  önsöz  yazan  Mosini.

“Karikatürün  esasý resim  olduðuna  göre” diye  baþlar  sözlerine, 1952’de  kendisiyle  yapýlan bir söyleþide,  karikatürcü  Ramiz (Gökçe)  yöneltilen  soruyu  yanýtlarken. Biz de ayný biçimde söze  girip baþtaki  soruyu  yukarýdaki  tartýþmalarýn ýþýðýnda yanýtlayabiliriz  artýk.

-Karikatür  sanat mý?

-Karikatürün  esasý resim olduðuna göre, evet.

“7’ler” arasýnda  karikatürün  adý  yok  ama,  esasýnýn  adý var: Resim.

Resim  sanatý tarih boyunca  ve özellikle  19.yy sonuyla  20.yy’da  önemli  deðiþimlere  uðradý, yeni yeni akýmlar  ortaya  çýktý, resmin  türleri  çoðaldý, yeni  dallar  verdi.Bugün  elektronik  resim de  yapýlýyor. Resmin alt - dallarý da  geliþti.

Geliþen  alt - dallardan  biri  de  karikatür.  Yukarýdaki  tartýþmalarý  anýmsayarak, - karikatür  ile hümoristik desen  ayrýmýnýn  yapýldýðý göz önünde tutarak  çizgi sanatý diyelim; 20.yüzyýlýn ilk yarýsý sona  ermek  üzereyken, yani Ýkinci Dünya Savaþý sonrasý  çizgi  sanatýnda çok büyük deðiþimler  oldu. Bu deðiþim, 1950’li yýllarda  Türk  çizgi sanatýný etkiledi. Ama, hepsinden  önemlisi, dünyada ve Türkiye’de çizgi sanatý resimden baðýmsýz bir  dala  dönüþtü. Geçmiþte  karikatür de çizen ressamlar vardý. Savaþ sonrasý çizgi sanatý kendi sanatçýlarýný yetiþtirdi.

Bugün  çizgi sanatý baþka sanat dallarýna can veriyor. Can vermek deyince, hemen akla gelen  canlandýrma sinemasýdýr. Kýsa  ve  uzun  metrajlý  çizgi  filmlerin  yaný sýra  canlandýrma  karakterlerin  doðal aktör ve aktristlere  eþlik  ettiði  filmler de  yapýlýyor. Grafik (çizgisel) sanatlar  karikatür ve hümoristik desenden geniþ ölçüde yararlanýyor. Turhan  Selçuk’un  Abdülcanbaz’ý  tiyatro  oyunu olarak  sergilendi.Semih  Balcýoðlu, yýllar  önce, karikatürü  seramike  taþýmýþtý. Ýki yýl önce ise karikatürü oyun kaðýtlarýna  uyguladý. Ahmet  Cihat  Hazardaðlý’nýn  plastipleri, bir  süredir  ortalýkta  gözükmüyorlarsa da , unutulmadý. Nezih  Danyal, uzunca bir süredir  karikatür - resimler yapýyordu. Danyal’ýn  1996’da  yayýmlanan  Globanadoluzeyþýn / Globanatolization  albümünde  yer  alan  çalýþmalarý, resmin bu alt - dalýnýn (çizgi sanatýnýn) ne denli geliþtiðini ve ana daldan (resimden)  baðýmsýz  anlatý  (ifade)  gücünün  hangi  düzeye  ulaþtýðýný  gösteren  nitelikteydi.

Dünyada  ve Türkiye’de  çizgi sanatçýlarý hem alan içinde özgün  yaratýlar  eldelemeye  çaba gösteriyorlar, hem de baþka sanat dallarýyla özgün  sentezler  geliþtirmek / gerçekleþtirmek  peþindeler.

Özgünü yakalamak  sanatçý  kaygýsýdýr.

Çizgi  sanatýnýn sanat kimliðini  almasý belki resmin genlerini taþýmasýndan ötürüydü. Ama, o genleri taþýmasaydý bile, özgünü yakalama çabasýndaki bunca insanýn zihinsel eylemiyle önünde sonunda sanat  kimliðini söke söke alacaktý.

 

 

 

GÜNLÜK   BAND   ÇÝZERÝ   OLMAK / PİYALE MADRA

 

  Artýk  çizecek  birþey  bulamýyorum.  Bu    bitti!  Kendime  baþka  bir    bulsam  iyi  olacak”  dediðim  çok  oldu.  Günlük  band  çizeri  olarak   benim  sýk  sýk  içine  düþtüðüm  durumdur   bu.  Böyle  zamanlarda kaðýdý  kalemi  býrakýp  masadan  uzaklaþýrým.  Sonra  içimde  birþeyler  kýpýrdar,  masa  beni  yeniden  kendine  çektiðinde  kaðýda  mutlaka  birþeyler  dökülecektir.  Ýþte  o  zaman  yüzüm  güler  keyfim  yerine  gelir.  Bulunan  iyi  bir  espirinin  ardýndan  kendime  olan  güveni  tazelemiþ  olmanýn  verdiði  hýzla  çizimler  peþ  peþe  gelir.

Yerimden  kalktýðýmda  artýk  beynim  ve  vücudum  yorulmuþ  olur  ama  günün  en  hoþ  saatleride  bunlardýr.

Hemen  ardýndan  da  bir  özgürlük  duygusuna  kapýlýrým.  Birkaç  günlük  band  çizmiþ  olmak,   bana  çizim  diþýnda   istediðimi  yapma  fýrsatý  verir.   Arada  masaya  bir  yine  uðradýðým  olur.  Çünkü  zamanla  yarýþmakta  olduðumu  bilirim. Çizilen  her  band  o  gün  tüketilir.Hiç  doymak  bilmeyen  bir  canavarý  her  gün  beslemek  zorunda  olan  bir  tutsak  gibi.

Üstelik bir  band  çizerleri  çabalarýmýzýn karþýlýðý olan gülmeleri, gülümsemeleri göremez, alkýþlarý duyamayýz.Okuyucunun  tepkileri  ulaþamaz.Çizerler  masalarýnda  yalnýzdýr.Bilemediði,  göremediði,  dokunamadýðý için  çizerler.Ve  bu  her  gün  sýfýrdan  baþlayan  bitmek  bilmez  bir  çabadýr.Çizer  neyi  çizer?Yine  onlarý.Bitmek  tükenmek  bilmeyen,  sonsuz  bir  kaynak  olan  insanlarý.Sevgileri, üzüntüleri, korkularý,  sýkýntýlarý,  öfkeleri,  hýrslarý,  hayelleri  ve  aþklarýyla  insanlarý.

 

 

 

KARÝKATÜR  SANAT  MI? / RUDI HURZMAYER

 

   Önce karikatürün Comic, Cartoon vesaire gibi türler arasýnda gidip gelen yamuk çizgiler sanatý olduðunu saptayalým. Þimdi karikatür  sanat mý deðil mi konusuna tutucu mutucu yaklaþýrsak, kim bu iþe sanat der - der mi? sorusu akademik bir bulmaca sorusu olmaya aday sorulardandýr. Akademisyen olmayanlar  içinse böyle sorularýn hiç mi hiç anlamý yoktur. Ben þahsen akademisyen falan deðilim. Eðer gerçeði konuþacaksak, bu soru benim içinde anlamsýzdýr. Sanat olsa ne olur olmasa ne olur? Akli dengesi yerinde olan ayný çaðý paylaþtýðým ama sanatla uzaktan yakýndan pek ilgisi olmayan insanlar modern sanat  eserleri karþýsýnda kara kara düþünmeye  koyulurlar. “Pöh, bu da sanat mý sanki? Bu kadarýný ben de yaparým !”der. Hatta bazýlarý Fiyatlara burun kývýrarak þöyle lütfen bir bakýp “Bu kadarýný babaannem bile becerir!” þeklinde fikir beyan eder. Akýlsýzlýk iþte... Saygý duymasý gereken babaannesine de haksýzlýk etmiþ olur  böylece. Kkarikatürleri gözden geçirenler ise pek nadir böylesi þüpheci tavýrlara girerler. En fazla þu tür sorularla karþýlaþýrsýnýz. “Allah Allah, Kimi kastetmiþ burada?”, “Espiri bunun neresinde þimdi?”.  Ýþte böyle sorular bir karikatürcü için yüz kýzartýcý türden sorulardýr. Ama bir kere gerçek sanatçýnýn eseri anlaþýlmadý mý  neredeyse prensip icabý hiç mi hiç mi yüzü filan kýzarmaz. Hatta tam tersi, eserinin  deðeri daha da artar. Söz eserin deðerine gelmiþken, deðinilmeden geçilemeyecek bir konu daha var. Sanat eserlerinin astronomik  fiyatlarý ve karikatürlerin gülünç fiyatlrý. Hal böyle olunca niçin bazý karikatürcülerin çizgilerini ille de sanat eseriymiþ gibi göstermek istediklerini anlamaya baþlýyorum.

   Biz karikatürcüler ürünlerimizi gazetelerde, dergilerde sergileriz. Bir milyon satan bir yayýn organýnýn þöyle böyle üç milyon okuru vardýr.Okurun ortalama olarak her karikatürü  8 saniye incelediðini varsayarsak, bu da tam 6.666 saat hoþça vakit anlamýna gelir Bunun için  2000 DM - telif ücreti alýr çizerler. Þimdi birde bir tenisçiyi örnek alalým. Ýyi, bir tenisçi, benzeri sayýda  seyirciyi yakaladýðýnda  (televizyondan  sözediyorum)  ve  iki saatlik bir tenis karþýlaþmasý sonucu 6.000,000 saat hoþça vakit geçirtir ve daha fazla para kazanýr.Bu adaletlidir. Ama biz de bir karikatür için tabii en azýndan iki saatimizi harcamaktayýz. Ama yalnýzca ortaya çýkan espiri ödenir. Gerçi bizimde antrenmanlara  gereksinimimiz azdýr, antrenör, deplasman, menejerlik ücretlerimiz filan yoktur. Yani þikayete pek hakkýmýz  yoktur.

    Karikatür deyince, bence gazeteciliðe dayanan bir tür akla gelir. Söz konusu “Comic” olunca bu türü de genellikle edebiyata dayalý olarak görmek lazým dýr. Komik karikatürcüler devamlý komik yorumlar, olaylar  ve   hikayeler  üretirler. Yazýsýz bir karikatürün bile belli bir minyatür dramaturjisi vardýr. Edebi buluþlar grafik elementleriyle bezenir. Bu bezeme de sanattan baþka bir þeydir. En azýndan Avantgard anlamýyla... Çünkü bu tarz ilk etapta objeler üretmeyip, onlarý araþtýrýr. Ayný fizikçilerin ve kimyacýlarýn deðiþik maddeleri araþtýrdýklarý, dalgýçlarýn denizdibini araþtýrdýklarý gibi modern sanatçýlar da  estetiði ve bir yandan da piyasanýn talebini, sanat piyasasýnýn boþluklarýný araþtýrýrlar. Ýyi yaparlar! Ama yine de bazý hatta  pek çok taþlamacý, mizahçý sanatçý güzel sanaklarda çok ön sýralara yerleþmeyi baþarmýþlardýr. Örneðin : yeni stiller oluþturmayý baþarmýþ ve hedefi tutturmuþ sanatçýlardan  Steinberg, Addams, Crumb ve  Gross, Dix ve  Disney, elbette belli üretim periyodlarýnda karikatüristliðe abone olan Picasso.

    Kültür çalýþmalarýnda “dýþarý çýkarýlan”ýn ne olduðu deðil, eserin iyi, etkileyici ve eðlendirici veya baþka bir þekilde iþe yarayýp yaramadýðýna bakýlýr. Eðer müzedeki hava nemlendirmeye yarayan alet, eserlerden daha çok ilgi çekmeye baþlamýþsa bu acýnasý bir haldir. Karikatürler de kanlý canlý sex fotoðraflarý ve rengarenk içki reklamlarý ile rekabet halinde olmak durumundadýrlar. Bu iþler böyledir iþte. Kolay deðildir.

       Almancadaki bu kavram kargaþasýnýn bir baþka nedeni daha var ki, o da þudur. Sanat  Almanca da biraz da kalite ile eþdeðerli tutulmaktadýr.

        Eðer bir aþçý bile yemek piþirme üstadý, yemek virtüözü, yemek sanatçýsý sayýlýyorsa, karikatürcü niçin sanatçý olmasýn? Eðer sarýp sarmalanan bir  Reichstag sanatsa, nasýl olur da hýyar burunlu yumurta gözlü çiziktirilivermiþ bir  karikatür tipi sanat olabilir? Ýþte burasý zurnanýn zýrt dediði yerdir.

       Karikatürcüler nasýl olur da hiç vicdan azabý çekmeden, devamlý eleþtirdikleri, alaya aldýklarý, boyun eðen sadýk vatandaþtan, sallantýlý politikacýlardan kendilerine santçý payesi vermelerini, saygý göstermelerini, ceketlerini iliklemelerini beklerler...

 

 

KARİKATÜR SANATI / SEMİH POROY

 

Karikatür   sanatý, 40’lý  yýllarýn  baþýnda  “resim”  etkisinden   uzaklaþmaya  baþlamýþ,   çaðdaþ  bir  niteliðe   bürünerek   fazla  çizgilerden   arýnmýþtýr. Romanya   asýllý  Amerikalý   karikatürcü  Saul  Steinberg,  New  York’ta  “all  in  line”  adýyla  hazýrladýðý   sergisinde (1945),  bu  niteliðin   yetkin  örneklerini  vermiþ,  çaðdaþ  çizgiye   yatkýn   dünya   karikatürcülerini  bir   anda  etkilemiþtir.

 

Bu   etki,  dýþ  ülkelerin  mizah  ve  grafik  yayýnlarýnýn   daha  yoðun  biçimde  izlenmeye  baþlanmasýyla   Türkiye’de  de  kendini  göstermiþ;   Turhan  Selçuk,  1952-53  yýllarýnda  yazdýðý   birkaç   uzun   yazýyla,   karikatürün  batýda  ulaþtýðý  aþamayý   vurgulamýþtýr.

 

Türkiye,   ilk  kez  bu  yazýlarda   “grafik -  mizah”  deyimiyle   karþýlaþmýþ  ve  ciddi  biçimde  karikatür- grafik   iliþkisi  üstüne   düþünmeye  baþlamýþtýr. Yazar  Ýlhan   selçuk,  Turhan’ýn,  batý  karikatürünün  ulaþtýðý  düzeyi  Türkiye’ye  tanýtmak   için  yazdýðý  yazýlardan   yola  çýkarak  ve  yine  Turhan’ýn  bu   düzeye  uygun   çalýþmalarýna   atýfta  bulunarak,  karikatürün ;  çizgilerin  soyutlanmasýnda  mizahýn  geometrisine  varmak   olduðunu   yazmýþtýr. Sanat  tarihçisi,  eleþtirmen  Sezer   Tansuð  da   1982’de  yayýmlanan  “Sanatýn  Görsel  Dili”  adlý  yapýtýnda  söyle  demektedir: “... geometrik  orantýlar   da   sanat   eserinde  geçerli   olurlar.  Örneðin;  bir   dikdörtgenle,  bu   dikdörtgenin  eni  ölçülerinde  bir  kare  arasýndaki   orantý  buna  örnek  teþkil  edebilir. Ancak  geometrik  orantýlarýn  bir  sanat   eserinde   kusursuz  gerçekleþmesi  bir   cansýzlýk  da  yaratabilir.  Bu  yüzden  kasdi  bozmalar,  eseri  çok  defa  çekici  bir  hayatiyete  kavuþturur...”

 

Buna   çok  benzer  biçimde,  1983  yýlýnda   yitirdiðimiz  karikatü   sanatçýsý  Þadi  Dinççað  da,  bir  konuþmasýnda   deseninin  çok  iyi  olduðunu,  ancak   karikatür  çizmeye  oturduðunda, “bilerek”  bu   deseni  bozduðunu  ifade   etmiþtir.

 

Bu  noktada,  açýkca  yanýtlanmasý  gereken  bazý  sorular  ortaya  çýkmaktadýr: Bunlardan  ilki,  “grafik-mizah” deyimi, “karikatür” le    anlamlý  olarak  kullanýlabilir  mi?  sorusu  olmaktadýr.

 

Grafik  deðerler  resimde  de  kullanýlabilir,  karikatürde  de...  Yoðun  biçimde  grafik  içeren  bir  resime,  eðer  istenirse  mizahi  unsurlar  da  yüklenebilir...  Bu  durumda  ortaya  çýkan  ürün  “ grafik-mizah”  deyimiyle  nitelenebilir;  ama,  ona  herhalde  karikatür  diyemeyiz!  Grafik-mizah  taným-deyimi

geniþ  bir  yelpazeyi  kapsar:  Grafik-resim,  karikatürü,  hatta  satirik  heykel  ve  pandonimi  bile  bu  tanýma  sokabiliriz.  Biraz  daha  ileri  giderek  diyebiliriz  ki;  grafik  unsurlarýn  mizahla  içiçe  kullanýldýðý  her  alan  grafik-mizahý  ilgilendirmektedir.

 

Bu  durumda,  grafik-mizah  ve  karikatürün  her  zaman    anlamlý  olarak  kullanýlma  olanaðý  kalmamaktadýr. Yani  her  karikatür  grafik-mizah  sayýlsa  bile,  her  grafik-mizah  her  zaman  bir  karikatür  deðildir.

 

Konuyu  aydýnlatmak  için  ikinci  bir  soruya  geçmek  gerekmektedir:  Karikatürü  karikatür  yapan  ana  unsur  nedir?  Bunun  yanýtý,  “mizahi  bir  çizgi”  olmalýdýr.  Ve  burada,  alýþýlmýþ  ikilem  karþýmýza  çýkýverir:

 

“Çizgiyle  mizah  mý;  yoksa,  çizgide  mizah  mý?

 

Türkiye  karikatürünün  önde  gelen  ustasý  Turhan  Selçuk,  -karikatür  çizgisinin  eðiliminde  mizahýn  olmasý  gerektiðini  de  dile  getirmesine  karþýn  -çizgiyle  mizah  deyimini  daha  iþlevsel  bulunduðunu  savunurken,  bir  baþka  usta  Ali  Ulvi,  çizgide  mizah  deyimini  kullanmayý  yeðelemiþtir.  Gerçi  Ali  Ulvi  kendisiyle,  yapýlan  son  söyleþilerden  birinde:  “ ...   çizgide  mizah  tanýmlamasýna  inanýyorum  ama,  bunu  da  kesin  koymamak  lazým.  Yeni  bir  bulgu  bu  tanýmý  da  deðiþtirebilir...  “ diyerek,  daha  ölçülü  bir  yaklaþýmý  denemiþtir...Ama,  onun  beklediði  “Godot”  nun  “çizgiyle   mizah”  olmadýðý  da   açýktýr.  Semih  Balcýoðlu  ise:  “...Bu  (grafik)   anlayýþta  zamanla  ustalaþan  kalemler,  ülkemizde   çizgiyle   mizah  ya  da  baþka  bir  deyiþle  çizgide  mizah  yaptýlar...”  diyerek,  bu  iki  tanýmý  özdeþ  biçimde  kullanmýþtýr  ki  bu  iki   tanýmýn   özdeþ  olmasý  mümkün  deðildir.  Tan   Oral’ýn  da,  türlü  konuþmalarýndan ,  çizgiyle  mizah  tanýmýna  daha  yakýn  olduðu  bilinmektedir.  Bu iki  tanýmý  birarada  ilk  kez   Ferruh   Doðan’ýn  kullandýðýný  söyleyebiliriz.  Ferruh  Doðan  1962  yýlýnda,  bir  karikatürünün   mahkeme  önünde  savunmasýný  yaparken:  “...  çizgide  mizah,  çizgiyle  mizah  yapmak  sanatý  olan  karikatür ...”  den  söz  etmiþtir.

 

Bana göre;  karikatürü  tanýmlamak  için,  bu  iki  deyimi  tek  baþlarýna  kullanmak  yetmemektedir.  Çizgiyle  mizah  sözündeki  “çizgi”,  yerine  oturmamýþtýr;  çünkü,  onun  nasýl  bir  çizgi  olmasý  gerektiði  açýkça  vurgulanmamýþtýr. Bir  resim  de  çizgiyle  oluþturulabilir...Biraz  önce  sözünü  ettiðim  gibi,  buna  mizahta  katýlabilir.  Ama  bu,  oluþturulan  resimi  karikatür  yapmaya  yetmez!  Örneðin; genç  kuþaðýn  özenli  çalýþmalarý  ve  ödülleriyle  tanýnan  sanatçýsý  Gürbüz  Doðan  Ekþioðlu,  mizah  yüklenmiþ  ve “binlerce  çizgiyle”  oluþturulmuþ  çalýþmalarýný  “grafik-resim”  adýný  vermektedir. O  denli  ki,  Semih  Balcýoðlu’nun  özdeþleþtirmesine  benzer  biçimde: “... hemen  her  çizerin  dediði gibi  karikatürlerim,  var  olan  çeliþkileri  aktarmalýdýr. Ama  ben  buna  grafik-resim  diyorum...”  demektedir. Þunu  açýkça  söylemk  gerekir:Grafik-resim,  grafik-resimdir;  karikatür  de  karikatürdür!   Karikatüre,  grafik-resim  denileceði  kanýsýnda  deðilim.

 

Demek  ki,  karikatür  yapmak  için  kullanýlan  çizgi  herhangi  bir  çizgi  deðil,  mizahi  bir  çizgi  olacaktýr.  Çizgide  mizah  deyiminin  kaynaðý  da  budur.  Ama  Ali  Ulvi’nin  dediði  gibi,  yalnýzca  çizgide  mizah  deyiminden  yola  çýkýlýrsa,  bu  yolun  her  zaman  “ karikatür” e  ulaþmadýðý  görülür.

 

Yazýlarý  desteklemek  için  oluþturulan  vinyetlerin  çizgisinde  de  mizah  vardýr;  ama,  onlarý  karikatür  saymak  olanaðý  yoktur.  Kitap  sergilemede  kullanýlan  çizgiler  de  böyledir.  Turhan  Selçuk  ve  Ferruh  Doðan’ýn  bu  sayfalardaki  resimlemelerini  örnek  olarak  gösterebiliriz.  Bu  iki  çizer,  karikatürlerinde  kullandýklarý  çizgilerle  resimleme  yapmýþlardýr.  Çizgilerinde  mizah  vardýr;  çizimin  bütününe  baktýðýmýzda  ise  karikatür  yoktur.

 

Bir  karikatür,  ancak  mizahi  bir  çizgiyle  ve  mizah  yapmak  amacýyla  yaklaþýldýðýnda  yakalanabilir.

 

 

At  the  beginning  of  the  forties,  the  art  of  caricature   started   diverging  from  the  influence  of  “pictures” ,  gaining  contemporary   qualities  it  was  purified   of  excess  lines.  Saul  Steinberg ,  the  American  cartoonist  of  Romanian  origin,  presented  perfect  examples  of  these  qualities   in  his  New  York  (1945)  exhibition  titled   “all  in  line” ,  and  influenced  at  once  those  cartoonists  fo  the  world  with  a  flavour  for  contemporary  line.

 

This  influence  manifested  itself  also  in  Turkey  with  the  increase  of  interest in  following  the  humour  and  graphics  publications   of  the  foreign  countries. Turhan  Selçuk  accentuated  the  level  of  progress  reached by  cartoons  in  the  west,  with   the  several  long  articles  he  wrote    in     the   years   of   1952-53.

 

Turkey  met  the  term “graphic - humour”  for  the  first  time  in  these  articles and  started  thinking  seriously  on   the  caricature- graphics  relationship. Taking  his  initial  from  Turhan’s  articles  written  to  introduce  to  Turkey  the  progress  achieved  by  the  western  caricature,  and  referring  to  Turhan’s  creations  in  line  with  this  progress,  Ýlhan  Selçuk,  the  author,  wrote  that  caricature  is  to  arrive  at  the  geometry  of  humour  through  the  abstraction  of  lines.  Arts  historian  and  critic Sezer  Tansuð  says  in  his   work  titled “Sanatýn  Görsel  Dili”(The  Visual  Language  of  Art)  printed  in  1982:”...geometric  ratios  can  also  be  valid  for   works  of  art.  One  example  to  this  can  be  the  ratio  between  a  rectangle  and  a  square  having  the   same  measures   as  the  width  of  the  rectangle. However, a  perfect  realization  of  the  geometric  ratios  in  a  work  of  art  can  also  create  a  lifelessness. For  this  very  reason,  intentional  distortions  most  of  the  time  bless  the  work  with  an  appealing  vitality...”

 

Likewise,  Þadi  Dinççað ,  the  cartoonist  we  lost  in  1983,  had  also  expressed  in  a  speech  of  his  that  he  is  very  good  in  drawing  but  when  he  sits  to  draw  caricatures   he  distorts  the  drawing   intentionally.

 

At  this  point,  there  crop  up  some  questions  that  need  explicit  answers: the  first  is  whether  the             term “graphics - humour”  can  be  used  synonymously  with  “cartoons.”

 

Graphical  values  can  be  used  both  in  pictures  and  in  cartoons... If  desired,  elements  of  humour  can  be  loaded  onto  a  picture  that  is  intensely  graphical... In  this  case  the  resulting  product can  be   qualified  with  the  term “graphics- humour”,  but  certainly  we  cannot  call  it a  carucature!  The  definition  term  graphic - humour  embraces  a  broad  spectrum:  Graphic - picture, cartoon, satiric  sculpture, and  even  pantomime  can  be  included  within  this  definition. We  can  even  proceed  further  to  say  that  all  fields  where  graphical  elementsare intewoven with humour are related to graphics - humour.

 

Under  these  circumstances, it  isn’t  always  possiple  to  use  graphics - humour  and  caricature  synonymously. That  means, even  if  every  caricature  can  be  considered  under  graphics - humour, everything  that  goes  under  graphics - humour  is  not  always  a  caricature.

 

 

In  order  to  expound  the  matter, it  is  necessary  to  move  onto  a  second  question:What  is  the  basic  element  that  makes  a  caricaturist  a  caricaturist?  The  answer  to  this  should  be “a humorous  drawing”. Here  then,  the  usual  duality  comes  before  us: “Is  it  humour  with  drawing  or  humour  in   drawing?”  Although  Turhan  Selçuk,  the  leading  master  of  the  turkish  caricature,  also  puts  in  words  that  humour  must  be  present  in  the  tendency  of  the  caricature  drawing, he  defends  that  the  term  humour  with  drawing  is  more  functional. Another  master  Ali  Ulvi  prefers  using  the  term  humour  in   drawing. In  fact,  in  one  of  the  latest  interviews  with  him  Ali  Ulvi  saying “...I  balieve  in  the  definition  of  humour  in  drawing, but  this  should  not  be  taken  as  all - deciseve. A  new  invention  can  very  well  change  this  definition...”, tries   a  more  cautious  approach...  However,  evidently  the  “Godot” he  is  waiting  for  is  not  “humour  with  drawing.”  Semih  Balcýoðlu  says “...Pens  mastering  this  concept (of  graphics)  in  time, created  humour  in  drawing...”  and  thus  uses  the  two  terms  as  identicals,  whereas  these  two  terms  cannot  possiply  be  idetical. It  is  also  known  from  various  talks  of  Tan  Oral  that  he  personally  is closer  to  the  definition  of  humour  with  drawing.

 

 

We  can  say  that  these  two  terms  were  for  the  first  time  used  together  by  Ferruh  Doðan.  In  1962 ,  while  defending  a  caricature  of  his at the court,  he  mentionet “...  caricature  as  an of cereating  humour  with  drawing...”

 

In  my  poýnt  of  view,  isolated  use  of  any  one of these  two terms  is  nt  sufficient  in  deffining  caricatures.  The  word  “drawing”  does’t  fit  well,  becauseit  is’nt  cleary  streesed  what  sort  of a  drawing  it shoul  be.  A  picture  can also  be  formed  by  drawing...As  l  just  mentioned,  even  homourcan  be  added  to  it. But this is not  enogh  to turn  this  picture  produced  into  a  caricature! For  example  Gürbüz  Doðan  Ekþioðlu,  the  young generation  artist  known  for  his  scrupulous  works  and  prizes,  names  his  creations  which  are  formed  by ‘thousands  of  lines’  and  loaded  with  humour,  as  “graphic-  picture” .  The  way  Semih  Balcýoðlu  identifies  the  two  terms  Ekþioðlu  says: ...” as  almost   every  graphic  artist  declares  my  carýcature.  But  I  call  this  graphic-picture...”  This  should  be  clearly  stated:  Graphic-picture  is  carucature  is  carucature!  I  don’t  believe  carucature  can  be  called  graphic-picture.

This  is  to  say,  the  drawing  used  in  making  a  caricature   will  be  a  humorous  drawing,  not  just  any  drawing.  This  is  also  the  source  of  the  term  humour  in  drawing.  But  if  one  starts  out  only  from  the  term  humour  in  drawing,  as  Ali  Ulvi  points,  one  will  see  that  this  road  doesn’t  always  end  at  “caricature”.

There  is  also  humour  in  the  vignettes  formed  to  support  texts,  but  it  isn’t  possible  to  call  them  caricatures.  The  same  holds  for  the  drawings  used  in  illustrating  books.  The  illustrations  of  Turhan  Selçuk  and  Ferruh  Doðan  on  this  page  can  be  given  as  examples.  These  two  artists  have  made  illustrations  with  the  lines  they  use  in  their  caricatures.  There  is  humour  in  their  drawings  as  a  whole  there  is  no  caricature.  A  caricature  can  only  be  caught  when  it  is  approached  with  a  humorous  drawing  and  an  intention  to  create  humour.

 

 

MANTIKTAN DA ÖTE / STEPHAN MUMBERSON

 

Bir karýncayiyen bir cafe’ye girer ve bir kahve ister garson “Neden uzun yüz?” diye sorar Ingiliz esprileri çoðunlukla dille baðlamýn kullanýmý üzerinedir. Alaycý espriler, benzer seste çift anlamlar ve ucuz yergiler Ingiliz mizahýnýn alýþýldýk türleridir. Ingiliz mizahýnda bu, bir baþka kültüre kolayca çevrilemeyen, mizahi ve güldürücü yanýn yanýsýra yatkýn bir toplumdaki uygun yada uygunsuz durumlarla ilgili yüzeysel þakalar da vardýr. Buna karþýn mizah sanatlaþtýðýnda, 20. yy’dan ayný kökleri paylaþýr bir kök toplumsal eleþtiriyle ilgilenirken diðer kök sanat biçimleri yada anlamla oyunlar oynar.

  Modernist ve past - modernist sanat eserleri her iki yaklaþýmý ad savunmamýþtýr bu yaklaþýmlarda dikkat çeken iki önemli sanatçý ise Picasso ve Miro’dur. Her ikisi de bir ciddiyet, kuram ve ihtiþam dalgasýndan ortaya çýktýlar ve ya sanatýn malzemesini yada sanatýn konusunun ne olabileceðini sorgulayan kurallý sanat parçalarýyla çýkýþ yaptýlar. Çoðunlukla hem Picasso’nun hem de Miro’nun eserlerinde özellikle de heykelde bulunan nesneleri öne çýkardýlar. Buna baðlý olarak  durgun bir yaþamda Picasso bir Babunun yüzünü biçimlendirmek için bir oyuncak araba kullanýr, veya onu betimlemek yerine gazete kaðýdý kullanýr. Miro’nun (çocuk oyuncaklarý gibi parlak cam boyalý bronz, tekerlekli) heykelleri sandalyeler, su musluklarý yada bahçe týrmaklarý gibi gündelik cisimleri ifade eder.

   Bu sanatsal mizahi oyunlarýn kökü kübizm, gerçek üstü nesneyle ilkel sanatta ve akýl hastalarýnca yaratýlmýþ eserlere olan çaðdaþ ilgide yatmaktadýr. Acý, hastalýk ve kültürel düþüncenin bir birleþimi...

   Hem Picasso Hem de Miro’nun eserleri zamanlarýnýn sorunlarýna mizah yoluyla saldýrmanýn bir yolu olarak, batýya ait olmayan sanatýn, çocuklarýn ve eski kültürlerin eserleriyle paralellik gösteriyordu. Betimlemede 19.yy.’a ait kavramlarla modern dünyanýn adý bile gezmedi zira geçmiþteki özellikle Kuzey Avrupalý sanatçýlar niteliklere ya zarar veriyor yada bunlarý geniþletiyorlardý. Hatta düþüncelerin daha çok soy ifade etmesini amaçlýyorlardý. Birinci dünya savaþýndan sonra geleceðe olan inanç ve akademik betimleme araçlarý avant - garde’a karþý kayýtsýzdý, bu ikinci dünya savaþýndan sonra sanatçýlarý bireysel biçimle anlatým üzerinde yoðunlaþmaya itti.

   Savaþlar sýrasýnda Rene Margitte’in “The Treason of ýmages”i  Max Ernst’ýn eserleri, Meret Oppeiteim’ýn (funchean in far) Object’i, Marcel Duchamp’un bir  pisuara R. Mutl imzasýný attýðý oyunlarý ve Max Becluman’ýn eserleri; hep akýlcý olana duyulan inançsýzlýðý gösteriyordu. Köþesinden gözlemlenen bir dünya tercih ediliyordu.

  Gücünü Dada hareketinden alan kaygý günümüze kadar gelen çoðu gizemli modern sanat hareketi aracýlýðýyla kendini ifade etmiþtir.

  Mizah gallenler ve halk tarafýndan neyin kabul göreceðini görebilmek için çaðdaþ batý sanat uygulamasýyla bütün “Yeni bir resme yapýlacak en aþaðýlayýcý eleþtiri” sekiz yaþýnda bir çocuk da bunu yapabilir” diyenlerden gelir. Bu ayný zamanda tüm yargýlardan yanýtlanmasý en güç olanýdýr, çünkü bu kusursuzluðunu kabul ettiðimiz tekniðin yalýnlýðýný ve eserinin görünür kendiliðindenliðini beðenmek yerine takdir etmeyi yeðler.

 

 

GÜLÜNÇ – GÜLMECE / TAN ORAL

 

(Comique - Humour)

(Karikatür, cerrahýn ustalýðý ve kasabýn niyeti ile uygulanmalý.)

Ülkemde ve dünyada karikatür diye çizilenlerin dününe ve bugününe þöyle bir bakýyorum. Farklýlýklar ve benzerlikler var. Benzerlikler bir araya getirildiðnde ise farklýlýklar daha çok ortaya çýkýyor. Çizgisi, içeriði, amacý, yarattýðý etki ve gördüðü ilgi bakýmýndan birbirine benzeyen bunlar, bir araya toplandýðýnda üç büyük grup oluþturuyorlar. Onlarý Comique (gülünçlü), humouristique (mizahi) ve graphique (çizgisel) aðýrlýkta olanlar diye adlandýrabiliyorum. Genellikle, ve bence yanlýþ olarak, hepsi ‘karikatür’ adý altýnda ayný sepetin içine konuluyor. Bu gruplardan, önce ilk ikisini, ayrýca incelemeye çalýþmak ilginç oluyor.

Bütün kültür dillerinde (mizah) ‘humour’, ile (gülünç) ‘comique’ iki ayrý kavram ve iki ayrý sözcük olarak bulunuyor. Bizim dilimizde de bu iki sözcük ile birlikte, bunlarýn türkçe karþýlýklarý olarak gösterilen ‘gülmece’ ve ‘güldürü’ sözcükleri de var. Ama nedense bu iki kavram sürekli karýþtýrýlýyor ve birbirlerinin yerine kullanýlýyor.

Fransýzca - Türkçe büyük dil klavuzu, bu iki sözcük için, çok açýk, þöyle karþýlýklar veriyor,

Comique : Hoþ eðlenceli, tuhaf, güldürücü, gülünç.

Humour   : Ciddi bir þekil altýnda nükte, mizah.

Mizah ve onun çizgilisi olan karikatür, bir eleþtiri sanatý yada bir eleþtiri biçimi sayýlmalý. Onun var olmasýndan hoþnut olanlar olduðu kadar, hiç hoþlanmýyacaklar ve çok rahatsýz olacaklar  da bulunuyor. “Karikatür, kurbaný için hiç bir zamn iyi deðildir, ama her zaman bir baþkasý için çok iyidir” diyor R.Searle. Onun her zaman bir var oluþ nedeni ve bir amacý olmalý. A.Poch ekliyor, “bizi rahatsýz edenleri rahatsýz etmektir mizah”. Sonuç alýcýdýr o. Bir sebebe dayalý ve bir hedefe yönelik olarak var olan mizah, sebep ortadan kalkýnca ya da hedef devrilince kendiliðinden susuyor. Bir aný olup gönüllere çekiliyor, bir tür kahramanlýk gibi. Doðaldýr ki, yeni nedenlerin ve can sýkan yeni hedeflerin ortaya çýkmasýna ve bunun da yeni bir mizah dalaþmasýna yol açmasýna kadar..

Mizah yer ve zamana baðlý olarak çakýp geçiyor, komiklik ise sürüp gidiyor sanýrým.

Gülünçlük, bir nedene baðlý olmaksýzýn ve bir hedefi vurmayý gözetmeksizin, herkesi ama herkesi ve her zaman eðlendirmeyi, güldürmeyi istiyor.

Her iki türdeki farklýlýklarý belirtmek için gözlemlerimize devam edelim. Mizah beklenmedik zamanda, beklenmedik þekilde gelen bir tepki oluyor. Etkili olmak için þaþýrtmayý seçiyor kendine. Bu nedenle mizah - çizerlerinin çizgileri birbirine hiç benzemiyor. Eðlendirmeye dönük çizgilerde ise bunun tam tersini görüyorum. Hemen hepsinin çizimleri birbirine benziyor. Demek ki güldürmek için, þaþýrtma deðil, þartlandýrma daha iþe yarýyor burada.

Eðlence dünyasýnda bir koro var gibi. Mizah ise solo bir çýkýþ. Herkesin ayný havadan çaldýðý ülke orkestrasýnda mizah, arada bir ayaða kalkan ve aykýrý bir ses çýkartan solist gibi.

Hint fakirinin yataðý bol çivilidir, hepsi de ayný boyda ve sýkça çakýlmýþtýr, yatanýn sýrtýna batmaz, acýtmaz. Sonuç hiç deðiþmez, eðlencelidir, güldürür. Mizah ise, umulmadýk anda sandalyeye býrakýlan bir raptiye gibi, oraya oturanýn kýçýna ‘cart’ diye batar, acýtýr. Gülen varsa da, bu artýk baþka birisidir.

Þöyle eski yýllara, ortaçað günlerine doðru uzanýrsam, baþlangýçta mizah’ýn, rahatsýz ettiði kiþilerin hýþmýndan kendini koruyabilmek için isimsiz (anonyme) kaldýðýný görüyorum. Daha sonralarý, rönasans’la birlikte ise artýk çizerinin açýk adýyla ve cesaretle yayýnlanabilmeye baþlýyor.

Sanýrým 19.yy baþlarýnda da mizah - çizerleri ilk kez bir ‘dergi’ çevresinde toplanmaya baþlýyorlar. Bu, daha etkili, daha vurucu olma kaygýsý kadar, egemenlerin ancak, üstünde ‘bu bir mizah dergisidir’ uyarýsýnýn yazýlý olduðu bir yayýnýn içindekilere tahammül göstereceklerinin bilinmesinden kaynaklanýyor olmalýydý.Mizah dergileri, çok yakýn zamana kadar dünyanýn pek çok yerinde duruma (conjoncture) baðlý dalgalanmalara paralel, bata çýka etkili yayýnlarýný sürdürüp gediler. Toplumlarýn sýkýntýlý zamanlarýnda, en önlerde kavgaya girip umudu canlý tutarak.. Umudun gerçekleþtiðini rahat ve gevþek günlerde ise yerlerini eðlendirici yayýnlara býrýkarak..

Ne var ki günümüzde, demokratikleþme, globalleþme ve kitle iletiþimindeki baþ döndürücü geliþmelerin bir sonucu olarak mizah, ‘dergi’nin sýnýrlarýndan dýþarý taþtý ve toplumsallaþtý, belki yeniden isimsizleþti. Bunun sonucu klasik anlamdaki mizah ve onun dergileri eskiye göre iþlevsiz kaldý, dünyanýn pek çok yerinde birer ikiþer kaparmaya baþladýlar. Geriye eðlenceye yönelik yüksek tirajlý yayýnlar kaldý ve her yaný sardý.

Ama, ünlü çizer Steinberg’in uyardýðý gibi , “Eðlence bin spiral gbidir. Yukarý çýktýkça sýkýntý çemberi daralýr. Onun için eðlencenin dozunu sürekli arttýrmak gerekecektir.” Nereye kadar ama? Bunun da bir sýnýrý olmalý. Bu tür yayýnlarda doz arttýrýldýkça, erotikliði aþýp porno’ya, þiddet’i geçip dehþet’e oradan iðrençliðe varýldýðýnda yol biter gibi oluyor.

Belki yeniden romantizmin sakin sularýna varýyoruz. Lamartin’in deyiþi ile, “yüksek usandýrýr, güzel aldatýr. Hayatta ancak etkili olan ölmez. Bir damla göz yaþýnda dünyanýn bütün kitaplarýndan daha çok ‘deha’ vardýr.”

Yazýmýn baþýna dönersem yeniden; çizgisi, içeriði, amacý, yarattýðý etki, gördüðü ilgi ve geçirdiði tarihsel süreç bakýmýndan birbirine benzeyen çizimleri bir araya topladýðýmda üç büyük grup oluþturduðunu görüyorum. Ve onlarý Comique (gülünçlü), Humoristique (mizahi) ve graphique (çizgisel) aðýrlýkta olanlar diye adlandýrabiliyorum.

Graphique (çizgesel) aðýrlýkta olanlar diye adlandýrdýklarým ise, sanýrým ‘SANAT’ kavramý içinde yer almaya çok daha yatkýn olanlar. Onlar, ne siyasal ve sosyal bir misyonun keskin kýlýcý gibi ani parýltýlarla havada savruluyor, ne de onu bunu güldürüp eðlendirmenin telaþýna kapýlýp ortalara dökülüyor. Var iseler, kendileri için var’lar. Yine de bilinmek, görülmek güzel ise.. ki öyle olmalý, iþte sergilerde, yarýþmalarda ve albümlerde var’lar onlar da.

 

 

MÝZAHÝ BÝR KOMPLO  ACADEMIA  CATAVECU / TUDOR OCTAVIAN

 

 Haftalýk dergi “academia catavencu” ile okuyucularý arasýndaki iliþki bir bakýma bir komplo ve zekayla gerçeðin belirttiði, burada yapýlan mizah bir toplumsal sözleþme esasýna dayalý.

 Belli bir yaratý türünün tüm yeniliðini belirtmek her zaman bir abartmadýr. Buna karþýn, bu tür özel ekonomik ve siyasi koþullar altýnda Romanya’da son yedi yýldýr olduðu gibi bazý yazýn ve basýn alýþkanlýklarý öyle bir þekilde iyiye gitti ki, sanki hep varmýþlar gibi düþünülebilir. Caragiale’a açýkça gönderilen yayýnýn adý “Academia...” nýn içindeki olayýn evrimi basit bir oluþumdan bir görüngüye uzandýðýndan dolayý - büyük komedi yazarýnýn yaratýsýndaki biçemsel ve tematik örnekleri aramada, görüngünün dýþýndaki gözlemciyi belirler. “Komplo” ve “görüngü, yeterince açýklýkla, “Catavencu”nun yaptýðý asit gazeteciliði tanýmlýyor; böylece, bunu yazýn geleneðiyle kalýcý biçimde iliþkilendirmek hiçbir gelenekle iliþkilendirmemek kadar hatalý olur. Bu iliþki alýntýlamanýn keyfi ve okurlarýn tinsel göndermeleriylegöndermeleriyle kültürel bellek boyunca doðal bir biçimde kurulur.

 “Komplo” bazý ana toplumsal çýkarlar düzeyinde oluþur. “Catavecu” okurlarý güç’ten, yazýlar, baþlýklar ve imzalar dahil haftalýk derginin içerdiði herþeyle akla aykýrý gelen ve insana zarar veren diðer güçlerden ve gerçek liderlerden gelen saldýrýlara kinle bakýyor. Dergi diðer büyük tirajlý yayýnlarla karþýlaþtýðýnda - çizgisini çok sayýda ve daha kültürlü bir toplum belirlediðinden dolayý bir görüngüye dönüþtü. Burada catavencu çalýþanlarýyla birlikte daha da iyiye gidecek, bir toplumun geliþtirebileceði tüm tarzlarda  ironi için zevk sahibi olan bir toplumdan söz ediyoruz.Bu özel toplum yazarlarýyla beraber yayýnýn bir parçasý gibidir. Her hafta alýnan etkileyici sayýda mektup her çeþit insanýn “Catavencu’daki gibi” yazmaktan keyif aldýðýný kanýtlýyor. Bu iletiþim birlikte, toplum refahýna katkýda bulunmadüþüncesini doðuruyor. Dergi kötülüðü açýða çýkarmadakiniyetlerini tüm kurumsallaþmýþ biçimlerinde - yüce yönetim, yüce adalet, organize suç, siyasi zümre, aptallýk kitle iletiþimle kutsallaþtý - açýkça bildirmiþtir. Catavencu’nun okuyucularý gösteriye katýlmanýn ayrýcalýklý bir duygu olduðunu hissederler. sýr olmayan en azýndan arýnmýþ, sürekli olaraketkin mizaha yönelmiþ bir dilin sahibi olurlar.

 Komplolar, tinsel olanlarý bile belirli bir amacý ve ritmi olunca diðer akýlcý eylemlerden ayrýlýrlar. “Catavencu”nun mizahý bir metin olmadan önce bir amaçtýr: Güç taciz üzerine kurulduðunda ve kanuna uymadýðýnda, gücün imgesini bozmak. Bir içerik olmadan önce “Catavencu”nun metni kavranacak bir teknoloji, bir modality dir. Birçok insan böylece gerçekliði bilmezlikten gelerek “Catavencu”nun biçemini taklit etmeye çalýþmaktadýr. Editörleri yazýlý olmayan bir takým kurala göre çalýþýrlar ve bu zamanla bir estetik olmuþtur. Bir yazýn araçlarý sözlüðü bile bu kavramý tanýmlayamaz. Buna karþýn her bir editör iþinin bir takým kurallarý ve dahasý bazý ahlaki emirleri göz önüne aldýðýnýn farkýndadýr. Catavencu’daki mizahýn belki de en uygun çözümlemesi ahlaki etkenlerden baþlamalý, ardýndan da yazýnsal olanlara yaklaþmalýdýr.

 “Academia Catavencu” þüphesiz yazýnsal bir denemedir. Bununla birlikte niteliðini þu ana çok fazla yaklaþtýrarak sýnýrlayan gerçekliði yakýnlaþtýran bir kaç takým çalýþmasý özelliðiyle keskin bað vardýr.Bunun kanýtý olarak Romanya’daki “güncel olaylar”dan yeterince uzak kalmýþ bir halk, bir Rumen halký bile olsa, bu göndermeli mizah türünü anlamada güçlük çeker.

 Academia Catavencu’nun  yaký bir roman yada oyun gibi kendine has karakterleri var. Fazla deðiþken olmasa da en azýndan çok iyi kurulmuþ karakterleri çok iyi roller oynarlar. Baþbakan bir karakterdir, baþkan bir diðeri... Acdemia Catavencu elbette ki bir derginin kýsýtlý olanaklarý dahilinde deðiþime yardýmcý olmayý ve demokratik bir sistemin iþlerliðini saðlamayý amaçlamaktadýr. Catavencu siyasi bir bakýþ açýsýndan düþünülen muhalefete hizmet etmiyor, toplumun görüþüyle oluþmuþ daha uzun ve sert bir muhalefet - halkýn görüþü.

 Bazýlarýnca orijinal bulunan Catavencu’nun mizahýnýn sýrrý aslýnda gayet basittir.

 Brancuþi birþeyi yapmanýn deðil, asýl kendini o iþi yapmana izin verecek bir yere yerleþtirmenin zor olduðunu söylemiþtir. Bu durum da sýr bir düþüncenin koþulsuz kabul edilmesidir. Catavencu’nun editörleri bir sanat programý yada mesajý olan diðer yayýnlarla kavranmasý güç bir yarý anonimliðe saklanmýþ yazarlardýr. Bireysel biçem yayýnýn biçemine yenik düþer. Kiþisel orijinal katkýlar folklor deðil yayýnýnmirasý olurlar. Çok sayýda  deyiþ, separti, söz oyunu okurlarýn anonim çabalarýyla da toplumun malý olmuþtur.

 Bir pazar araþtýrmasýna göre 100.000 den fazla tirajý olan dergi dil ve yazýn geleneklerini iyi bilen 600.000 kiþi tarafýndan okunmaktadýr. Denebilir ki, bir topluluk kurarken dergi kendini kurar ve mizahý bir yurttaþ etkisi olayýna dönüþtürür.

 Alayýn akademik olarak geride býrakýlmasýna sevinen birçok insan bunun sonunda ne çýkacaðýný, Catavencu’nun metninin ne kadar yazýnsal ve dolaylý, ne kadar uzun soluklu olacaðýný kendilerine soruyorlar. Bu tür sorular bizi yayýnýn programýnda yer almayan zorluklarý açýkça belirtmeye yöneltir. Ortaya çýkan sorun her zaman (þairin de söylediði gibi) farklý bir sorundur. Zaman ilacý olacaðý için - Catavencu’nun mizahýyla Rumen mizah tarihi arasýnda nasýl bir ilgi kuracaðýmýz konusunda deðil, Rumen toplumundaki deðiþimlerle beraber deðiþmesi gerekeni deðiþtirerek, her toplum iyi þeylerden bile sýkýlýrken, bir topluluðu nasýl etken kýlacaðýmýz, ve formuyla karakterini nasýl koruyacaðýmýz konusunda kaygýlanmalýyýz

 

 

ÖNCE ÇÝZGÝ VARDI / TURHAN SELÇUK

 

Çin’in bugünkü Türkiye Büyükelçisi sayýn Wu Ke Ming ile Ýstanbul’da baþkonsolos iken tanýþtýk. Büyük bir karikatür tutkusu vardý sayýn Wu Ke Ming’de.. çizgilerimi gazetelerden keserek sakladýðýný söylediðinde kývanç duymuþtum. Bir baþka buluþmamýzda çin alfabesinin deðiþtireleceðinden söz edince üzüldüm ve bu yazýnýn bende resim izlenimi býraktýðýný açýkladým..

“Evet  resimdir”  dedi Wu Ke Ming, kaðýdý kalemi eline aldý, bir harf çizdi ve “neye benziyor?” diye sordu. Þöyle bir göz attým, “aðaca benziyor” dedim.. “Evet, bu bir aðaç resmidir ve aðaç diye okunur” diye cevapladý..

=AÐAÇ

Wu K e Ming, ayný harfi çoðalttý, “þimdi bunu okuyun bakalým” diye sordu..  Aðaçlar çoðalmýþtý.. “Orman olacak herhelde” dedim.. Deðerli dostum gülümsedi, doðruladý ve ilave etti!” Bu üç harf yanyana geldiðinde orman diye okunur..”

=ORMAN

Bir çok mizah tarihçisi “Hiyeroglif”  yazýsýný karikatürün baþlangýcý olarak gösterirler. Ama, ne denirse densin, “çizgi” “yazý” dan önce vardý ve insanoðlu yaþamýný Ýspanya’nýn “Altamira”  Fransa’nýn   “Lascaux”  maðaralarýnda  çizgilerle dile getirmiþtir.

Karikatürün kökeni hakkýndaki iddialar çoktur : 16. yüzyýlda Leonardo ve Michel - Ange ustalarýn “çirkinliðin güzelliði” tartýþmalarý döneminde çizdikleri karikatür dünyasýnýn ilk örnekleri arasýndadýr.

Ýster  “Bayeux” duvar halýlarý (M.S. 1080), ister ortaçað Katedrallerindeki  duvar resimleri baþlangýç olarak gösterisin, karikatürün ilkel örnekleri 17. yüzyýlda Ýtalya’da  görüldü ve “Caricare” adý verildi. Ustalar elimde geliþen bu çizgilere sonradan “Caricature”  denildi.. Ta ki “Saul Steinberg” in devrimine kadar. 1930 - 40’lý yýllar içinde çizdiklerini “ALL IN LINE”  yalnýz çizgiyle adlý bir kitapta toplamýþtý Steinberg..  “Yazý” dan, bilinçli olarak arýnmýþ, grafik  1950 yýllarýnýn baþýnda, batý karikatürünü izleme zorunluluðunu duyduðumda yepyeni bir karikatür dünyasýyla karþýlaþtým ve “DESSIN HUMORISTIQUE”  deyimini Türkçemize “çizgiyle mizah” olarak çevirdim. Karikatürü geçirdiði evrelerin hikayesini çalýþtýðým gazetede  yayýmladým. Zaman içinde “çizgiyle mizah” deyiminin de yeterli olmadýðýný düþünerek, batýda yeni yeni kullanýlmaya baþlanmýþ olan “HUMOUR GRAPHIQUE” tanýmýný “grafik mizah” olarak kullanmaya baþladým..

Karikatürün tanýmý ister çizgiyle mizah “DESSÝN HUMORÝSTÝQUE” ister grafik mizah “HUMOUR GRAPHIQUE” olsun, bana göre bu etkin sanatýn en güzel deyimini, en yakýþan açýklamasýný Ýlhan Selçuk yapmýþtýr. Bir önsöz yazýsýnda der ki Ýlhan Selçuk :

“Karikatür nedir? Derim ki, çizgilerin soyutlanmasýnda mizahýn geometrisine varmaktýr.”

Günümüzde, yeryüzünün en sevilen, en yaygýn, en etkin bir sanat kolu haline gelmiþtir karikatür.

Benimsediði grafik sanatýn çizgileri mizahla yüklüdür, ya  da mizah onun  grafik çizgisinin eðilimindedir..

Dünün çizeri fýkrayla düþünür, bu fýkrayý bir kaðýda not eder, sonra üstüne uygun bir desen çizerdi.

Günümüz mizah çizeri, çizgiyle düþünmek zorundadýr. Bu çizgi yukarýda açýkladýðým gibi mizahla yüklü olmalýdýr. Yapacaðý iþ “grafik mizah”a uygun bu çizgileri beyaz kaðýda ustaca yansýtmaktýr..

Mizahi fikrin ve çizgideki ustalýðýn eþ deðeri ve oraný karikatürün sanatsal koþuludur..

 

 

CARTOONFABRIK   KÖPENICK? / WOLFRANG KLEINERT

 

13 Aralýk 1991 tarihinde dokuz çizer ve gazeteci doðu berlin’de bir meyhanede bir iki bira içmeye ve tipik Almanlar gibi davranmaya karar verirler : Bir dernek kurarlar. Köpenick Cartoonfabrik e.V. (Köpenick Karikatür Fabrikasý Derneði) Amaçlarý Berlin’i karikatürde de baþkenti yapmaktýr. Nitekim karikatür sanatýnýn en yetkin çizerleri Berlin’de yaþamaktadýr ve hala Berlin’de uluslararasý nitelikte bir karikatür festivali olmamasýna  içerlemektedirler. Bu gidiþe artýk bir dur demenin zaný gelmiþtir. Berlin’e bir karikatür festivali gereklidir.

“Festival için en anlamlý yer olarak da Köpenick’in ünlü Belediye Sarayý’ný uygun bulmuþtuk. Hani þu kunduracý Wilhelm Voigt’in 1906 yýlýnda yüzbaþý kýlýðýnda  Prusya polislerini emri altýna alýp, devletin hazinesine de el koyarak Prusya’yý dünyaya rezil etmesi olayýna sahne olan tarihi yapý. Ýþte burasý yine baþka bir tarihi olaya, bu kez “karikatür festivali’ne tanýklýk etmeliydi. Her yýl yaz aylarýnda gerçekleþtirilmesi düþünülen festival kurnaz yüzbaþý Wilhelm Voigt’in ruhuna baþka bir deyimle küçük adamýn mizah anlayýþýna adanmalýydý. 19 Haziran 1992’de hemen tüm hazýrlýklar tamamdý. Altý aylýk bir hazýrlýktan sonra ilk festival “Köpenick Karikatür Yazý” Köpenick Belediye Sarayýnda karikatür severlerin beðenisine sunuldu. 16 ülkeden 126 çizerin katýldýðý para konulu karikatür yarýþmasýna yollanan ürünler festivalimizin ilk sergisini oluþturdu. “PARA” yalnýz bizim yüzbaþý için deðil, þu anda köhne bir semt halinde olan bir zamanlarýn þaþaalý Köpenick’i için de vazgeçilmez bir gereksinimdi, ancak para olursa semtimizi birazcýk bile olsa eski haline yani Berlin’in en güzel köþelerinden biri halinegetirilebilirdi.

Ýlk “Karikatür Yazý”ný tam 6000 ziyaretçi izledi. Tüm yarýþmalarda olduðu gibi bizim yarýþmamýzda da jürinin uzmanlýðýndan þüphe edildi. O sebeple sergiye bir de halk ödülü koyduk. Artýk sergiyi gezen herkes sergide en çok beðendiyi bir çalýþmaya oyunu kullanabiliyordu.

Ýkinci karikatür festivali için tam konu aramaya koyulmuþtuk ki, tüm Alman medyasýnda Rostock þehrinde ilticacý yurtlarý ateþe verilmiþken seyredip Hitler  selamý veren bu arada sevinçten altýna iþemiþ bir tipin resmi dikkati çekti. Yabancý düþmanlýðý o sýrada Almanya’da en çok konuþulan konuydu. 1993 yýlý festival konusu kendiliðinden ortaya çýkývermiþti “TOLERANS”. Bu kez 36 ülkeden 250 sanatçýnýn eserlerini tam 12000 kiþi izledi.

Ýkinci festivalin ardýndan üçüncüsü de geldi. Konumuz “YOKSA HEPSÝ ÇÖP MÜ?”oldu. Bu festivalin saðdýçlýðýný onlarca yýldýr Köpenick’in refah çöplerini temizleyen temizlik iþçilerinden biri üstlendi.

1994 yýlýnda tüm Köpenick’i bir telaþ sardý. Basýnda yayýlan bir haber adeta  bomba tesiri yapmýþtý. Köpenick Karikatür Yazlarýndan dördüncüsü maalesef artýk yapýlamayacaktý. Oysa “PARA, TOLERANS, ÇÖP” sergilerimizi, seyyar sergilerimizle birlikte tam 80000 kiþi izlemiþti. Almanyanýn tek karikatür festivali dünyada da yankýlar uyandýrmaya baþlamýþtý. Köpenickliler’i “Þimdi bu aþamada herþey sona mý erecek?” diye sormaktaydýlar. Karikatür fabrikasý kuruluþundan üç yýl sonra bitiyormuydu? Evet. Çünkü tam bu zaman diliminde biz de sabrýmýz da bitmiþtik... Bize destek saðlamayý vaadeden resmi daireler ve özel kuruluþlarýn hiçbiri sözlerini tutmamýþlardý.

Bundan sonrasýný artýk onlarsýz götürmek ve festivali baþka bir mekana taþýma kararý aldýk. Artýk festival Berlin’in kýyý semti Köpenick’den þehrin göbeði belli bir karikatür geleneðine de sahip Alexander Meydaný’na televizyon kulesine gidecekti. Almanya’nýn  doðu batý diye ikiye bölünmüþ olduðu yýllarda bu kulede “Karigrafie” adýyla ünlü sergiler açýlmaktaydý. 1995 yýlýnda  hem bu geleneði yaþatmayý hem de “Köpenick Karikatür Festivali”ni sürdürdük. Bu doðru yönde bir adýmdý. “Berlin karikatür yazý”nýn konusu “ÝNSANLAR, MEDYA, DÖNÜÞÜM”dü ve tam 20000 ziyaretçinin akýnýna uðradý.

1996 yýlýnda 1500m2 alanda “5. Karikatür Yazý” düzenlendi. Konumuz “SPOR” du. 1997 yýlýnda uluslararasý bir yarýþma düzenlemiyoruz. Ama bunun yerine iki Almanya’nýn birleþmesi olayýnýn 7. Yýldönümünde bu birleþmenin en iyi ve keskin tanýklarýnýn,  kronistlerinin Almanya’nýn dört bir yanýndan  karikatürcülerin  eserlerini sergiliyeceðiz.

1998 yýlýnda ise yine uluslararasý yarýþmalara devam edeceðiz. Bu arada karikatür fabrikasýna Almanya’nýn her tarafýndan tam 25 çizer üye. Fabrikanýn kýsa aralarla  deðiþen sergiler sunan minik bir galerisi var. Sýk sýk gezici sergiler düzenlemekte ve deðiþik kurum ve kuruluþlarla sürekli karikatürle ilgili yeni projeler üretmekteyiz.

Ýyi bir sponsor bulabilirsek, ozaman Berlin’i uluslararasý karikatürün baþkenti haline getirmek istiyoruz. Geniþ bir arþiv ve en önemlisi ortak çalýþmalar için bir buluþma yeri. Kimbilir, belki günün birinde bu da olur!”

Wolfgang Kleinert