SANAT VE KARÝKATÜR / ATILLA ÖZER
Sanat; duygularýn, düþüncelerin ya da bir
yaþantýnýn renk, çizgi, ses, devinim ve sözcüklerle
baþkalarýna ulaþtýrýlmasý
olayýdýr.Sanat biraz biçim, biraz bilim, biraz da özden meydana
gelen bütün bir deðerler sistemidir(1).
Bu tanýmdan yola
çýkarak sanatlarý sýnýflandýrmak gerekirse:
a) Yüzey sanatlarý (resim, fotoðraf, karikatür vb.)
b) Hacim sanatlarý(heykel, seramik vb.)
c) Mekan sanatlarý( mimarlýk, peyzaj
mimarlýðý vb.)
d) Dil sanatlarý(roman, öykü, þiir vb.)
e) Devinim sanatlarý (bale, dans, mim vb.)
f) Eylem sanatlarý (tiyatro, sinema, gölge oyunu vb.) olarak
sýralamak mümkündür.
Sanat yapýtý ise;
bir yaratýcý süreç sonunda ortaya çýkan özgün (orijinal)
ve tek olma özelliði taþýyan üründür.
Tüm bu
sýnýflamalar, bilimsel olarak yapýlan
çalýþmalarda bir arayýþýn sonucudur. Oysa
zaman içerisinde pek çok þey gibi bazý deðerlerin ve
terimlerin anlamlarýnýn da deðiþtiði bilinmektedir.
Son yüzyýlýn en
tanýnmýþ sanat tarihçilerinden biri olan Prof. Dr.Werner
Hofmann Modern Sanatýn temelleri adlý kitabýnda “sanat
kavramýnýn aþýrý zorlanmasýndan da,
putlaþtýrýlmasýndan da
kaçýnýlmalýdýr” demektedir.”(2) Bunun da nedeni
hergün yeni bilgiler, yeni olanaklar, yeni arayýþlar bu tanýmýn
sýnýrlarýný güçleþtirmektedir. Bu yüzden
kesir kurallarla, oluþumu kýskaç altýna almak
bilimselliðe uygun düþmez, boþuna gayretlerden öteye gitmez.
Sanatýn ne olduðuna,
neyin sanat sayýlmasý gerektiðine iliþkin ve bütün
zamanlar için geçerli olabilecek ölçütlerin bulunamamasý gerçeði hep
olacaktýr.Gombrich; Sanatýn Öyküsü adlý kitabýnda
“Sanat adý verilen bir þey yoktur aslýnda, yalnýzca
sanatçýlar vardýr; yani bir zamanlar renkli toprakla maðara
duvarýna becerebildiklerince bizon resimleri çiziktiren, bugünse boya
satýn alýp reklam afiþleri yapan ve yüzyýllardan
beri daha bir çok baþka þeyler üreten insanlar”.(3)
Bu anlam ile
düþündüðümüzde, zaman zaman gündeme getirilen karikatürün de sanat
olup olamayacaðý tartýþmalarý artýk
bitirilmelidir.
Resim sanatýnýn
devleri; Rembrandt, Leonardo da Vinci, Goya, Daumier, Van Gogh ve Picasso gibi
sanatçýlar da karikatür çizmiþler, kimi
sýnýflayýcýlar bunlarýn bir bölümü deneysel
sanat diye adlandýrmýþlar, kimileri ifadeci sanat
(Expressionizm) içerisinde göstermiþlerdir.
Ancak tüm bunlara
karþýn resimle karikatürün ayrý sanat dallarý
olduðu kesindir. Benzer yanlarý sadece ayný malzemeleri
kullanmalarýdýr. Bu ayýrýmý geçen
yýlki sempozyumda sayýn Önder Þenyapýlý
ayrýntýlarýyla açýklamýþtýr.
Öyleyse sanat açýsýndan yapýlanýn ne olduðundan
daha önemlisi yapan; yani sanatçý kiþilikdir diyebiliriz.
Bence karikatürcü
ressamýn araç gereçlerini kullanmakla birlikte ondan bir
fazlasýný ortaya koymak zorundadýr. Yani, karikatürcü önce
konusunu mizahla biçimlendirecek, sonra da mizahla biçimlenen bu konuyu ikinci
kez çizgiyle biçimlendirecektir. Ressam ise konusunu bir kez biçimlendirmekle
iþini bitirecektir.
Turhan Selçuk; “Karikatürün
güçlü bir sanat olmasýnýn nedenleri vardýr” demektedir.
“Karikatür yaygýn bir sanattýr, basýn yoluyla, sinemayla,
televizyonla, afiþlerle, sergilerle halkýn her an
karþýsýndadýr. Söyleyeceðini en kýsa
yoldan zahmetsizce fakat çarpýcý bir þekilde söyler.
Çizgileriyle sempatiktir, ilgiyi çeker.”(4)
Üstün Aysaç ise;”Karikatür;
insanlarýn, varlýklarýn, olaylarýn hatta duygu ve
düþüncelerin doðala ters düþen, olaðanla çeliþen
gülünç yanlarýný yakalayýp bunlarý kimi zaman da
yazýyla desteklenmiþ abartýlý çizimlerle bir gülmece
anlatýmýna dönüþtürme sanatýdýr.”(5) diye
tanýmlamaktadýr.
Diðer sanat
dallarýda oldðu gibi karikatür sanatýnýn da kendi
içinde çeþitlemeleri olmasý doðaldýr. Vinyetler, tek
kare karikatürler, bant karikatürler ve çizgi romanlar, çizgi öyküler bu
sanatýn þekilsel zenginliðini göstermektedir. Ayrýca
anlatým ve içerikte de deðiþiklikler göstermiþtir.
Önceleri bir kiþinin görüntüsünden yola çýkýlarak portre
diye adlandýrabileceðimiz þekliyle bilinmekte iken daha sonra
olaylarýn, yaþantýlarýn, durumlarýn
karikatürü çizilmiþ, bu tür karikatürlerde de altyazýla, balonlu
konuþmalý daha sonra yazýsýz karikatürler ortaya
çýkmýþtýr. Ve yine günlük gazete karikatürü, çok
satýþlý mizah dergisi karikatürü, sanat karikatürü gibi ayrýmlar
yapan kiþiler de bulunmaktadýr. Özellikle sanat karikatüründen
anlaþýlmasý gereken; Sayýn Hýfzý
Topuz’un önerdiði “humoristik desen” adlandýrmasýyla belirlediði
türdür. Humoristik desende geniþ kitlelere seslenme, pupüler olma
kaygýsý yoktur. Ýzleyeni güldürmekten çok
düþündürmeyi önemser. Çizgilerinde abartmalar olmayabilir. Güncel
olmaktan çok uzun ömürlü ve kalýcý olmak ister. Genellikle
yazýsýz çizilir, tüm mesaj çizgilerdedir. Çok yalýn, sade
ve az çizgili olabileceði gibi taramalý, ýþýk
gölge kurallarýna uyan bir çizgi anlayýþý da
olabilmektedir.
Sanatta karikatürü ana
hatlarýyla böyle irdeledikten sonra bu olguyu tersten yani karikatürde
sanat olarak düþünen var mýdýr diye hafýzamý
yokluyorum. Elbette var; Bazý karikatürcüler (Tan Oral; Sus ve Dinle(6),
Savaþ Dinçel; Çoksesli(7)) sadece müzik sanatýný konu alan,
bazýlarý (Ironimus; Grüne Helden, Graue Monster(8)) sadece
mimarlýk ve çevre düzenleme sanatýný konu alan
karikatürlerini kitap haline getirmiþlerdir.
KAYNAKÇA
1) ALTINOK, Ýsmail. Yeni Resim Ýþ Dersleri. Toplum
Yay. Ankara;1975.
2) HOFMANN, Werner. Grundlagen der Modernen Kunst; Alfred Kröner Ver.
Studttgart;1966.
3)GOMBRÝCH, E.H.Sanatýn Öyküsü. Çev: Bedrettin Cömert,
Remzi Kitabevi, Ýstanbul;1976.
4)SELÇUK,Turhan. Söz Çizginin. Karacan Yay. Ýstanbul;1979.
5) ALSAÇ,Üstün. Türkiye’de Karikatür, Çizgi Roman ve Çizgi Film.
Ýletiþim Yay. Ýstanbul;1994.
6) ORAL,Tan. Sus ve Dinle. Pan Yay. Ýstanbul; 1989.
7)DÝNÇEL, Savaþ. Çoksesli. Pan Yay. Ýstanbul;1990
8)IRONIMUS, Gustav, Peichl. Grüne Helden Graue Monster. Wilhelm Goldmann
Ver. München; 1983.
---------------------------------
THE
CARTOON, BETWEEN PAPYRUS AND
INTERNET / Cristian Topan
Plastic
language is one
of the most percussive way
of comunication, out
running the linguistic
and religions bounds.
It
seems that cartoon
is very ancient.
the history certifies
the first drawing 7.000 years ago,
on an Egyption papyrus wich
represents an orchestra
(a lion playing
at Iyre, an
ass playing at
harp, a fluteplayer monkey
and a crocodile with a
drum).
At
Anabolian Civilisation Museum
we can admire object which
on we can see drawings
which send you
to the beginning of the cartoon.
Given
other plastic languages,
cartoon became very
popular because the
spreading trough mass - media.
The
last developement, INTERNET
“has frightened” the
writers because the
publication of hypertext
(text wich run
one after another,
without beginning, middle
and end), the
main way which
can unsettle the
narrative form.
But,
the same amazing
INTERNET opens new ways to communicate through cartoon.
For
xample, we can
find that snails
(seen as a
cartoon) are able
“to run” through
INTERNET from the
international Exhibition of
Cuneo within the
whole world.
Another interesting way of
expression is theree - dimensional cartoon.
At
humour Museum of
Montreal we notice
objects which ilustrates
each type of
humour.
These
objects are made by
cartoonists and designer
Marc Constantin Marinescu. Mr. Marc
belonged to the
staff which founded
this museum.
As
a conclusion, I
can only mention
the famous reflection
of Saul Steinberg: “If writers would know
to draw, we
would not have
literature”.
PAPIRÜSTEN INTERNETE
KARÝKATÜR
Plastik sanatlar,
iletiþim için dilleri ve dinleri aþan en çarpýcý
yollardan biridir.
Karikatür
sanatýnýn çok eskilere dayandýðý görülür.
Tarih, ilk çizginin 7000 yýl önceki bir Miss. papürüsünün üzerindeki bir
orkestra figürünün(bir çalan bir aslan, arp çalan bir eþek, flüt çalan
bir maymun ve davul çalan bir timsah) olduðunu onaylar.
Anadolu
Medeniyetleri Müzesinde gördüðümüz bir nesne bizi karikatür
sanatýnýn baþlangýçlarýna kadar götürür.
Diðer
plastik sanatlar arasýnda karikatür, kitle iletiþim
araçlarý sayesinde çok popüler olmuþtur. Son
geliþme,INTENRNET hipertextyerin (birbirinin arkasýndan devam eden
ve baþý, ortasý ya da sonu olmayan metinler; aktarma
þeklini karýþtýrabilecek baþ yol) yayýmlanmasý
ile yazarlarý ‘korkutmuþtur’!
Fakat,
ayný þaþýrtýcý INTERNET, karikatür için
yeni iletim yollarý açmýþtýr.
Örnek olarak,
Uluslararasý Cýneo Sergisi ile salyangozlar (karikatür olarak)
INTERNET’te tüm dünyada “koþma” olanaðý
bulmuþlardýr.
Bir diðer
iletiþim yolu güç boyutlu karikatürdür.
Montreal Mizah
Müzesinde mizahýn her çeþidini gösteren örneklerle
karþýlaþabiliriz.
Bu
çalýþmalar, karikatüristler ve tasarýmcý Marc
Constantin Marinescu tarafýndan
yapýlmýþlardýr.
Marinescu, bu
müzeyi kuran kiþiler arasýndadýr.
Sonuç olarak,
sadece Saul Steinberg’in ünlü sözüne deðinebilirim:”Eðer yazarlar
çizmeyi bilselerdi, edebiyat diye birþey olmazdý.”
SANATTA
KARÝKATÜR ZAMANIN BELGESÝ
/ GORAN JUVANOVIC
Karikatür, kiþileri, olaylarý ve
nesneleri günümüzün önüne serer ve aralarýndaki iliþkileri
düþünmemizi saðlar. Bizi, çizgiler ile engelleri, onlarýn
farklý boyutlarý ve þekillerini keþfetmeye ve
açýk ya da gizli sembolik anlamlarý anlamaya davet eder.
Karikatür. sonsuz bir kurgu dünyasýna girmemize neden olan hayal gücümüz
için mecazi bir pencere açar. Bir anlam aðý olan gerçek’in
sýnýrýný geçerek hayallerimizin ahlaki
arýnmalarýný gerçekleþtirebilir. Bu genellikle
‘komik’ olarak adlandýrýlan ciddiyettir. Gizil gülmece ise sosyal
gerilim ve çatýþmalar gibi
bir çok farklý konularý içerebilir. Böylece karikatüristin
amacý eskiden ‘katý’ veya ‘ciddi’ olan kavramlarý gülüt ve
yergi duyularýyla yeniden yaratmaktýr.
Genel olarak karikatür, yüzün veya
orantýsýz bir vücudun tipik özelliklerini abartan, biçimini bozan
gülünç çizim veya resimdir. Aslýnda sanatçý çizimine kendi
bakýþ açýsýný ve o anki hislerini de katar.
Karikatüre bakmak ve anlamý üzerine düþünmek, gözlem yapan
kiþinin, estetik yaratým dünyasýnýn tam
ortasýna girmesine sebep olabilir.
Görsel anlatýmlarýn diðer
yollarýyla
karþýlaþtýrýldýðýnda, -
sinema, tv. or video,- karikatür duraðan bir araç olarak karþýmýza
çýkar. Yapýsý ve mesajý iletme biçimi resim ve
fotoðrafa daha yakýndýr. Karikatür, iki temel öðeyi,
kompozisyon ve simgeciliði içinde barýndýrýr.
Karikatüre özgü olan öðeler ise gülüt, gülmece ve komikliktir. Karikatür,
kurgu düzeni ve resimsel sunumuyla gerçeði yeniden gözler önüne serer ve
yeniden yaratýr. Kültürel üretim ve gerçek sanatsal yaratým
alanýnda, bir kitle iletiþim aracýdýr.
Gazetecilik alanýnda çizisel
özelliði bir yana, karikatür de sözlü anlatýmý kapsayabilir.
Karikatürist amacýna ulaþmak için gazete okuyucusuyla karakterler
veya birbirleriyle iliþkili öðeler sayesinde konuþur.
Karikatürist , çizgiler ve kelimelerle oynarken bir gülüt yaratmak için içinden
birisini daha çok vurgulayabilir. Þakanýn görüntüselleþmesi,
karikatürün gerekli bir özelliði halindedir. Bu özellik, karikatürü
çizgisel betimleme ve resimden ayýrýr. Karikatürdeki þaka,
çizginin müziðidir.
karikatürün bir baþka özelliði de,
yazý ve konuþma balonlarýnýn
kullanýmýyla fikirleri ve mesajlarý iletmektir.
Kiþiler çok farklý seslerle isteklerini,
mutluluklarýný veya korkularýný dile
getirebilirler. Öyleyse karikatür, bizi ayný zamanda bilgilendirir,
eðlendirir ve dikkatimizi belli bir yöne çeker. Yazýnýn ve
konuþma balonlarýnýn kullanýlmasý, komik
sanatýnda, karikatürü baþka bir sanatsal yaratým olan ‘bant
karikatür’e baðlar. Karikatür bize mesajý iletebilecek bir mecazi
pencere açarken, ‘bantlar’ birbirini izleyen serilerle, görüntüden çok sözlü
anlatýmý ile bir hikaye sunar.
Gazete ve yazýlý basýn,
karikatürün görsel ve yazýlý unsurlarý ayný zamanda
kullanýlmasý için en uygun araçtýr. Kitle iletiþim
araçlarý sayesinde karikatür halka düzenli bir þekilde
yayýldý ve verensel düzeyde de ticarileþtirildi. Sonuç
olarak, karikatür halka mal oldu; popüler kültür ve yaþamýn bir
parçasý haline geldi. Ýmgelemin baþtan
çýkarýcý gücüyle karikatür ayný zamanda gazetedeki
makalelerin okunmaya baþlanmasýna yardýmcý olur.
Siyaset alanýnda karikatürist, günün
siyasi olaylarýna çizgileriyle, resimsel gülmecesi ve grafik
taþlamalarýyla meydan okur. Günden güne yaptýðý
gözlemlerle çaðdaþlarýnýn ortak tavýrlarý
üstüne yorum yapar. Karikatürist insanlarýn ne konuþtuðunu, ne
hissettiðini gözlemleyerek zamanýn ruhuna dahil olur. Çizim yapmakla
fikirleri sadece tamalayýp özetlemez, günlük hayatýnda
tartýþmaz, ayný zamanda kendi sosyal çevresini, varolan
düzeni deðiþtirmeyi, bazen kökten bir geliþme olmasý
amacýyla deðerlendirir.
Karikatür sanatý, kültürel
yapýsý ve sanatsal anlatýmý
açýsýndan, toplumda ancak özel seçilmiþ bazý
kiþilere açýk olan herþeye karþýdýr.
Karikatüristin düþünmesi, çalýþmasý, bilgi elde
etmesi ve kendi toplumsal çevresinde kurduðu yakýn iliþkileri
sürdürmesi, karikatürün yaratýcý özelliðini oluþturur.
Dahasý, bir kitle iletiþim aracý olarak karikatür,
tartýþmalý ve tehlikeli görünen toplumsal konulara çözümsel
bir taslak sunar, anlamamýzý saðlar, duyurur, kötü ve
zararlý olan þeylerden haberdar eder. Ýnsanlýk için
onur kaynaðý olan toplumsal durumlarý savunur, bir
insanýn itibarýný küçük düþüren olaylarýn
üstüne gider. Karikatürist tarafýndan ilk ve en önemli hücum, kötü bir harekette
bulunan kiþiye olur. Yorumlarýnda insan ve
zayýflýklarý üzerinde durur. Hiçbir karikatür, insan
doðasýnýn ötesine geçemez ve komik sanatýnýn
tüm alanlarý ayný zamanda güncel yaþamdaki bütün eylemlerin
bir sonucu olarak görülmektedir.
Þimdiki zamanýn toplumsal ve
kültürel eleþtirileri ile karikatür gelecekte neler olabileceðini
kurgulayabilir. Ýzleyenlerine eðer son olaylar devam ederse neler
olabileceðini iletebilir. Olaylarýn
zýtlýklarýný gösterir. Ayrýca iyi
olduðunu düþündüðü þeyin bir destekleyicisi gibi
davranabilir. Bu hedefe ulaþmak için ‘iyi’ ve ‘kötü’ arasýndaki
kutupsal düþünceleri ve biçimsel zýtlýklarý
kullanýr.Gazetecilik alanýnda siyah-beyaz
çalýþmasýna raðmen, karikatürist, toplumsal panorama ve
siyasal olaylarýn hemen göze çarpmayan taraflarýný
çözümler.
Ýnsaný olguya ölçüt
aldýðýmýzda hiçbirþey karikatürist için
dokunulmaz deðildir. onun beklentisine göre herþey ve herkes
sorgulanmalýdýr. Her türlü siyasi sýrra ve komploya
karþýdýr ve bu olaylarýn olduðu yerde
halkýn olayýn içyüzünü algýlamasýna
çalýþýr. Demokratik, ayrýmcý olmayan, gizlisi
saklýsý olmayan, gülünç ve cazip karikatür sanatý, ortak
kaderimizin yaratýmýna etkin bir þekilde katkýda
bulunmamýz için bize evrensel insan meraký ve ciddiyetini
göstermektedir.
KARÝKATÜR VE
SANAT / HASAN EFE
Karikatür bir
kaplandýr!
Görücüsünü etkisi
altýna alan, duygularý, düþünceleri
pençeleriyle kavrayan etkili
bir kaplan.
Karikatürden baþka
hiçbir sanat dalý kaplan gibi etkili deðildir.
Ya da
karikatür niçin kaplan?
Çeviktir karikatür,
kaplan gibi. Çünkü
günceli yakalayýp ölümsüz
olmak zorundadýr.
Hiçbir sanat
dalý karikatür kadar
güncelin peþinde deðildir. Hatta gündemi güne
bile sýðmayan ülkelerde
birkaç konuyu peþpeþe yakalar
ve iþlevini yerine
getirir.
Karikatür bu
iþlevi gazete, dergi,
broþür vb. baþýlý kaðýtlarla yapar.
Sanat, günlük
yaþamda insanlar arasýnda biraz zaman, biraz
da ekonomi ayrýcalýðý gözetir. Bu
bir gerçektir. Bunun için
her sanat dalýný bütün
yerleþim
alanlarýnda göremezsiniz.
Dünyanýn çoðu
ülkelerinde sanat ve
sanat merkezleri büyük
kentlerde odaklaþmýþ, küçük
kentlere doðru etkisiz
bir yayýlma göstermiþtir.
Daha küçük
yerleþim
alanlarýnda ise sanat
etkinliklerini de görebilirsiniz, ama etkili deðildir.
Örneðin, bir
köyde sinema salonu
varsa sinema sanatlarýný izleyebilirsiniz. Her
köyde sinema salonu
bulunamadýðý
için sinema ve
sahne sanatlarý yaygýnlaþamaz.
Yani, bazý
sanat dallarý kendini
var eden etmen
ile sanatsal özelliðini oluþtururlar.
Oluþtururlar, ama yaygýn deðildir.
Sonuçta karikatürü çoðu yerde görebilirsiniz!
Çünkü gazete
gibi basýlý yayýnlarýn örgün
bir
daðýtýmý
vardýr.
Kaplan olmasý buradan geliyor karikatürün.
Gazetelerin girmediði ( giremediði)
küçük yerleþim alanlarýnda da çizgi öðesiyle sanata bir baþlangýç oluþturur.
Örneðin, çocuklar
ders aralarýnda ellerine
geçirdikleri
tebeþirlerle
karatahtaya birçok þekiller çizerler.
Okumasýz yazmasýz genç kýzlar halý
kilim ve kumaþlarýn üzerine
bir þekil oluþturuverirler. Bu
iþlemelerde çizgiler ve düþünce açýkca görülebilir.
Humoruher zaman göremeseniz
de birkaç abartýlý
öge ile
karikatüre çok
yaklaþýldýðýný söyleyebiliriz.
Ýþte,
böylesine yaygýn ve
etkilidir.
Bu özelliðinden dolayý naif bir
halk sanatý diyebiliriz.
Yaygýndýr, etkilidir.
Eðiticidir, öðreticidir.
Gülümsetir, düþündürür ve eleþtirir.
Okumuþ-
okumamýþ, kentli- köylü, entel- entellektüel, esnaf- tüccar vb.
birçok toplumlarda etkilidir. O denli yaygýn bir
sanat dalýdýr ki, kimileyin güldürüp
düþündürürken de asýl
iþlevi olan yemeyi
beraberinde getirir.
Duygulu bir
özelliði de vardýr karikatür
sanatýnýn.
Yaþamýn tüm olumsuzluklarýna karþýn kiþileri birbirine
baðlar.Duygusal
yönlerini güçlendirirken olumsuzluklarý alaya
aldýrýr.
Köyde olsun,
kentte olsun yaþamdan hiçbir ödün vermez.
En geliþmiþ bir
kentin, en gözde
bir sanat galerisinde
ýþýl ýþýl çerçeveler
arasýndan göz kýrpar. Görücülerle iletiþim içine girerek sanatsal
hazlarý
yaþatýr. Kendisi
hakkýnda birçok yorumlar
yaptýrýr.
Gece yolculuðuna baþladýðýnýz bir
otobüsün içinde size
deðiþik sanat tatlarý verir;
düþündürür, güldürür,
kýzdýrýr...
Çok soðuk
ya da sýcak bir mevsimde
içeri
dalýverdiðiniz
bir kahvenin masasýndaki gazetede
karikatürleri
gördüðünüzde, oturarak çayýnýzý da
yudumlarken kimbilir hangi
duygularý
yaþatýr!
Bu sanatsal
duygularla eðitici bir
özelliði de vardýr.
Ýnsanlardaki beðeni
duygusu
kafalarýndaki
düþüncelerle birlikte geliþir, dünyayý
algýlayýþlarý da
farlýlaþýr.
Sonuçta; düþünceyi, duyguyu etkileyen yaþamýn her
alanýnda
insanýn
insancýl yönüne dokunan,
uyaran, güldüren ve
yeren baþka bir
sanat dalý olabilir mi
böylesine etkili ve
yaygýn?
Ülkelerden kýtalara, kentten köye, genelden
özele ve toplumdan
bireye kývrak atýlýmlar yapan,
bir yerde durmayan
atýlgan ve cesur
sanattýr karikatür.
KARÝKATÜRDE TERMÝNOLOJÝ SORUNU / HIFZI TOPUZ
Ýkinci Dünya Savaþýndan
hemen sonra (Amerika’da albümleri
yayýmlanan) Saul
Steinberg’in etkileriyle Fransa’da
Mose, Andre François, Bocs, Chaval, Maurice Henry yeni bir
akýmýn kurucusu oldular.
Bunlar karikatür deðil hümoristik desen çizdiler. Bu tür desenlere
Ýngilizce “Pictoriel
Joke Without
Word” (yazýsýz resim þakasý), ya da “One - Line Joke” (tek satýrlýk þaka) dendi. Eski
karikatürcüler kendi yollarýnda
gittiler, yeniler önce bazý dergilere girdiler, sonra kendi dergilerini
çýkardýlar, albüm yayýmladýlar, bu iþ
tuttu.Bizde de öyle olmadý mý? 50 kuþaðý ilk kez
Steinberg’in albümlerinden esinlenmedi mi? Sonra her ülkede geleneksel ve
çaðdaþ akým, birlikte yaþamlarýný
sürdürdü. Hümoristik desenlere Sanat karikatürü diyenler de oldu. Bunlar günlük gazete karikatürlerinin
dýþýnda yer aldýlar.
Ýngilizler ise “karikatür - hümoristik desen “
ayýrýmý yapmadýlar.Onlarýn
yaptýðý bir ayrým var ama o, Fransýzlarýnkinden çok deðiþik. 1994’te Mark Bryant
ve Simon Heneage adlý iki Ýngiliz araþtýrmacý
“Dictionnary of British cartoonists and
caricaturists” adýnda bir antoloji yayýmladýlar. Kitapta
yapýlan ayýrým karikatürcü ile cartoonist’e
dayanýyor. “Cartoonist”
sözcüðü Fransýzcada yok. Fransýzlar Ingilizlerin
karikatürcü ya da cartoonist dedikleri çizerlerin hepsine karikatürcü diyorlar.
Peki, Ýngilizler cartoonist’ten
ne anlýyorlar? Cartoonist sözcüðü ilk kez 1843’te ortaya
çýkmýþ. Olayýn
öyküsü þöyle : Ünlü karikatürcü John Leech’in o yýl Punch dergisinde sosyal
içerikli bir karikatürü yayýnlanmýþ. Konu Lordlar Kamarasýnda bir sergiye konulacak bir
duvar resmi tasarýsýymýþ. John Leech bu karikatürün altýna Cartoon N:1
yazmýþ. bu karikatürden sonra bu tür desenlere cartoon demeye
baþlamýþlar. Sözünü ettiðim sözlükte cartoon
eðlenceli resim olarak tanýmlanýyor, karikatür ise belirgin
çizgileri abartýlmýþ,
saptýrýlmýþ portre anlamýnda
kullanýlýyor. Bunun bazý istisnalarý var,
savaþ sýralarýnda bazý cartoon - çizerler humour ögesini ele almadan “grotesque” abartmalarla yetiniyorlar. Strio cartoon denen
dizilerde (çizgi romanlarda) humour
deðil, serüven egemen oluyor . Sir Ernst Gombirch adlý biri “Humour, cartoonist’in silah dolabýnda
mutlaka bulunmasý gerekli bir silah
deðildir” demiþ.
Cartoon zamanla geniþ bir anlam
kazandý. Çizgi - Roman, çizgi - öykü, dergilerinde, Televizyonlarda ya da sinemada oynatýlan animasyon
filmlerinde, gazetelerdeki gülmece desenlerinde, kitap ve dergilerde yer alan
her tür eðlenceli çizgilere cartoon dendi. Çizgi - Roman ve Çizgi -
Öykü’nün Ingilizce karþýlýðý Comic Strip, Fransýzcasý Bande
dessinee.
Yine Ingiltere’deki Karikatürcüler
ve Cartoon’cular Sözlüðünde 1840’dan önce gülmece amacýyla her türlü
deseni çizen sanatçýya karikatürcü denmiþ. 1840’dan sonra ise
karikatürcü ve cartoon - çizer deyimi yapýtlarýný sürekli
olarak gazete ve dergilerde yayýmlamak üzere çizen sanatçýlar
için kullanýlýyor.
Sözlükte, dessin d’humour ya da dessin humoristique karþýlýðý
hümoristik desen deyiminin Ingilizce
karþýlýðý
hiç yer almamýþ. Steinberg’in bu alanda bir devrim
yarattýðý da
belirtilmiyor. Sözlüðü yazanlar
sadece Punch, Private Eye,
Spectator, Lilliput gibi dergilerdeki çizerlerin rolleri üzerinde duruyorlar.
Amerikalýlarýn ve Fransýzlarýn bu alandaki
katkýlarýný vurgulamýyorlar. Böyle olunca da 1945’ten sonraki geliþmeler
yalnýz Ingiliz gözüyle görülüyor. Ronald Searle, Charles Addams, James
Thurber, Scarfe ve Ralph Steadman gibi
sanatçýlar Ingiltere dýþýndaki çevrelerinden
kopartýlmýþ oluyorlar. Bu bir tür þovenlik sayýlmaz
mý?
Sözlükte ele alýnan meslekler
þunlar:
Caricaturist, Cartoonist, Editonial
Cartoonist (günlük gazete karikatürcüsü),
Political cartoonist (siyasal karikatürcü), Political Caricaturist
(politikacýlarý çizen karikatürcü), Illustrator (yazýlarý
resimleyen karikatürcü), Stnp Cartoonist (çizgi - roman, çizgi dizi çizeri),
Animator (animasyon filmi yapanlar), Comic
illustrator (gülmece yazýsý resimleyen).
Karmaþa yalnýz bizde
deðil, her yerde. Ama bizde önemli bir boþluk humour karþýlýðýnýn
olmamasý. Belki bilimsel alanlarda bunu baþka bir sözcükle
anlatanlar vardýr.; gözüme iliþmedi. Eðer yoksa her halde
humour karþýlýðý mizah’ýn yerine
baþka bir sözcük kullanmamýz gerekecek.
Amerika’da political cartoon ve editorial cartoon sözlerinin yanýnda
bir de panel cartoon, ya da gag cartoon sözü var. Bir Amerikan ansiklopedisi
karikatürü üç bölümde ele almýþ : Political (ya da editorial) cartoon, sports cartoon ve panel
cartoon (Collier’s Encyclopedia).
Ýlk ikisinin ne olduðunu
biliyoruz, ama panel cartoon biraz
alýþmadýðýmýz bir tür. Bu Amerikan
ansiklopedisinde siyasal olmayan karikatüre panel cartoon denmiþ. Yani
tüm sosyal içerikli ya da
eðlencelik karikatürler hep
panel cartoon olarak adlandýrýlýyor.
Peki political cartoon nedir? Dudley
D. Cahn adlý Amerikalý bir iletiþim profesörüne göre
political cartoon gazetenin makaleler sayfasýnda (editorial page’de) yer alan karikatürdür.
Bu karikatür siyasal bir
düþünceyi anlatmaya yöneliktir. Political cartoon okuyucunun dikkatini ve ilgisini çabuk çeker ve geniþ
sayýda insana siyasal bir
görüþü anlatýr. Gazetenin comic page denen sayfasýnda ise
çizgi - romanlar, çizgi - öyküler ve genelde sosyal içerikli ya da
eðlencelik karikatürler yer alýr. Bazen siyasal içeriði
olan karikatürler de “comic page”de yer alabilirler ama, buna az
rastlanýr.
Siyasal karikatürün özellikleri
þunlardýr :
- Yetenekli bir
siyasal karikatürcü kendi becerilerinin dýþýnda iyi bir
gazeteci gibi siyasal bir düþünce sahibi olmalýdýr;
- Karikatürcünün vereceði mesaj siyasal bir yorumdur. Mesaj yoksa karikatür de
yoktur;
- Bu mesaj görüntüden (imajdan) oluþur,
yazýlý bir mesaj gerekmez. Karikatürün içinde yer alan balonlar
ya da alt yazýlar grafik humour’u tamamlayan yazýlý humour
niteliðindedir. Bunlara hümoristik
desende hiç yer verilmez, siyasal karikatürde ise bunlara hoþgörü ile
bakýlabilir;
- Mesaj okuyucunun bin çýrpýda anlayabileceði düzeyde
olmalýdýr;
- Gazete bir iletiþim
kanalýdýr (Canal of Communication), karikatür de mesaj -
taþýyýcýdýr (medium, cartoon carrier);
- Karikatürde mutlaka bir humour öðesi
bulunmalýdýr;
- Siyasal karikatürcü
yaptýðý karikatüre ne zaman, hangi yerlerde, hangi sosyal ve
kültürel baðlamda
bakýlacaðýný göz önünde tutmak
zorundadýr;
- Siyasal karikatürcüden yansýz
olmasý beklenemez;
- Karikatürdeki biçimlerle, temsil edilen
kiþiler arasýnda (sujet ile imaj
arasýnda) insana hemen çaðrýþým
yaptýrabilecek bir güçte abartýlmýþ bir organ ya da
davranýþ benzerliði olmalýdýr.
Amerikalýlarýn
yaklaþýmý genelde böyle.
Siyasal karikatür kalýcý
deðildir, genelde bir günlük yaþamý vardýr, ama öyle
siyasal karikatürler
yapýlmýþtýr ki
ansiklopedilere ve sanat tarihlerine geçmiþtir.
Amerikalýlarýn panel karikatür dediði gülmece türü karikatürler de genelde uzun
yaþamlý olmaz. Bugün 40 yýl önceki Akbaba koleksiyonuna
meraklýlarýn dýþýnda kaç kiþi bakar.
Ama
hümoristik desenler öyle deðil. Steinberg, Chaval, Bosc, Mose,
Ronald Searle, Andre François gibi sanatçýlar ölmek bilmiyorlar. Bazen
çalakalem çizilmiþ günlük gazete karikatürlerinin geçiçiliðine
bakarak “Karikatür sanat deðildir” demek yanlýþ olmaz
mý? Olsa olsa “gazete karikatürü sanat deðildir” diyenleri anlamaya
çalýþýrýz, ama gazetelerde çýkan karikatürler arasýnda sanat
yapýtlarý çýkmamýþ mýdýr?Tüm karikatürcüler ayný potaya
konamaz, içlerinde iyileri de vardýr, kötüleride.Yazýlarý
da ayný gözle
deðerlendirmiyor muyuz?
Bazýlarý silinip gidiyor, bazýlarý yüzyýllar
boyu dimdik ayakta duruyor.
Yaþamýný hiçbir iz
býrakmadan tamamlamýþ olanlar da var, sanat tarihinde yeni
bir bölüm açmýþ olan
grafik humour çizerleri de.
Karikatür tarihi onlarýn
yapýtlarýndan oluþuyor.
BÝR
BAÞKALDIRI SANATI: KARÝKATÜR / HÜSEYİN ÇAKMAK
Ünlü Ýspanyol karikatürcüsü Vasquez de
Sola karikatür sanatýný þöyle tanýmlar: “Karikatür
‘Allah kahretsin!’ demenin en kibar yoludur. Diyelim ki, ülkemde ya da öteki
ülkelerde insanlar acý çekiyor, bazý insanlar hapiste yatýyor,
söylenecek bir sözüm var. Fakat söylenemeyecek bazý þeyler de var.
Ýþte bunlarý bir gülmece deseniyle belirtiyoruz, herkes anlýyor. Benim
için, bu son derece önemli bir þeydir. Ciddi olarak söylenemeyen ve
söylenmesi yasaklanan þeyleri, biz söyleye biliriz. Bazý çizerler
yaþamýný kazanmak için karikatür çiziyorlar.
Bazýlarý, bu iþi eðlenceli bulduklarý için
çiziyorlar. Ancak benim gibiler ise, kendini dinletmenin tek yolu karikatür
olduðu için bu iþi yapýyorlar. Benim söylenecek þeylerim
var.”(1)
Yukarýdaki görüþleri öne süren
ünlü çizer Vasquez de Sola’ya katýlmamak imkansýz. Karikatür
sanatý, dünyamýzda meydana gelen çarpýklýklara
dikkat çekebilmek hatalarýn, yanlýþlarýn
düzeltilebilmesi için olaylara ve kiþilere eleþtiri yöneltebilmek
amacýyla varolmuþ, faþist ve diktatör rejimlerdeki
acýmasýzlara, haksýzlara sürekli
baþkaldýrmýþtýr.
Günümüzde karikatür çizen ve çizdiðini
söyleyen karikatürcülerin kaç tanesi bu ilkeye uymaktadýrlar.
Kuþkusuz ki, çok azý... Bilinen gerçek þu ki, karikatür
çizdiðini söyleyen bazý kiþilerin bu sanatý vakit
geçirici, eðlendirici ve güldürücü bir uðraþ olarak
algýladýðýdýr. Karikatür sanatýný
amacýna uygun olarak çizen bazý karikatürcüler ise,
baskýcý rejimler ve haksýz olaylar
karþýsýnda çizgileriyle tavýr koymakta,
yaþadýklarý bozuk ve çarpýk rejimleri
sorgulamaktadýrlar. Bu anlayýþtaki karikatür
sanatçýlarý tarihin her döneminde faþizan ve militarist
rejimler veya yandaþlarý tarafýndan
yargýlanýp hapsedilmiþ, zaman zaman da
hayatlarýný kaybetmiþlerdir. Ýþte bunlardan
bazý örnekler:
(...)”19. Yüzyýlda Polonya’da siyasal
özgürlük yoktu. Ülke Rusya, Avusturya ve Almanya arasýnda
bölünmüþtü. Siyasal karikatür yasaktý ve karikatürcüler için
aðýr cezalar öngörülmüþtü.”(2)
(...)”Ýkinci Dünya
Savaþýnda, Alman iþgali dönemindeki Polonya’da
karikatürcüler tutuklanmayý ve iþkenceyi göze alarak çizkeyi
sürdürdüler. Hitler’e ve Alman askerlerine karþý çizilen
karikatürler halk arasýnda çok tutuldu. Bu karikatürleri yeraltý
gazeteleri yayýmlamaktaydý.”(3)
(...)”Ýþgal
sýrasýnda Polonya’da birçok güldürü dergisi
yayýmlandý. Ama, bir süre sonra Almanlar’ýn estirdiði
terör havasý yüzünden bunlarýn çoðu yokoldu,
bazýlarý da herþeye karþýn yayýnlarýný
sürdürdüler. Genç bir karikatürcü grubu 1943 Ekiminde “Na Ucho” adlý
haftalýk bir dergi çýkarttý. Ama Gestapo birkaç ay sonra
derginin bütün kadrosunu ele geçirdi. Derginin birçok yazar ve çizeri 27 Mayýs
1944’te kurþuna dizildiler...”(4)
(...)”Filistinli ünlü karikatür
sanatçýsý Naci El Ali, Filistin halkýnýn
Ýsrail yönetimi karþýsýndaki haklý
direniþini çizgileriyle yansýttýðý için, 22
Temmuz 1987 tarihinde, Londra’daki “El Kabaþ” gazetesinin bürosunda
boynundan vuruldu. 8 gün ölümle pençeleþti, sonunda 30 Aðustos günü
yaþama veda etti... Üç ay sonra Ingiltere’de yakalanan Arap
asýllý katilin MOSSAD ajaný olduðu
açýklandý.”(5)
(...)”Latin Amerika ülkelerindeki karikatürün
ortak özelliði sömürüye, dýþ kuvvetlerin oyuncaðý
diktatör generallere, toplu kýyýmlara, iþkenceye
karþý baþkaldýran bir mizah
anlayýþýna dayanmasýdýr.”(6)
(...)”Uzun yýllar taþra
gazetelerinde çizdikten sonra 36 yaþýnda Meksika’ya yerleþen
Posado isimli Meksikalý karikatürcü, 1913 yýlýnda yirmibin
karikatür býrakarak öldü. Posado Meksika devrimlerinin olduðu
dönemlerde toplumsal konularý iþleyerek, iktidarýn ve
zenginlerin halký ezmelerini karikatürlerinde yansýkmaya
çalýþtý.”(7)
(...)”Brezilya’da 15 yýl süren Vargas
diktatörlüðü döneminde karikatür büyük baský altýnda
kaldý ve geliþemedi. Vargas diktatörlüðü devrildikten sonra
karikatürde bir canlanma oldu ve yeni bir akým doðdu.”(8)
(...)”1966’da askeri yönetim, Arjantin
karikatürüne büyük bir darbe indirdi ve siyasal karikatür büyük baský
altýna alýndý. O dönemlerde karikatürcüler genellikle
“Absürd” ve gerçeküstü karikatüre yönelmiþtir.”(9)
(...)”1956’da toplanan SSCB 20. kongresinden
sonra, Sovyet karikatürcüleri bir süre, daha özgür bir ortama kavuþtular.
Ama ne var ki, güldürü alanýnda uzman sayýlan Kruþçev bile,
basýnla ilgili konularda direktifler vermekten geri kalmadý.
Örneðin karikatürcülerden mýsýr ekimini destekleyecek
karikatür çizmelerini istedi. Kruþçev þöyle diyordu: “Güldürü
keskin bir usturaya benzer. Analar, çocuklarýna kesici aletlerle
oynamayý yasaklamakta haklýdýrlar!”(10)
(...)”Karikatürcü Ali Ulvi Ersoy’un, 1960
yýlý Nisanýnda Cumhuriyet gazetesinde yayýmlanan ve
dönemin baþbakaný Menderes’i eleþtiren bir karikatürü
nedeniyle gazete kapatýlmýþ, Ali Ulvi
sorgulanmýþ ve askeri savcý çizerin idamýnýn
isteneceðini söylemiþti.”(11)
Bu konuda örnekleri çoðaltmak mümkün,
Ýnsanýn insaný sömürmeye devam ettiði günümüzde,
karikatür sanatçýlarý daha iyiye ve daha güzele ulaþabilmek
için haksýzlýklara ve baskýlara karþý
çizgileriyle mücadele vermek zorundadýrlar. Karikatür sanatý insanoðlunu
önce düþündürmeli sonra yönlendirmeli en sonunda da güldürmelidir... Bu
sanat aracýlýðýyla yaþamdaki tüm kötülüklere,
çirkinliklere, acýmasýzlýklara ve
haksýzlýklara karþý baþkaldýran
karikatürcüler her zaman toplumlarýnýn ve insanoðlunun
destekleyicisi ve koruyucusu olagelmiþlerdir. Sadece eðlendirmek ve
kahkaha attýrmak amacýyla
karikatür çizenler ise baskýcý rejimlerdeki yöneticilere
ve diktatörlere boyun eðmek, yaptýklarýna onay vermek zorunda
kalmýþlardýr. Baþkaldýrýnýn
önemi ve farký da bu zaten...
DÝPNOTLAR:
(1)(2)(3)(4)(5)(6)(7)(8)(9)(10)
Hýfzý
Topuz, “60yýlýn Dünya Karikatürü”Milliyet Sanat Dergisi Özel Ek,
1985, Ýstanbul
(5)”Göçmen
Çadýrýndan Çýkan Bir Karikatürcü”. Milliyet Sanat Dergisi,
Sayý 191/1, Mayýs 1988 ,Ýstanbul
(11)”Karikatür
Býçak Sýrtýnda” Turgut Çeviker, Akrep Mizah ve Karikatür
Dergisi, Sayý 35, 1989, Lefkoþa
ÇÝZGÝNÝN SERÜVENÝ / İSMAİL KAYA
Çizgi, tarih
boyunca insanýn bulduðu en yalýn ve iþlevsel
iletiþim aracýdýr. Yan yana sýralanmýþ
noktalardan oluþan çizgi, yüzeyi oluþturur, hacmi belirler, incelir
kalýnlaþýr, usta elinde, üzerine yüklenen iletiyi
taþýmaya hazýr güçlü bir biçimlendirme
aracýdýr. Ýletinin en yalýn görsel biçimlerinin,
yani yazýnýn da esasý çizgidir.
Felsefi anlamda
çizgi; yaþam anlayýþý, tutulan yol,
davranýþ biçimi olarak anlaþýlmaktadýr.
Aþýk Veysel, “Uzun ince bir yoldayým” derken tüm insan
yaþamýný tek ve sürekli bir çizgide sembolleþtirir.
Çizgi sürekliliðin yanýnda, yalýn bir kesinliðin de en
etkili aracýdýr. Yalýnlýðý ve
kesinliði nedeniyle çizgiyi kullanma biçimindeki yetersizlik kendini hemen
belli eder. Ayný nedenle minimal sanatta çizgi temel plastik biçim
olarak ele alýnmýþtýr.
Sanat tarihinin
evreleri çizginin uygarlýkla birlikte baþlayan serüvenidir
ayný zamanda. Önceleri biçimi tamamlamak amacýyla
kullanýlan çizgi, giderek yüzeyde kendi ritmini ve saf güzelliðini
arar. Arayýþýný düþünsel boyuta
taþýr. Keith Haring’in çizgileri insanýn varoluþunu
sorgular. George Grozs’un çizgileri çaðýnýn derin
çeliþkilerinin tanýðýdýr. Turhan Selçuk’un
çizgilerinde kiþisel ve toplumsal tarihimiz evrensel boyutlarýyla
gizlidir.
Picasso; nun
Guernica adlý eseri çizgi plastiðinin aracýsýz
tavrýyla ortaya konmuþ bir baþyapýttýr. Mehmet
Siyah Kalem’in çizgilerindeki büyü yüzyýllarca etkisini yitirmez. Paul
Klee’de ve Joan Miro’da çizgi çocuksu bir dünyanýn gizlerini arar
gibidir, tüm olgunluðuyla. Wasarely’de çizgi optik
ýþýklara dönüþür. Escher’de su olur, ama
akýþkanlýkla ilgili yasalarý sorgular. Christo’nun
çizgileri gerçeði yeni bir bakýþ açýsýyla ele
almayý öneren gizemli, sonsuz bir urgandýr.
Çizgi,
karikatürün tanýmýnda da önemli bir dayanak ve temel biçimlendirme
elemanýdýr. Karikatür; kiþi ya da olaylarýn gülünç
ve çeliþkili yanlarýný yakalayarak bazen yazýyla da
desteklenen abartýlmýþ çizgilerle mizaha dönüþtürme
sanatý olarak tanýmlanmýktadýr. Karikatürün bu
çizgiye dayalý, çizgiyle oluþturulan yapýsý onu daha
çok grafik sanatlara yaklaþtýrýr.
Karikatür
sanatçýsý bir yandan günceli yakalamaya
çalýþýrken, diðer yandan ele aldýðý
ana çeliþkiyi kalýcý yapýta dönüþtarme
uðraþý içindedir. Ýlki, günlük bir gazetenin
sayfalarýnda kýsa sürede tüketilirken, diðeri evrenseli,
kalýcý olaný yakalayabildiði oranda sanat eseri
niteliði kazanýr.
Çeliþkinin
yoðun olmasýndan olsa gerek, ülkemizin bu alanda topraðý
çok verimlidir. Günlük gazete sayfalarýnda evrensel deðerleri
yakalanan büyük ustalarla ayný
çaðý paylaþmak, insanlýk deðerlerini birkez de
onlarýn deðer yargýlarýyla test etmek ayrý bir
mutluluk kaynaðý bizim için.
ULUSLARARASI
YARIÞMALAR VE TÜRK KARÝKATÜRCÜLERÝ / IŞIN SAYGUN
Dünyanýn
“1” numaralý Karikatür Yarýþmasý olarak
nitelendirilen “Hürriyet Uluslararasý Karikatür
Yarýþmasý” barýþ ve hoþgörünün karikatür
dili ile yayýlmasý için uðraþ veriyor.
Bu
yarýþmanýn önemli bir özelliði var:
Dünyanýn
çeþitli ülkelerinden “Hürriyet Uluslararasý Karikatür
Yarýþmasý”na katýlan sanatçýlarýn yapýtlarýný
deðerlendiren seçiciler kurulu, çoðunluðu yabancý ülkelerin
sanatçýsý olan deneyimli ve isim yapmýþ kimselerden
oluþturuluyor.
Bununla da
yetinilmiyor seçiciler kurulunun oluþturulmasýnda; özellikle bu
yabancý temsilcilerin dünyanýn deðiþik bölgelerindeki
farklý kültür ve mizah anlayýþýný
yansýtmada yardýmcý olmalarý için bölgeler
arasýndaki denge de dikkate alýnýyor. Ýlk
elemelerin tamamlanmasýndan sonra üyelerden hiç birisinin sonuçlara etki
yapamayacaðý, itiraz edemeyeceði bir deðerlendirme yöntemi
uygulanýyor. Bunlarý söylerken, tamamen objektif ölçülerle
yapýlan bu deðerlendirmelerde Türk sanatçýlarýn her
yýl saðladýðý baþarýlarýn da
altýný çizmek istiyorum.
Önce, Hürriyet
Vakfýnýn yönettiði, sonra bünyesel deðiþim
nedeniyle bu kuruluþun iþlemlerini üstlenen Aydýn Doðan
Vakfýnýn nöbeti devraldýðý Hürriyet
Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý, onbeþ
yýllýk bir dönemi geride býraktý. Bu dönem içerisinde
1997 yýlý Haziran ayý içerisinde ondördüncü
yarýþmasýný da tamamlamýþ olacak. Onüç
yarýþmanýn bir tür “onur listesi” olarak
deðerlendirebileceðimiz baþarý çizgilerini inceleyenler,
karikatür sanatçýlarýmýzýn devamlý olarak
her yýl bu listede yer aldýðýný kývançla
göreceklerdir.
Yarýþmanýn
ikinci yýlýnda bir birincilik, bir baþarý ödülü
kazanan sanatçýlarýmýz, üçüncü yarýþmada da
“baþarý ödülü” ile deðerlendirilmiþlerdir. Uluslararasý
nitelikteki Seçiciler Kurulu, dördüncü yarýþmada “özel ödül” ile
üç baþarý ödülünü karikatürcülerimize vermiþtir..
Beþinci yarýþmada iki “özel ödül” ile iki
baþarý ödülünü Türk
karikatürcüleri kazanmýþtýr.
Altýncý
listenin þeref listesinde beþ sanatçýmýz yer
alýyor. Bunlardan ikisi “özel ödül”, birisi “ikincilik ödülü”
alýrken iki sanatçýmýza da “baþarý ödülü”
veriliyor. Yedinci yarýþma jürisi, dört
sanatçýmýzý “baþarý ödülü” almaya deðer
görüyor. Sekizinci yarýþmada “ikincilik ödülü” ile üç
baþarý ödülü veriliyor. Dokuzuncu yarýþmanýn
“birincilik ödülü” ile “üç baþarý ödülü” türk karikatürcülerine
verilirken, onuncu yarýþmada “iki” onbirinci de “üç
baþarý ödülü” türk sanatçýlara verilmiþtir.
Sanatçýlarýmýz
onikinci yarýþmada “ikincilik ödülü” ile iki baþarý
ödülü, onüçüncü karikatür yarýþmasýnda da dört
baþarý ödülünü paylaþtýlar.
Elbette
dünyanýn baþka yerlerinde yapýlan küçüklü, büyüklü
karikatür yarýþmalarýnda da türk sanatçýlarý
önemli sonuçlar almaktadýr. Türk karikatürcülerinin, uluslararasý
boyutlu yarýþmalarda aldýklarý bu sürekli
baþarýnýn özet deðerlendirmesi,
sanatlarýnýn evrensel ölçüleri kucaklamýþ
olduðunu gösteriyor.
Globalleþen
dünyamýzda ülkeler arasýndaki sýnýrlarýn
kalkmasý aþamasýna geliyoruz. Öncelikle Avrupa
Birliðini ülke olarak amaçlýyoruz. Böyle bir dönemde, kendi
deðerlerimizin baþka ülkelerin insanlarý ile
yaptýðý barýþa, hoþgörüye yönelik
yarýþmalýrda ön sýralarda yeralmasý, elbette
önemli bir olaydýr.
SANATTA KARÝKATÜRCÜ ÜZERÝNE
BÝR KOLAJ DENEMESÝ / IZEL ROZENTAL
“ Sanat adý verilen bir þey
yoktur aslýnda, yalnýzca sanatçýlar vardýr; yani
bir zamanlar renkli toprakla bir maðaranýn duvarýna becerebildiklerince bizon
resimleri çiziktiren, bugünse
boya satýn alýp reklam
afiþleri yapan ve yüzyýllardan beri daha birçok baþka
þeyler üreten insanlar. Tüm bu etkinlikleri sanat diye tanýmlamakta hiçbir sakýnca yok, yeter
ki bu sözcüðün yer ve zamana göre birbirinden deðiþik anlamlara gelebileceði unutulmasýn ve
günümüzde nerdeyse bir korkuluk veya tapýnç aracý haline gelen ve
büyük S ile baþlayan Sanat’ýn
varolmadýðýnýn bilincinde olunulsun.”(1) E.H.GOMBRICH
“Karikatür sosyal bir gösterge, bir
yansýtýcýdýr: Daumier, Forain, Ensor, Paul Weber
gibi karikatürcüler en tipik kiþileri, nitelikleri abartýp bozarlar,
ancak kiþinin bütününü korurlar. Gerçekte bir bakýma bir
bütünün yaratýlmasýna
katkýda bulunurlar. Bu buluþta karikatürcünün iþlevi,
psikologun iþlevine çok yakýndýr: Bir kiþiliðin,
bir sosyal sýnýfýn, bir rolün belirgin çizgilerini
açýða çýkarmak.”(2)
ABRAHAM A. MOLES
“DAUMIER(Honore), fransýz ressam, taþbaskýcý,
gravürcü, desinatör ve heykelci (Marsilya 1808 - Valmandoýs 1879). Resim
çalýþmalarýnda
Lenoir’ dan desdek gördü.
Ýsviçre akademisi’
nde canlý model
ile Leuvere müzesinde
büyük ustalarýn yapýlarýný örnek
alarak
çalýþtý.
Ressam Charles Ramelet’in
yanýnda
taþbaský
öðrendi. (bilinen ilk
denemesini 1822 yýlýnda yaptý.) Ýlk
karikatürlerini 1830’ da Silhonette’e çizdi Bin kadar
tahta üzerine gravür; özellikle de, 1830-35
yýllarýna igliþkin siyasal
karikatürlerden
oluþan dört bin
taþbaský
býraktý. Para sýkýntýsý içinde
yaþayan Daumier, estamplarýndan kazandýðýyla geçiniyordu. Ancak en büyük
tutkusu resim yapmaktý.”
“ Fransýzcada çizgili
gülmece alanýnda sayýsýz sözcük
ve terim kullanýlýr” caricature, plaisanterie(...) Ýngilizcede
durum daha da
karýþýk;
cartoon (karikatür) , comics
(karikatür) (...) Bunlarýn çevirisi öyle bir karmaþa
yaratýr ki.
Üstelik
dahasý var; çizerlerle konuþunuz: her birinin kendi
terminoloji
daðarcýðý vardýr. Bazýlarý
gülmece yaptýklarýný ve basýn desinatörü olarak
çalýþtýklarýný söylerler.
Bazýlarý, gazete deðil, gülmece çizeri
olduklarýný belirtirler. Bazýlarý da gülmeceden
söz etmenin sakýncalý olduðunu,
gülmecenin dikenli bir konu, korkutan
bir silah niteliði taþýdýðýný öne
sürerler.’(2)
HIFZI TOPUZ
‘Caricature’ beni özgün bir sanat
þekli olarak ilgilendirmiyor. Aslýnda sadece bir iletiþim
aracý. Ýnsanlarý benzetmeyi öðrendim çünkü, spesifik
kiþileri çizerken göðüslerine
adlarýný yazmak
istemiyordum.’(4)
EDWARD
SOREL
‘Bir
‘cartoon’ çizgisinin kalitesinden ziyade, oluþturduðu konu nedeniyle önemlidir. Konu iyiyse, bunu herkes çizebilir. Oysa ‘caricature’ün farklý bir kalitesi vardýr. Bunu ancak ‘abstract’
(soyut) sözcüðü ile
tanýmlayabilirim. Picasso, Lautrec, Hokusai karikatürcü mü, grafik sanatçýsý mý,
yoksa ressam mýdýrlar. Kanýmca hepsi de karikatürcüdür.’(4)
AL HIRSCHFELD
‘Modern
sanatçýlar
hakkýnda istediðinizi düþünebilirsiniz, ama onlarýn, hiç olmazsa “doðru” çizebilme
yeteneðinde olduklarýný kabul edecek kadar
güvenmeliyiz bu sanatçýlara. Eðer “doðru”
çizmiyorlarsa, bunun nedeni, Walt
Disney gerçeklerine oldukça
yakýndýr.(...) Picasso
bir horozun çiziminde, yalnýzca görünüþünü
vermekle yetinmemiþ,
horozun
saldýrganlýðýný, kibirini ve bönlüðünü de dile getirmek istemiþtir. Baþka bir
deyiþle karikatüre baþ
vurmuþtur. Ama çok inandýrýcý bir
karikatüre.(1)
E.H. GOMBRICH
“Saçlarýn sarýþýn rengini
abartýyorum, portakal rengini, krom rengini, limon rengini anlýyorum ve baþýn
arkasýna, odanýn sýradan duvarýný deðil,
sonsuzluðu boyuyorum. Basit bir dipdüzeye, boya tablasýnýn verebileceðig en yoðun ve en zengin
maviyi sürüyorum. Sarýþýn ve parlak baþ, gökte bir yýldýz
gibi, mavi yüklü dipdüzey üzerinde, gizemlice belirginleþiveriyor. Ah
sevgili dostum, seyirci bu abartmada
karikatürden baþka bir
þey görmüyor. Ama umurumuzda mý bizim?”(1)
VINCENT VAN
GOGH
‘Leonardo, Jakond’un yüzünü
önden çizmiþ, belki daha esrarlý olmasýný
saðlamak için Sfumato tekniðini kullanmýþ; yani “dumanlý” teknik .
Gelgelelim, Leonardo’nun
hýnzýrlýðý tutup, o yaman karikatürleri
çizince defterine, neredeyse burnu çenesine
dayanan suratlar çizmiþti yanlamasýna. Çirkinliði çiziyordu, korkunçluðu... Mevlana’nýn Mesnevi’de
dediði gibi, güçlü
ressam güzeli çizdiði kadar
çirkinliði de yansýtabilmeli.’(5)
ABÝDÝN DÝNO
“GEORGE
GROSZ: 26.7.1893’te Berlin’de
doðdu. 6.7.1959 ‘da Berlin’de öldü.
Ressam, çizer ve yazar. 1918 yýlýnda Richard Huelsenbeck aracýlýðýyla
Dada hareketine katýldý. 1919
yýlýnda Wieland
Herzefelde ile birlikte “Die Pleite “, Franz Jung ile birlikte
“Jederman sein eigener
Fussball” ve Carl Einstein ile
birlikte “ Der blutige Ernst”
dergilerini
yayýnladý. Alman
burjuvasýný
ve Alman militarizmini en acýmasýz
biçiminde ele alan karikatürist oydu.
1932’de A.B.D.’ye iltica etti.”(6)
HANS RICHTER
“Dada
bir zamanlar
burjuvalarýn korkusuydu; bugün
ise tarihsel bir olay.’(7)
Dr. WERNER ROSS
‘Arp
ile Lissitzky’nin (1925’te) yayýnladýklarý ve 1924’ten 1914’e doðru geriye uzanan
modern sanatla ilgili
Art - isms (Kunstismen) adlý
incelemelerinde Verist
sanatçýyý ‘çaðdaþlarýnýn çirkin suratlarýna ayna tutan biri’ olarak tanýmlýyorlardý. O yýllarda önemli
bir resim simsarýyla
sözleþmesi olan Grosz
grafik
çalýþmalarýný azaltmýþ, daha çok
resme aðýrlýk
vermiþti. (8)
NORBERT LYNTON
“Modern sanatýn
klasik kurallardan uzaklaþmasý, doðal olarak, gerçek karikatürün gücünü
kaybetmesine yol açtý ve karikatür amerikalý David Levine’in
yapýtlarýnda olduðu
gibi, ünlü kiþileri
yermekten çok öven bir araç haline
geldi.”(9)
‘ Levine, bir santçýnýn hem
galeri için çalýþabileceðini anlamýþtýr. Kendisi halen
basýn için portre karikatürü,
sergileri çin ise
sulu boya resimler yaparak iki ayrý yol
izlemektedir.’(4)
‘Ýþin tuhafý karikatür affedicidir,
çünkü insanýn en kötü yanlarýný teþhir ederek onlara
gülünülmesini saðlar.’(4)
RALPH STEADMAN
TULIO
PERICOLI 1936 yýlýnda Colli
del Tronto’da doðdu. Milano’da politik
hicivci, sosyal eleþtirmen, illüstratör, reklam
sanatçýsý, ressam, ahlak
sanatçýsý, heykelci ve televizyon
tasarýmcýsý olarak yaþamýný
sürdürmektedir.(10)
‘Pericoli biraraya getirdikleri için çok geniþ ve farklý
malzemeler kullanmaktadýr: Van Gogh’dan Japon resim sanatýndan,
on sekizinci yüzyýlýn eðitsel amaçlý plaka
çalýþmalarýndan, çok
çeþitli dönemlerim katalog ve dekorlarýndan.’(11)
UMBERTO ECO
‘Bazý þeyler
kaygandýr; bir ýþýk hüzmesi, belki de bu yüzden Turner’a yöneldim; bir
gerçeðin aydýnlanmasý, belki de bu yüzden Steinberg’e yöneldim; benliðimin içindeki
bir titreþim, belki de bu yüzden zaman zaman Klee’ye yöneliyorum. Bu sevdiðim bir oyun.’(11)
TOLIO PERICOLI
‘Paul
Klee’nin Bauhaus yýllarýndaki
çalýþmalarý arasýnda yer alan Ýp
Cambazý, modelin gerçekliðiyle deðil iki boyutlu düzlemin
gerçekliðiyle ilgilenir. Tam bu noktada , karikatürle
yüzyýlýn sanat arasýndaki örtüþmeye tanýk
oluyoruz. Aslýnda karikatür, daha baþýndan beri söylemini
modelden uzaklaþma üzerine kurmuþ, sözünü de, modelden
uzaklaþarak yarattýðý yeni anlam katmanlarýnda
aramýþtýr. Gombrich, 16.yüzyýl sonlarýnda, karikatürün
öncülerinden Caracci kardeþlerin,
modellerinin yüzlerini hayvanlara ya da
cansýz nesnelere dönüþtürdüklerini belirten yazýlý
kaynaklardan söz eder. Karikatürü 20.yüzyýl sanatý içindeki
yerine oturtan ürünler bu
uzaklaþmayý zorunsuz bir iliþkiye
dönüþtürecektir.’(12)
AYKUT KÖKSAL
‘Ýkinci dünya savaþý
yýllarýnda çaðdaþ karikatürün kurucusu Saul Steinberg
olmuþtur. 1914’te Romanya’da
doðan Steinberg 1932’de Milano’ya yerleþmiþ
ve burada mimarlýk
eðitimi gördükten sonra 1943’te
Amerika’ya göç ederek Amerikan vatandaþý olmuþtur.
Yapýtlarýný önce New Yorker dergisinde
yayýnlayan Steinberg kýsa
zamanda dünyanýn en büyük
çizerlerinden biri olmuþ ve 1945’te Paris’teki Amerikan Elçiliðinde
düzenlenen bir karikatür sergisiyle kendini bütün dünyaya kabul
ettirmiþtir.’ (13)
HIFZI TOPUZ
“Esquire dergisinin desen direktörü
Milton Glaser, Steinberg’i ‘bir dizi
olaðandýþý deðiþim sayesinde
bellibaþlý bir sanatçý haline gelmiþ ‘ bir
karikatürcü olarak görüyor. ‘..Bu yolda onun baþýna neler
geldiðini anlamak gerçektende çok zordur; yalnýzca kendi
dönüþümü açýsýndan deðil, izleyicilerin bu
dönüþümü nasýl gördükleri açýsýndan da öyle ki,
çizim vasýtasýyla edebi ve sosyal bir eleþtirmen olarak
çalýþmayý sürdürürken, kendine özgü bir Amerikan
ressamý olmayý da baþardý. Bunlarýn ikisini
birden ayný anda yapan tek kiþi, onu gördüm.’’’(14)
ROBERT HUGHES
Son
söz : Sanat yoktur, sanatçý vardýr; karikatürcü de bir
sanatçýdýr, ama farkýnda deðil.
KAYNAKLAR :
(1)
Sanatýn öyküsü, E.H. Gombrich, Çev.:Bedrettin Cömert, Remzi
Kitabevi,1986
(2)Ýletiþimde
Karikatür ve Toplum’un önsözünden, Hýfzý Topuz,1986
(3)Büyük
Larousse Ansiklopedisi, ‘Daumier’ maddesi.
(4)The Savage
Mirror - The Art of Contemporary Caricature, S. Heller - G. Anderson, Watson
Guptýll Publications / NY, 1992
(5)Yüzler,
Abidin Dino - Yaþar Kemal, Ada Yayýnlarý, 1994
(6)Dada 1916 -
1966, Hans Richter, Çev.: Mustafa Tüzel, Birey Yayýnlarý, 1993
(7)Dada 1916 -
1966 Sergi Kataloguna Sunu’dan, Dr. Werner Ross - 1966
(8)Modern
Sanatýn Öyküsü, Norbert Lynton, Çev.:Cevat Çapan - Sadi Özdiþ,
Remzi Kitabevi, 1982
(9)Büyük
Larousse Ansiklopedisi, ‘Karikatür’ maddesi.
(10)Woody,
Freud and Others, Tulio Pericoli, Prestel, 1989
(11)Woody,
Freud and Others, Tulio Pericoli, Georg Ramseger’in sunusu, Prestel, 1989
(12)Zorunlu
Çoðunluk - Tan Oral’ýn Pencere Betimleri, Aykut Köksal, 1994
(13)Ýletiþimde
Karikatür ve Toplum, Hýfzý Topuz, 1986
(14)Steinberg’in
Fantastik Dünyasý, Robert Hughes, Çev.: Sevin Okyay Güldiken, Sayý 1 - 1993
ASYA’DA RESÝM - KARÝKATÜR
ÝLÝÞKÝSÝ / JOHN LENT
Batýla
dünyada ‘Amerikadan çok Avrupa’da), karikatürün ayrýlmaz bir
þekilde resim sanatýyla baðlantýlý oluþu
zaten önceden saptanmýþtý. Kendilerine “özcüler” diyen bir
grup bu fikri reddetse bile kanýtlar onlarýn meydan
okumalarýný kesti.
Þunlarý dikkate
alýnýz:
1-)Karikatür
(çizgi roman) özellikleri; abartma, parodi, alay, mizah, zeka veya kenar
yazýlarý birçok deðerli ressamýn
çalýþmalarýnda mevcuttur. Ýsim vermek gerekirse
Daumler, Mogarth,Topffer, Toulouse - Lautrec, Goya, Miro, Picasso bunlardan bir
kaçý.
2-)Tanýnan
ressamlar ve diðer çizerler, kariyerleri boyunca karikatürle zaman zaman
uðraþtýlar, en azýndan Grosz, Feinmger, Kollwrts,
Pascin, Gris, Kupha ilk akla gelenler.
3-)Karikatürün çeþitli akýmlarýnda ki
öncüler ressamlardan oldu bunlarýn aralarýnda Busch, Mc Cay, Nast
sayýlabilir.
4-)Bazý
durumlarda,ressamlar karikatür karakterleri ve sahnelerini, eserleri için
kaynak yaptýlar, (iþlem sýrasýnda karikatürü resime
çevirdiler.) özellikle Warhol ve Lichtenstem
5-)Buna
karþýlýk belirli karikatüristler, çeþitli resim
ekollerine yaklaþtýlar ve kendi çizgi romanlarýnda
kullanmak üzere birçok teknik aldýlar: Mc Cay ve Sterett - sürrealizm;
Ferninger - Cubrssn; Gould, Ersner ve Clay Wilson Expresyonizm, veya Marsal -
Modernism.
Benzer þekilde Asya Resmi de
karikatüre özgü özelliklere yabancý deðildir. Heykeller, Eski,
desenli kaðýtlar, oyulmuþ tahtalar ve diðer çizimler
karikatür özellikleri içeriyordu.
Anlatýmý olan resimli
kaðýtlar, sýralý bir þekilde alay, abartý
ve mizah içeriyordu ve yüzyýllar önce Hindistan, Japonya ve Çin de
okunuyordu. Hindistan’da, 12.yüzyýl da Patas ortaya çýktý;
parlak renklerle resimlenmiþ mitoloji veya sosyal adaletsizlik üzerine
hikayeler. Japonya’da 80 Feet’e kadar boyu olabilen, anlatýmlý
resimli kaðýtlar, kaba bir mizah tonu ekledi. En önemlisi Chojugiga
(hayvanlý parþomenler), 12. yy. baþrahibi Toba Sojo’nun
yaptýðý düþünülüyor. Schodt’a göre “karikatürün ilk gerçek
þaheseri”. Chojugiga, insanmýþ gibi davranan
hayvanlarý gösteriyordu.
Birçok eski Japon porþömeni, tema
olarak serbest ve kabaydý, týpký bugünkü Japon çizgi
romanlarý manga’lar gibi. Çin’de bir öyküyü karikatürü resimlerle
anlatma geleneði Batýlý Adam Hanedanlýðý
ile baþlar (206 MÖ. - 25MS). Yuan ve sonraki hanedanlýklarda,
resimler büyüdü ve sayfanýn yarýsýný, hatta
bazý durumlarda diðer sayfanýn tamamýný kaplar
hale geldi.
Karikatür eski Asya sanatýnada
oldukça nüfuz etmiþtir, gömüt ve heykelleriyle 3000- 7000 yýl
öncesine kadar Çin’de ve 1000 yýl öncesine kadar Hint tapýnak
heykellerinde. Karýnlarýna çizilen vahþi
suratlarýyla ralýshasas’lar (iblisler), Khajuharo ve Konarak
tapýnaklarýnda ki gibi
oldukça uygunsuz cinsel hareketler, ortaçaðda, Hindistan’daki karikatürün
açýk örnekleridir. Mughal mahkemelerindeki kiþilerin Akba (1542-
1605) tarafýndan ilk kez yapýlan psikolojik portreleri, ortaya
daha sonra Rajasthani çizerlerinin taklit edeceði eðlenceli
karikatürler çýkardý.
Japonya’da Edo zamaný tahta
baskýlar (ukiyo- e), sonradan whistler, Manet, Maret, Van Gogh,
Toulousse- Lautrec ve Rosetti gibi bir çok ustayý etkileyecek yüksek
seviyeli bir karikatür türü
yarattý. Genelde kabuhi oyuncularýný ve soylular ile
samurai’larý gösteren karikatürler oldukça
çarpýtýlmýþ canlý renklerle
boyanmýþ ve dönemin kusurlarý ile ilgili olmuþtu.
Tahta baskýlar Japon çizgi -
romancýlýðýnýn doðuþunda önemli rol
oynadýlar. Öncelikle çizgi romanlarýn adý manga, ünlü
ukiyo-e sanatçýsý Mokusai Katsushika tarafýndan
bulundu(1760- 1849); 1804’de. 1702 de ise Shumboku Doha ukiyo-e’nin 20
sayfasýný baðlayarak dünyanýn ilk çizgi -
romanýný yapmýþtý bile. Güçlü öyküler ve
mizahi konular içeren bu kibyoshi’ler (sarý kapak) binlerce kopya
satýyordu.
Alay, nükte ve oyunculuk Asya resimlerinde
boldu ancak mizahýn incelikleri bazen kolay anlaþýlmayý
engelliyordu. Çin sanatýnda mizah, kelima oyunlarý ve diðer
metni süsleyici þeyler olan halk öyküleri ve sanatçýlarýn
felsefeleri etrafýnda dönüyordu.
Fu’nun dediði gibi birçok karikatürist,
þimdi bile, ilham almak için geçmiþe bakmýþ, sembolizm
ve dolaylýlýk gibi geleneksel yaklaþýmlarý
“alaycý amaçlarý ifade etmek, sanatlarýna mizahý
sokmak, veya okuyucudan bir gülüþ, tebessüm almak için
kullandýlar.”
Ukiyo-e’yi takip eden ten resimleri oyuncu
bir hava içeriyordu; aslýnda Budizm’e komik bir ruh getiren ten resim
sanatýna suibohu (mürekkep
oyunu) deniyordu. Myers’a göre comic taraflar ten çözerlerinin
temalarýnda, stillerinde, alanlarýnda ve tekniklerinde hala
mevcut. Teknikleriyle ilgili olarak; doðaçlama bir ilhama izin verecek
kaðýtlar ve aletler seçerler, Myers’a göre “anahtarlara, karikatüre
benzeyecek þekilde.”
Ayný kendiliðindelik, Koreli
saray ressamý King Mong - do (1745 - 1818)’nun eserlerindede
vardý. Hýzlý, dolaysýz, basit stili ve sokaktaki
adamý hedefleyen konularýyla kim kesin bir þekilde Kore
resminden ayrýlarak, karikatüristlerin arasýnda
olacaðý bir noktaya geldi. Kim’in çizdiði, karikatürümsü
güreþ maçý Ssirum’u inceleyen bir akademisyen’e göre kim’in
eserleri daha önceden inanýldý gibi plansýz deðil,
bilinçli hazýrlanmýþ iyi kompozisyonla süslenmiþ bir
çalýþmanýn sonucuydu.
Birkaç
Asya’lý ressam kendi yaþadýklarý politik ve
sosyal dönemi kaybettiler. Bunlarýn arasýnda Çinli Zhu Da
(1626-1705) ve Luo Lnangfeng (1733-1799) bunlarýn, ikisi de fikirlerini
göstermek için politik satýr ve karikatür kullanýyorlardý.
Zhu- Da’nýn 1690’da çizdiði Tavuskuþlarý yerel
memurlarý, yumurta-biçimli dengesiz bir kayanýn üstünde duran ve
imparatorun geçmesini bekleyen çirkin tavuskuþlarý olarak
gösteriyordu. Sembolik olarak memurlarýn pozisyonlarý imparatora
yönelik övgülerine raðmen bayaðý sallantýlý
görünüyordu. Japon Ukiyo-e leride konuluydu, dönemi ve insanlarý
eðlenceli bir þekilde eleþtiriyordu.
Hintli çizerlerde sosyal satiristlerdi,
özellikle eserlerini Kali tapýnaðýndaki Kalighat
pazarýnda sergileyenler. 18. yy’nýn yarýsýndan
19.yy’a kadar bu anonim sanatçýlar zamanýn sosyal
gerçekliðini yansýtan canlý, hayat dolu resimler ürettiler.
Mizahlarý ve nükteleriyle Kalighat ressamlarý Hindistan’ýn
ilk gerçek karikatürist ve satiristleriydiler.
Daha yakýn zamanlarda, karikatür
birçok kez resimle bütünleþti. Japonya’da yaðlý boya resmin
ilk batýla öðreticisi Charles Wrrgman’dý; Japon
Punch’ýn kurucusu ve çizeri olarak Takahaschi Yurchi’ye yaðlý
boya öðretti. Çin’de karikatür alanýnýn öncüsü Feng Zikai Çin
karikatürünün köklerini resmi sanatta buldu.
Japonya’da bulunduðu bir sýrada
Feng Manga (çizgi roman) larýn doðallýðýndan,
kabalýðýndan ve günlük grotesh fatazileri
anlatmasýndan çok etkilendi. Bu sanat türüyle olan stilistik
baðlantýlarýndan dolayý editörler Feng’in
çalýþmasýna Manhua adýný vererek karikatürün
Çince adýný bulmuþ oldular.
Feng çizer olarak, sevimli, yaramaz
çocuklarla ilgili karikatürleriyle tanýndý. Ona göre basit bir
karikatürü kýsa bir þiirle birleþtirmek “engin insan
varlýðýný açýða çýkarmanýn”
en iyi yoluydu. Ýnanýyordu ki karikatür satirik ve eðlenceli deðil düþündürücü ve
aydýnlatýcý olmalýydý ve böylece
yansýtýcý bir sanat olurdu. Kendi sözleriyle, bir
karikatür basit “bir teknikte geniþ bir anlam taþýr.” Bu
düþünceler 1930’larda karikatüristler arasýnda ilgi çekti ve
karikatürlerin rolü üzerine tartýþmalar oldu: Toplu tüketilmesi
için bir çoðul ürün mü; sosyal içerikler için bir
taþýyýcý mý; dahice bir sanat biçimi mi;
yoksa kýzgýnlýðý reddeden direniþçi bir
propaganda aracý mý?
Feng gibi diðer çinli
karikatüristler de karikatürün sanatsal
deðerini yükselttiler. Örneðin Liao Bengxiong ve Ding Cong için
karikatür “içinde küçültülemez bir oyunculuk bulunan sanatsal bir aktivite”dir.
Liaoya göre gerçek sanatçý sosyal ve politik fikirleri olan bir vaiz deðil estetik güzelliklerin bir
arayýcýsý olmalýdýr. Bugün Asya’da birçok
sanatçý karikatürist olarak çalýþýyor. Bir
kýsmý sadece çizimden para kazanamýyor ve resim de
yapýyor ama birçoðu resim ve karikatürü bir bütünün
deðiþmez yarýlarý olarak görüyor.
KIBRIS TÜRK
SANATINDA KARÝKATÜRÜN YERÝ / MUSTAFA GÖKÇEOĞLU
Kýbrýs
gibi bir adanýn tarihsel süreç içerisinde, sanatsal geliþim
aþamalarýný gözler önüne dökecek bir yargý
koymanýn güçlüðünün bilincinde olduðumu belirterek söze
baþlamak isterim. Karikatür sanatýnýn geliþim süreci
konusunda söz söyleye bilmek için Kýbrýs Türk
Sanatý’nýn dökümünü yapmak gerektiði
kanýsýndayým.
Bilindiði
gibi, Kýbrýs Türk Toplumu sözel bir toplumdur. Yazmaktan çok
konuþmayý yeðleyen insanlarýz. Yýllarca
yazmayý hep savsakladýk. Bunun en büyük nedeni de birçok büyük
uygarlýklarýn yüzyýllarca
toplumsal yaþamýmzda etkili olmalarýdýr.
Yaþanan bu serüvenindoðal sonucu olarak atalarýmýz
sözel ürünleri çok fazla üretmiþlerdir. Ýnsanlarýmýz
bir yandan üretmiþler bir yandan da tüketmiþlerdir. Böylece sözlü yazýn
zaman içinde gelenek oluþturmuþtur. Öte yandan Kýbrýs
Türk Toplumunda her sevdalanan þiir yazýp þair
olagelmiþtir. Belki de toplumumuzda çok fazla þairin olmasý
bundandýr.
Sözel yazýn geleneðimizin oldukça
varlýklý olmasýna karþýn yazýya
dökülmediðinden, eski destanlarýmýzýn çoðunun
adý bile unutulmuþtur. En eski destanýn tarihi bir buçuk
yüzyýl bile geriye gitmemektedir.Çok sayýda halkbilim ürünümüz
olmasýna karþýn çaðdaþ
sanatçýlarýmýzýn bu alandan yararlanmayý
bildiklerini söyleyemeyiz. Sanat damarlarýný besleyecek onca
kaynak olmasýna karþýn bunlar çaðdaþ ürünler içerisinde yer
bulamamýþlardýr. Oysa dilimizden “kimlik” ve
“Kýbrýs duyarlýðý” sözcükleri
düþmemektedir.
Toplumumuzun dinsel
inanýþý gereði þiir, roman, öykü gibi yazý
türleri her dönemde yeterli ilgiyi görmüþtür. Eski gazete
koleksiyonlarý aralandýðýnda bol oranda þiire ve
tefrika romana rastlanmaktadýr. Þiirde, aruz ölçüleri ve hece
ölçüleri çok uzun bir süre hükmünü sürdürmüþtür. Bol denecek oranda
üretilmiþlerdir. Ne yazýk ki üretilenler hep içe yöneliktir.
Toplumsal estetik ölçütlerle konular iþlenmiþtir.
Dolayýsýyla uluslararasý baþarýya
ulaþýlamamýþtýr denebilir. Son dönemlerde
özellikle þiirde oldukça küçük bir sýçrama olmuþtur. Benim
de içinde bulunduðum az sayýdaki ozanýn þiirleri
yabancý dergi ve kitaplarda yer almaya
baþlamýþtýr.
Roman dalýndaysa durum biraz
daha karamsar tablo çizmektedir. Ülkemizde roman sanatý neredeyse
yok denecek düzeydedir. Beþ on yýlda bir, bir roman
yayýmlanmaktadýr. Hele oyun yazarlýðý konusunda
ne denebilir ki. Bir iki deneme dýþýnda söyleyecek söz
bulmak çok güç. Eskiden halkýmýzýn en önemli eðlencesi
olan “Karagöz” ve “ortaoyunu” olmasýna karþýn seyirlik
oyunlarýn, oyun yazýmýna
yansýmadýðýný görürüz. Söylediklerim öykü
yazýmý için de geçerlidir. Ben de yazým alanýna
öyküyle girmiþ olmama karþýn uluslararasý baþarýya
ulaþmýþ deðiliz. En büyük baþarýmýz,
Birkaç öykümüzün eserlerinin Türkiye’de yayýmlanmýþ
olmasýdýr. Türkiye’den öteye varabilmiþ deðeliz.
Oysa resim, heykel, karikatür dalýnda
açmazlar çok daha büyüktü. Bilindiði gibi Osmanlý Devleti bir ümmet
topluluklarýndan oluþmaktaydý. Osmanlý’da
inancýn odak noktasý da Ýslam diniydi. Baþka bir deyiþle müslim ve gayri müslim
temeli egemendi. Her ne kadar da Osmanlý din, dil, renk farký
gözetmediyse de yasalarý þeriat hükümlerinin ürünüydü. Günahlar,
sevaplar, suçlar, cezalar hep islam
terazisinde tartýlýrdý. Kur’an-ý Kerim’i
yorumlayanlar, aðýrlýklý olarak insan sureti çizmenin
günah olduðu inancýný hep sürdürmüþlerdir. Üretilen bu
anlayýþýn doðal sonucu olarak yüzyýllar boyu
resim-karikatür yapmak toplumumuzda hep günah
sayýlmýþtýr. Ýþte bu yüzden resim
sanatýmýz ancak son yýllarda geliþme göstermeye
baþlamýþtýr.
Karikatür sanatýnýn önündeki
engeller resim sanatýnýn önündaki engellerden kat kat fazla
olmuþtur. Olmaktadýr da. Günümüzde de geçerliliðini sürdüren
Ingiliz sömürge yönetiminden arta kalan “Zem ve Kadih Kanunu”
kýnýndan çekilmiþ
kýlýç örneði gülmeceyle ve karikatürle
uðraþanlarýn kulunçlarýnda beklemektedir. Üretilen siyasal
fýkralar ancak fýsýltýlarla
anlatýlabilmektedir. 1992 yýlýnda
yayýmladýðým, “Kýbrýs Halk
Fýkralarý” adlý kitabýmýn ilk
sayfasýna þu notu düþmek zorunda
kalmýþtým.
“.... ve biline ki kitaptaki
fýkralar birer yakýþtýrmadýr. Gerçeklerle
yakýndan ya da uzaktan bir iliþkileri ilgileri hatta ilintileri
bile yoktur. Bu böyle bellene...”
Kýbrýs’ta, Ingiliz sömürge
yönetiminden sonra Kýbrýs Cumhuriyeti kuruldu.
Kýbrýs Cumhuriyeti yýkýldýktan sonra
Kýbrýs Türk Otonom Yönetimi, Kýbrýs Türk Federe
Devleti kuruldu. Devletler yýkýldý. Devletler kuruldu ama
“zem ve kadih kanunu” her dönemde politikacýlarýn kalkaný
olarak kaldý. Siyasiler sömürge yönetimi arttýðý,
fosil sayýlacak bu yasaya her dönem dört elle sarýldýlar.
Dünya ölçeklerinde çaðdaþ bir yasanýn
çýkarýlmasýný akýllarýnýn
ucundan bile geçirmediler. Böylece çaðdaþ gülmecenin ve karikatür
sanatýnýn göverip geliþmesini önlediler. Bu yasa nedeniyle
karikatür sanatçýlarýmýza soruþturmalar- davalar
açýlmýþ yýllar boyu mahkemelerde
süründürülmüþlerdir. Tüm bunlara karþýn bir avuç yürekli
karikatürcü olumsuzluklarýn üzerine gözlerini kýrpmadan gitmeyi
bilmiþlerdir. Çok geçmeden de çalýþmalarý meyvelrini
vermiþtir. Hem de tüm olumsuzluklara karþýn büyük aþamalar
elde edilmiþtir.
Karikatür sanatýnýn toplumumuzda iyi
algýlandýðý söylenemez. Dahasý
aþaðýlak bir sanat olarak görenler bile olmuþtur.
Olmaktadýr da. Toplumumuzda horlanýp aþaðýlanan
kiþilere “karikatür herif” söylemi o günlerden kalmadýr. Sözü
edilen söylem bana kadar ulaþtýðýna göre günümüzde bile
karikatüre yaklaþým konusunda söylenecek çok söz vardýr.
Ben kendimi bildim bileli toplumumuzun gündemini siyasal ve militarist olaylar
oluþturmuþtur. Böylesi siyasal ortamlarda sanatýn pabucunun
dama atýldýðý bir gerçektir. Hele karikatür gibi
temeli eleþtiriye dayanan bir sanatýn , böyle coðrafyalarda
geliþip yaygýnlaþma koþullarýný
kýsaca düþünmek yeter. Baþka söze gerek yoktur
sanýrým.
Olumsuz koþullara karþýn
bir avuç yürekli insanýn dirençli çalýþmalarý sonucu
karikatür sanatýnda epeyce yol alýnmýþtýr.
Ortaya konan uðraþýn önemini anlamak için adalarda
yaþayan kapalý toplumlarýn konumunu göz önüne getirmek
gerekir. Açmazlarla boðuþan mizah ve karikatür
sanatçýlarýnýn ulaþtýðý
aþamayý ortaya koymak için serüvenlerinde geldikleri
noktayý ortaya koymak gerekir.
Karikatür
sanatçýlarýmýzýn
kabuklarýný yýrtmada en büyük etken kuþkusuz
çizginin evrensel niteliðidir. Þunu da vurgulamak gerekir; küçük
toplumlarda bireyler birbirlerini tanýdýklarýndan
aralarýndaki iliþkiler çok sýcaktýr. Birlikte
gülerler, aðlarlar ve þakalaþýrlar.
Kýbrýs Türk Toplumunun ilk
mizah gazetesi olan “Kokonoz”un yayýmlanýþ tarihi (1896 -
1898) ondokuzuncu yüzyýlýn sonlarýna kadar
uzanmaktadýr. Adýný deðiþtiren “Kokonoz” bu kez
de “Akbaba” (1897 - 1898) mizah gazetesi olarak karþýmýza
çýkmýþtýr. Bunlarýn ardýndan “Davul”
(1922 - 1923) ve “Zýrýltý” (1947 - 1948) isimli mizah ve
karikatür gazeteleri yayýmlanmýþtýr. Özellikle
“Davul” mizah gazetesinin, Kýbrýs Türk Karikatür Sanatýnda
Çok Önemli bir yeri vardýr. Kýbrýs Türk Karikatür
Sanatý ilk kez “Davul”da yayýmlanmýþtýr.
Sözün özü, Kýbrýs Türk
basýnýnda ilk karikatürcü dendiðinde Ahmet Rifat Efendi
gelir. Onu Ýsmet V. Güney, Þevki Çankaya ve Ramiz Gökçe izler.
Kýbrýs’taki sanat
dergilerinin biri kapanýr biri açýlýrken toplumumuz
“Karga” (1964 - 1965) ve ardýndan da “Amcabey” (1965 - 1966) mizah
dergileriyle tanýþtý. Bu dönemde karikatür kervanýna
Güner Pir, Erdoðan Baybars, Erten Kasýmoðlu ve Serhan
Gazioðlu gibi adlar da katýlmýþtýr.
1980’li yýllarda Kýbrýs
Türk Karikatür Sanatý evrenselliðe açýldý. Musa
Kayra’nýn baþýný çektiði bu dönemde özgün
örnekler sergilenmeye baþlandý. Dönemin günlük gazetelerinde
Serhan Gazioðlu, Musa Kayra, Hüseyin Çakmak, Alper Susuzlu, Mustafa Tozaký,
Mehmet Ulubatlý, Bertan Soyer, Cemal Tunceri, Utku Karsu, ve Arif
Albayrak gibi kiþilerin eserleri uluslararasý karikatür
etkinliklerin de ve yayýnlarýnda yer almaya
baþlandý. Çok geçmeden Kýbrýs Türk Karikatürü
Sanatý çiçek açtý. Ulusal ve uluslararasý
yarýþmalardan umutlu haberler gelmeye baþlandý.
Karikatür sanatçýlarýmýzýn diðer sanat
dallarýna göre uluslararasý yarýþmalarda
baþarýlý olmalarýna karþýn yerli
basýnda yeteri kadar ilgi gördüðü söylenemez. Çünkü
Kýbrýs Türk Toplumunda baðýmsýz ve ticari
anlayýþta gazete yayýmlanmamaktadýr.
Kýbrýs Rum Toplumundaki karikatür sanatý ve
sanatçýlarý gerekli mesleki ilgiyi bulurken, Kýbrýs
Türk Karikatür Sanatý ve sanatçýlarý, henüz daha karikatür
sanatýyla hayatlarýný kazanamamaktadýrlar. Tüm
bunlara raðmen Kýbrýs Türk Karikatür sanatý ve
sanatçýlarý, Kýbrýs Türk Toplumunda önemli bir
siyasi ve sanatsal güç olarak mücadelelerini sürdürmektedirler. En büyük
dileðim karikatür sanatýmýzda olduðu gibi diðer sanat
dallarýmýzda da uluslararasý
baþarýlarýn kazanýlmasýdýr.
SANATTA KARÝKATÜR / ORHAN BIRGIT
Profesyonel bir
gazeteci olarak, ne zaman bir yazý hazýrlamak için masanýn
baþýna otursam, düþüncelerini karikatür çizgileri ile eyleme
dönüþtürmeyi baþaranlara gýpta etmiþimdir.
Benim sayfalar
dolusu yazý ile anlatmaya çalýþtýðým
konularý karikatür sanatçýsý, iki bilemediniz üç çizgi ile
oluþturarak okuruna dilediði mesajý ulaþtýra
bilmektedir. Eski kuþaðýn karikatür sanatçýsý,
portre aðýrlýklý çalýþmalarý
tercih ederdi. Ayný kuþakiçin, yapýtýn salt çizgi
ile tamamlanmasý söz konusu deðildi. Lejadn dediðimiz, resim
altý yazýlarý ile verilmek istenilen mesajýn
güçlendirilmesi istenilirdi.
Karikatür
sanatçýsýnýn asýl amacý,
dünyanýn çeþitli
yörelerinde farklý renk soy yada ýrktaki insanlarý, hangi
dine yada inanýþa baðlý olduklarýný
araþtýrmadan siyasal düþünceleri arasýnda kamplar
kurmadan barýþ ve hoþgörü içinde ortak bir dilde
konuþturmaya yöneltmektir.
Ortak dil,
“çizgi” dir.
Ýnsanoðlunun,
maðara kayalarý üstünde kendisini anlatmak amacý ile
oluþturduðu çizgilerden günümüz karikatür dünyasýnýn
yapýtlarýna ulaþan çizginin baþarýsý,
onun sanata dönüþümü ile doruða çýkmýþtýr.
Dünyanýn
bir çok önemli kentinde, bu dönüþümü sergileyen karikatür müzelerine
giden yol, çizgi ustalarý için düzenlenen uluslararasý
yarýþmalarla, festivaller ile destekleniyor. Karikatür
artýk, salt bir gazete yada dergi sayfalarýnda yer almakla
kalmayan, kimi evlerin resim sanatý ile ilgili seçkin örneklerinin
yanýnda görünen yapýtlara da adýný veriyor.
Albümlerde yer
alýyor ve bu albümler, kalýcý niteliði ile
kitaplýklarýn vazgeçilmezleri arasýnda
deðerlendiriliyor. Kimi kiþiler, beðeni kazanmýþ bu
tür karikatürlerden oluþan, özenle basýlmýþ
kartlarý, baþka insanlara ulaþtýran iletiþim
zincirleri kurmayý yeðliyorlar.
Böylelikle
hergün daha büyüyen, daha geliþen yeni bir sanat dalý olduðunu
kanýtlýyor karikatür.
Onbeþ
yýldýr sürdürdüðümüz “Uluslararasý Hürriyet Karikatür
Yarýþmasý”nýn baþarýsýnýn
altýnda da, karikatürün sanatsal yönünün aðýr
basmasýna gösterdiðimiz özen vardýr.
“ Aydýn Doðan
Vakfý Yürütme Kurulu Baþkaný”
KARÝKATÜR SANAT MI? / ÖNDER ŞENYAPILI
Karikatür sanat
mý?..
Ýlk 6
sanat dalý
arasýnda adý geçmiyor. 20.yüzyýla damgasýný vurduðu
öne sürülen sinema
ise, henüz yüzyýlýn baþýnda varolan
6’ya eklenmiþtir.
Varolan 6
sanat neydi: Resim, yonut,
tiyatro, mimarlýk, müzik, edebiyat...
...ve sinema
7.sanat.
Canudo,
sinemayý “7. sanat” diye
kimliklendirdiðinde
takvimler 1910
yýlýný
göstermekteydi. Oysa, 1840 yýlýnda kullanýma giren fotoðraf, resim
sanatýnda dramatik deðiþim ve geliþimlere yol
açmasýna
karþýn sanat olarak
benimsenmiyordu. Hala da benimsenmiþ deðil.
Karikatüre gelince: Karikatür sözcüðü ilk kullanýldýðýnda yýl
1646’ dýr. Fotoðraftan
yaklaþýk 200
yýl öncedir resmen
ortaya
çýkýþý.(Resmen diyoruz, çünkü 1500’lü
yýllarda Albrecht Dürer
olsun, Leonardo da Vinci
olsun gayrýresmi karikatür
çalýþmalarý
yapýyorlardý. Daha
doðrusu, insan yüzünü çarpýtarak çizme alýþtýrmalarý
yapmaktaydýlar.) Ama, týpký fotoðraf gibi,
karikatür de varolan 6’ya eklenmemiþtir. Hala da
eklenmiþ deðil.
Bu durumda, baþtaki soru þöyle
de yöneltilebilir:
Karikatür sanat
deðil mi?!.
Oysa,
çizgi sanatý deyip duruyoruz.
Hemen belirtelim ki, doðru söylüyoruz.
Ve karikatür
sanat mý deðil mi sorusunun
yanýtý da bu anlatýda (ifadede) gizli.(Belki de açýk seçik demek gerek.)
Çizgi karikatürün
temel ögesi olduðu
içindir ki, karikatürü
çizgi sanatý diye
anýyoruz.
Ama, denebilir
ki, 7’ler arasýnda böyle bir sanat da yok!
Doðrudur;
yok.
Ama, 7’ler
arasýnda resim sanatý
var.
Nasýl tanýmlamýþtý Bedri Rahmi Eyuboðlu resmi:
“Resim
sanatý dört direðe dayanýr.
Dört küheylan
çeker arabamýzý.
Bir çizgi, biri
leke, biri renk, biri de miniminnacýk benek.”
Ressam
çizgiyle, lekeyle, renkle, benekle; bunlardan
yalnýzca birini, birden çoðunu veya da hepsini birlikte
kullanarak biçim(ler) yaratýr.
Yukarýdakilerden yalnýzca birini, çizgiyi
kullanýr karikatürcü.
(Yanlýþ
anlaþýlmayý
önleyelim:Elbette ötekileri kullanmasý yasak deðil; isterse
lekeyi, rengi, beneði de kullanabilir. Kullanýyor da. Gelgelelim,
aslolan çizgidir. Birincildir çizdi
karikatürde. Ötekiler ikincil.
Çýkarýn atýn rengi renklendirilmiþ bir karikatürden
deðiþen bir þey olmaz. Çýkarýn atýn rengi
bir yaðlýboya/suluboya /pastelle boyanmýþ resimden,
ortada resim kalmayabilir.)
Ramiz
(Gökçe)’nin 1952’de dediðini anýmsayalým:
“Karikatür resmin
basitleþtirilmiþ ve sadeleþtirilmiþ bir
þeklidir.”
Þöyle
desek de olur mu:
Yalnýzca çizgi
kullanýlarak
yapýlmýþ
resme karikatür denir.
I-ýh, olmadý!
Karýþýklýða yol açabilir. Örneðin, karakalem
deseninin özet tanýmý da,
aþaðý yukarý, böyledir. Gerçi, desen
yapýmýnda leke ve benek
de kullanýlýyor ama,
yalnýzca çizgiyle de yapýlýyor. Her ne denli karikatürcü
desen çiziyorsa da, desen
karikatür deðil. Ressamýn deseni
ile karikatürcünün deseni
ayrýmlý.
Karýþýklýðý önlemek
için mizah ve hümor sözcüklerinden yararlanmalý mý?
Yararlanmalý ama,
önce bu sözcüklerin ne anlama
geldiðine bakalým.
Hýfzý Topuz,
Ankara 2.Uluslararasý
Karikatür Festivalinde anlattý ki:
“...Mizahý
biz çok kez gülmece, güldürü,
latife, nükte, fýkra, istihza, hiciv, alay, espri anlamýnda kullanýyoruz.
Ama humour
bunlardan hiçbiri deðil
galiba.(...)...humour nedir?
Humour çizgide de olur, sözde de,
yazýda da, yüz- göz, kol-bacak,
hareketlerinde de. Mimetisme
denen taklitçilik de bir humour türüdür.(...) Humour...
komik’ten deðiþik bir
içerik
kazanmýþtýr. Komik
sözcüðü genelde toplumun,
yadýrgadýðý
yanlýþlar ve saptýrmalar karþýsýnda
gülmesini belirtir.
Humour’da ise anlamsýzlýklara,
alýþkanlýklara
ters düþen davranýþlara karþý bir tepki vardýr.(...)
Bu sözlerin
ýþýðýnda Humour þöyle tanýmlana bilir: Humour insanýn gülünç
bir durum yada
saçmalýk
karþýsýnda
ciddi bir görünüm
takýnarak
neþesini
saklamasý ve duygularýný soðukkanlýlýkla anlatmasýdýr.
Mizah bu
deðildir elbette.”
Topuz’un uyarýlarýný dikkate
alarak, karikatür için
þöyle bir
taným daha eksiksiz
olacak gibi:
Yalnýzca çizgi
kullanýlarak
yapýlmýþ
mizahi ya da hümoristik resme
karikatür denir.
Ama, Topuz’un
bir uyarýsý daha
var:
“Karikatürde genelde
bir kavga, bir baþkaldýrý, bir þiddet havasý egemen olur. Karikatür yýkýcýdýr, toplum düzeni
ile, kurum ve kurallarla
alay eder. Karikatürü gören
kiþi konuyu hemen anlar, karikatür baþarýlý ise
kahkahayý basar.
Hümoristik desen’de
ise okuyucu yavaþ yavaþ
etkilenir, düþünür, gülümser.Tüm
mesaj çizgilerdedir.
Genelde desenin içine
balonlar yerleþtirilmez,
alt yazýlar (lejand’lar) yoktur. Konunun siyasal ve güncel
olmasý da þart deðildir.”
Bu uyarý da dikkate
alýnýnca, tanýmýn ikili
yapýlmasýnda
yarar var:
Yalnýzca çizgi
kullanýlarak
yapýlmýþ
mizahi resme karikatür, hümoristik resme ise
hümoristik desen denir.
Bir þey
daha: karikatür veya da hümoristik
desen çizerleri yalnýzca çizgi kullanmakla
yetinmiyorlar artýk.
Örneðin, Selçuk Demirel ýþýk ve gölge
tekniðinden yararlanýyorlar
yoðun olarak. Örneðin,
Nezih Danyal, özellikle son
dönem
çalýþmalarýnda, çizginin yaný
sýra renke aðýrlýk veriyor.
Resim, desen,
çizgi, renk... ýþýk
ve gölge tekniði... Kilit sözcükler. Bunlara perspektif tekniði,
anatomi bilgisi, vb.’ni de ekleyince
karikatürden deðil de, resim sanatýndan konuþuyoruz
sanýlmaz mý? Kökende, bu saný doðrudur. Kökende, resimden, resim
sanatýnýn bir alt - dalýndan konuþmaktayýz.
Zaten karikatürün doðuþu da bir
resim iþliðinde olmuþtur. Bologna’daki Incamminati adlý
resim akademisinin kurucularýndan önce
terzi, sonra ressam Annibale
Carraci’nin
iþliðinde bir oyun
olarak baþlayan
çarpýtýlmýþ
portre ve figür çizimleri ilk
adý konmuþ karikatürlerdir.
Adýný koyan da Carraci’dir. Ya da onun Arti di Bologna /
Bolonya sanatlarý adlý
kitabýna bir önsöz
yazan Mosini.
“Karikatürün esasý resim olduðuna göre”
diye baþlar sözlerine, 1952’de kendisiyle yapýlan
bir söyleþide, karikatürcü Ramiz (Gökçe) yöneltilen soruyu yanýtlarken. Biz de ayný
biçimde söze girip baþtaki soruyu
yukarýdaki
tartýþmalarýn ýþýðýnda
yanýtlayabiliriz artýk.
-Karikatür sanat mý?
-Karikatürün esasý resim olduðuna göre, evet.
“7’ler”
arasýnda karikatürün adý
yok ama, esasýnýn adý var: Resim.
Resim sanatý tarih boyunca ve özellikle 19.yy sonuyla 20.yy’da önemli
deðiþimlere
uðradý, yeni yeni akýmlar ortaya
çýktý, resmin
türleri çoðaldý,
yeni dallar verdi.Bugün
elektronik resim de yapýlýyor. Resmin alt -
dallarý da geliþti.
Geliþen alt - dallardan biri de karikatür.
Yukarýdaki
tartýþmalarý
anýmsayarak, - karikatür
ile hümoristik desen ayrýmýnýn yapýldýðý göz
önünde tutarak çizgi sanatý
diyelim; 20.yüzyýlýn ilk yarýsý sona ermek
üzereyken, yani Ýkinci Dünya Savaþý sonrasý çizgi
sanatýnda çok büyük deðiþimler oldu. Bu deðiþim, 1950’li
yýllarda Türk çizgi sanatýný etkiledi. Ama,
hepsinden önemlisi, dünyada ve
Türkiye’de çizgi sanatý resimden baðýmsýz bir dala
dönüþtü. Geçmiþte
karikatür de çizen ressamlar vardý. Savaþ sonrasý
çizgi sanatý kendi sanatçýlarýný yetiþtirdi.
Bugün çizgi sanatý baþka sanat
dallarýna can veriyor. Can vermek deyince, hemen akla gelen canlandýrma
sinemasýdýr. Kýsa
ve uzun metrajlý çizgi filmlerin yaný sýra canlandýrma karakterlerin doðal
aktör ve aktristlere eþlik ettiði
filmler de
yapýlýyor. Grafik (çizgisel) sanatlar karikatür ve hümoristik desenden geniþ
ölçüde yararlanýyor. Turhan Selçuk’un Abdülcanbaz’ý tiyatro
oyunu olarak sergilendi.Semih Balcýoðlu, yýllar önce, karikatürü seramike
taþýmýþtý. Ýki yýl önce
ise karikatürü oyun kaðýtlarýna uyguladý. Ahmet
Cihat
Hazardaðlý’nýn
plastipleri, bir süredir ortalýkta gözükmüyorlarsa da , unutulmadý. Nezih Danyal, uzunca bir süredir karikatür - resimler yapýyordu.
Danyal’ýn 1996’da yayýmlanan Globanadoluzeyþýn / Globanatolization albümünde
yer alan çalýþmalarý, resmin bu
alt - dalýnýn (çizgi sanatýnýn) ne denli
geliþtiðini ve ana daldan (resimden)
baðýmsýz
anlatý (ifade) gücünün
hangi düzeye ulaþtýðýný gösteren
nitelikteydi.
Dünyada ve Türkiye’de çizgi sanatçýlarý hem alan içinde özgün yaratýlar eldelemeye çaba
gösteriyorlar, hem de baþka sanat dallarýyla özgün sentezler
geliþtirmek / gerçekleþtirmek peþindeler.
Özgünü
yakalamak sanatçý kaygýsýdýr.
Çizgi sanatýnýn sanat
kimliðini almasý belki
resmin genlerini taþýmasýndan ötürüydü. Ama, o genleri
taþýmasaydý bile, özgünü yakalama çabasýndaki bunca
insanýn zihinsel eylemiyle önünde sonunda sanat kimliðini söke söke alacaktý.
GÜNLÜK BAND
ÇÝZERÝ OLMAK /
PİYALE MADRA
“ Artýk çizecek birþey bulamýyorum. Bu
iþ bitti! Kendime
baþka bir iþ
bulsam iyi olacak”
dediðim çok oldu.
Günlük band çizeri
olarak benim sýk
sýk içine düþtüðüm durumdur bu. Böyle
zamanlarda kaðýdý
kalemi
býrakýp
masadan
uzaklaþýrým.
Sonra içimde birþeyler kýpýrdar, masa beni
yeniden kendine çektiðinde kaðýda
mutlaka birþeyler dökülecektir. Ýþte o zaman
yüzüm güler keyfim
yerine gelir. Bulunan
iyi bir espirinin
ardýndan kendime olan
güveni tazelemiþ olmanýn verdiði
hýzla çizimler peþ
peþe gelir.
Yerimden kalktýðýmda artýk beynim ve vücudum
yorulmuþ olur ama
günün en hoþ
saatleride bunlardýr.
Hemen ardýndan da bir özgürlük
duygusuna
kapýlýrým.
Birkaç günlük band
çizmiþ olmak, bana
çizim diþýnda istediðimi yapma
fýrsatý
verir. Arada masaya
bir yine uðradýðým olur.
Çünkü zamanla yarýþmakta olduðumu bilirim. Çizilen her band
o gün tüketilir.Hiç doymak bilmeyen
bir canavarý her
gün beslemek zorunda
olan bir tutsak
gibi.
Üstelik
bir band çizerleri
çabalarýmýzýn
karþýlýðý olan gülmeleri, gülümsemeleri göremez,
alkýþlarý duyamayýz.Okuyucunun tepkileri
ulaþamaz.Çizerler
masalarýnda
yalnýzdýr.Bilemediði,
göremediði,
dokunamadýðý için
çizerler.Ve bu her
gün sýfýrdan baþlayan bitmek bilmez bir
çabadýr.Çizer neyi çizer?Yine
onlarý.Bitmek
tükenmek bilmeyen, sonsuz
bir kaynak olan
insanlarý.Sevgileri, üzüntüleri, korkularý,
sýkýntýlarý, öfkeleri,
hýrslarý,
hayelleri ve aþklarýyla insanlarý.
KARÝKATÜR SANAT
MI? / RUDI HURZMAYER
Önce karikatürün Comic, Cartoon vesaire
gibi türler arasýnda gidip gelen yamuk çizgiler sanatý
olduðunu saptayalým. Þimdi karikatür sanat mý deðil mi konusuna tutucu mutucu
yaklaþýrsak, kim bu iþe sanat der - der mi? sorusu akademik
bir bulmaca sorusu olmaya aday sorulardandýr. Akademisyen
olmayanlar içinse böyle
sorularýn hiç mi hiç anlamý yoktur. Ben þahsen akademisyen
falan deðilim. Eðer gerçeði konuþacaksak, bu soru benim
içinde anlamsýzdýr. Sanat olsa ne olur olmasa ne olur? Akli
dengesi yerinde olan ayný çaðý
paylaþtýðým ama sanatla uzaktan yakýndan pek
ilgisi olmayan insanlar modern sanat
eserleri karþýsýnda kara kara düþünmeye koyulurlar. “Pöh, bu da sanat mý
sanki? Bu kadarýný ben de yaparým !”der. Hatta
bazýlarý Fiyatlara burun kývýrarak þöyle
lütfen bir bakýp “Bu kadarýný babaannem bile becerir!”
þeklinde fikir beyan eder. Akýlsýzlýk iþte...
Saygý duymasý gereken babaannesine de haksýzlýk
etmiþ olur böylece.
Kkarikatürleri gözden geçirenler ise pek nadir böylesi þüpheci
tavýrlara girerler. En fazla þu tür sorularla
karþýlaþýrsýnýz. “Allah Allah, Kimi
kastetmiþ burada?”, “Espiri bunun neresinde þimdi?”. Ýþte böyle sorular bir karikatürcü
için yüz kýzartýcý türden sorulardýr. Ama bir kere
gerçek sanatçýnýn eseri anlaþýlmadý
mý neredeyse prensip
icabý hiç mi hiç mi yüzü filan kýzarmaz. Hatta tam tersi,
eserinin deðeri daha da artar. Söz
eserin deðerine gelmiþken, deðinilmeden geçilemeyecek bir konu
daha var. Sanat eserlerinin astronomik
fiyatlarý ve karikatürlerin gülünç fiyatlrý. Hal böyle
olunca niçin bazý karikatürcülerin çizgilerini ille de sanat
eseriymiþ gibi göstermek istediklerini anlamaya baþlýyorum.
Biz karikatürcüler ürünlerimizi
gazetelerde, dergilerde sergileriz. Bir milyon satan bir yayýn
organýnýn þöyle böyle üç milyon okuru vardýr.Okurun
ortalama olarak her karikatürü 8 saniye
incelediðini varsayarsak, bu da tam 6.666 saat hoþça vakit
anlamýna gelir Bunun için 2000
DM - telif ücreti alýr çizerler. Þimdi birde bir tenisçiyi örnek
alalým. Ýyi, bir tenisçi, benzeri sayýda seyirciyi
yakaladýðýnda
(televizyondan sözediyorum) ve
iki saatlik bir tenis karþýlaþmasý sonucu
6.000,000 saat hoþça vakit geçirtir ve daha fazla para kazanýr.Bu
adaletlidir. Ama biz de bir karikatür için tabii en azýndan iki
saatimizi harcamaktayýz. Ama yalnýzca ortaya çýkan espiri
ödenir. Gerçi bizimde antrenmanlara
gereksinimimiz azdýr, antrenör, deplasman, menejerlik
ücretlerimiz filan yoktur. Yani þikayete pek hakkýmýz yoktur.
Karikatür deyince, bence gazeteciliðe
dayanan bir tür akla gelir. Söz konusu “Comic” olunca bu türü de genellikle
edebiyata dayalý olarak görmek lazým dýr. Komik
karikatürcüler devamlý komik yorumlar, olaylar ve hikayeler üretirler. Yazýsýz bir
karikatürün bile belli bir minyatür dramaturjisi vardýr. Edebi
buluþlar grafik elementleriyle bezenir. Bu bezeme de sanattan baþka
bir þeydir. En azýndan Avantgard anlamýyla... Çünkü bu tarz
ilk etapta objeler üretmeyip, onlarý araþtýrýr.
Ayný fizikçilerin ve kimyacýlarýn deðiþik
maddeleri araþtýrdýklarý, dalgýçlarýn
denizdibini araþtýrdýklarý gibi modern
sanatçýlar da estetiði ve
bir yandan da piyasanýn talebini, sanat piyasasýnýn
boþluklarýný araþtýrýrlar. Ýyi
yaparlar! Ama yine de bazý hatta
pek çok taþlamacý, mizahçý sanatçý güzel
sanaklarda çok ön sýralara yerleþmeyi baþarmýþlardýr.
Örneðin : yeni stiller oluþturmayý baþarmýþ
ve hedefi tutturmuþ sanatçýlardan
Steinberg, Addams, Crumb ve
Gross, Dix ve Disney, elbette
belli üretim periyodlarýnda karikatüristliðe abone olan Picasso.
Kültür çalýþmalarýnda
“dýþarý çýkarýlan”ýn ne olduðu
deðil, eserin iyi, etkileyici ve eðlendirici veya baþka bir
þekilde iþe yarayýp yaramadýðýna
bakýlýr. Eðer müzedeki hava nemlendirmeye yarayan alet,
eserlerden daha çok ilgi çekmeye baþlamýþsa bu
acýnasý bir haldir. Karikatürler de kanlý canlý sex
fotoðraflarý ve rengarenk içki reklamlarý ile rekabet halinde
olmak durumundadýrlar. Bu iþler böyledir iþte. Kolay
deðildir.
Almancadaki bu kavram
kargaþasýnýn bir baþka nedeni daha var ki, o da
þudur. Sanat Almanca da biraz da
kalite ile eþdeðerli tutulmaktadýr.
Eðer bir aþçý bile
yemek piþirme üstadý, yemek virtüözü, yemek
sanatçýsý sayýlýyorsa, karikatürcü niçin
sanatçý olmasýn? Eðer sarýp sarmalanan bir Reichstag sanatsa, nasýl olur da
hýyar burunlu yumurta gözlü çiziktirilivermiþ bir karikatür tipi sanat olabilir?
Ýþte burasý zurnanýn zýrt dediði yerdir.
Karikatürcüler nasýl olur da hiç
vicdan azabý çekmeden, devamlý eleþtirdikleri, alaya
aldýklarý, boyun eðen sadýk vatandaþtan,
sallantýlý politikacýlardan kendilerine santçý
payesi vermelerini, saygý göstermelerini, ceketlerini iliklemelerini
beklerler...
KARİKATÜR
SANATI / SEMİH POROY
Karikatür sanatý, 40’lý yýllarýn baþýnda “resim”
etkisinden
uzaklaþmaya
baþlamýþ,
çaðdaþ bir niteliðe bürünerek fazla çizgilerden arýnmýþtýr. Romanya asýllý Amerikalý karikatürcü Saul Steinberg,
New York’ta “all
in line” adýyla hazýrladýðý sergisinde (1945),
bu niteliðin yetkin
örneklerini vermiþ, çaðdaþ çizgiye
yatkýn dünya karikatürcülerini bir anda etkilemiþtir.
Bu etki,
dýþ ülkelerin mizah
ve grafik yayýnlarýnýn daha
yoðun biçimde izlenmeye
baþlanmasýyla
Türkiye’de de kendini
göstermiþ; Turhan Selçuk,
1952-53 yýllarýnda yazdýðý birkaç
uzun yazýyla, karikatürün batýda
ulaþtýðý
aþamayý vurgulamýþtýr.
Türkiye, ilk
kez bu yazýlarda “grafik
- mizah” deyimiyle
karþýlaþmýþ ve ciddi biçimde
karikatür- grafik
iliþkisi üstüne düþünmeye baþlamýþtýr. Yazar Ýlhan selçuk,
Turhan’ýn,
batý karikatürünün ulaþtýðý düzeyi
Türkiye’ye tanýtmak için
yazdýðý
yazýlardan yola çýkarak ve yine Turhan’ýn bu düzeye uygun
çalýþmalarýna
atýfta bulunarak, karikatürün ; çizgilerin
soyutlanmasýnda
mizahýn geometrisine varmak
olduðunu yazmýþtýr.
Sanat tarihçisi, eleþtirmen Sezer Tansuð da
1982’de yayýmlanan “Sanatýn Görsel Dili” adlý
yapýtýnda
söyle demektedir: “...
geometrik orantýlar da
sanat eserinde geçerli
olurlar. Örneðin; bir
dikdörtgenle, bu dikdörtgenin eni ölçülerinde bir
kare arasýndaki orantý buna örnek teþkil edebilir. Ancak
geometrik orantýlarýn bir
sanat eserinde kusursuz
gerçekleþmesi bir cansýzlýk da
yaratabilir. Bu yüzden
kasdi bozmalar, eseri
çok defa çekici
bir hayatiyete kavuþturur...”
Buna çok
benzer biçimde, 1983
yýlýnda
yitirdiðimiz karikatü sanatçýsý Þadi
Dinççað da, bir
konuþmasýnda
deseninin çok iyi
olduðunu, ancak karikatür
çizmeye oturduðunda,
“bilerek” bu deseni bozduðunu ifade
etmiþtir.
Bu noktada,
açýkca
yanýtlanmasý
gereken bazý sorular
ortaya
çýkmaktadýr: Bunlardan
ilki, “grafik-mizah” deyimi,
“karikatür” le eþ anlamlý olarak kullanýlabilir mi?
sorusu olmaktadýr.
Grafik deðerler resimde de kullanýlabilir, karikatürde
de... Yoðun biçimde
grafik içeren bir
resime, eðer istenirse
mizahi unsurlar da
yüklenebilir... Bu durumda
ortaya çýkan ürün
“ grafik-mizah” deyimiyle nitelenebilir; ama, ona herhalde
karikatür diyemeyiz! Grafik-mizah taným-deyimi
geniþ bir
yelpazeyi kapsar: Grafik-resim, karikatürü, hatta satirik
heykel ve pandonimi
bile bu tanýma sokabiliriz. Biraz daha
ileri giderek diyebiliriz
ki; grafik unsurlarýn mizahla içiçe kullanýldýðý her
alan grafik-mizahý ilgilendirmektedir.
Bu durumda,
grafik-mizah ve karikatürün
her zaman eþ
anlamlý olarak kullanýlma olanaðý
kalmamaktadýr. Yani
her karikatür grafik-mizah sayýlsa bile, her
grafik-mizah her zaman
bir karikatür deðildir.
Konuyu aydýnlatmak için ikinci bir
soruya geçmek gerekmektedir: Karikatürü karikatür yapan
ana unsur nedir?
Bunun yanýtý, “mizahi
bir çizgi” olmalýdýr. Ve
burada,
alýþýlmýþ ikilem
karþýmýza
çýkýverir:
“Çizgiyle mizah
mý; yoksa, çizgide
mizah mý?
Türkiye karikatürünün önde gelen ustasý Turhan Selçuk, -karikatür
çizgisinin eðiliminde mizahýn olmasý
gerektiðini de dile
getirmesine
karþýn
-çizgiyle mizah deyimini
daha iþlevsel bulunduðunu savunurken, bir baþka
usta Ali Ulvi,
çizgide mizah deyimini
kullanmayý
yeðelemiþtir.
Gerçi Ali Ulvi
kendisiyle, yapýlan son
söyleþilerden
birinde: “ ... çizgide
mizah
tanýmlamasýna
inanýyorum ama, bunu
da kesin koymamak
lazým. Yeni bir
bulgu bu tanýmý da
deðiþtirebilir... “
diyerek, daha ölçülü bir yaklaþýmý denemiþtir...Ama, onun
beklediði “Godot” nun
“çizgiyle mizah” olmadýðý da
açýktýr.
Semih Balcýoðlu ise:
“...Bu (grafik) anlayýþta zamanla
ustalaþan kalemler, ülkemizde
çizgiyle mizah ya
da baþka bir
deyiþle çizgide mizah
yaptýlar...”
diyerek, bu iki
tanýmý özdeþ biçimde
kullanmýþtýr
ki bu iki
tanýmýn
özdeþ olmasý mümkün
deðildir. Tan Oral’ýn da, türlü konuþmalarýndan , çizgiyle
mizah
tanýmýna daha yakýn olduðu bilinmektedir. Bu iki
tanýmý
birarada ilk kez
Ferruh Doðan’ýn kullandýðýný söyleyebiliriz. Ferruh Doðan 1962
yýlýnda, bir karikatürünün mahkeme önünde savunmasýný yaparken:
“... çizgide mizah,
çizgiyle mizah yapmak
sanatý olan karikatür ...” den söz etmiþtir.
Bana göre; karikatürü
tanýmlamak için, bu
iki deyimi tek
baþlarýna
kullanmak yetmemektedir. Çizgiyle
mizah sözündeki “çizgi”,
yerine
oturmamýþtýr;
çünkü, onun nasýl bir çizgi olmasý gerektiði
açýkça
vurgulanmamýþtýr. Bir resim de çizgiyle
oluþturulabilir...Biraz
önce sözünü ettiðim
gibi, buna mizahta
katýlabilir. Ama bu,
oluþturulan resimi karikatür
yapmaya yetmez! Örneðin; genç kuþaðýn
özenli
çalýþmalarý
ve ödülleriyle tanýnan sanatçýsý
Gürbüz Doðan Ekþioðlu, mizah
yüklenmiþ ve
“binlerce çizgiyle” oluþturulmuþ
çalýþmalarýný “grafik-resim”
adýný vermektedir.
O denli ki, Semih Balcýoðlu’nun özdeþleþtirmesine benzer
biçimde: “... hemen her çizerin
dediði gibi
karikatürlerim, var olan
çeliþkileri
aktarmalýdýr. Ama
ben buna grafik-resim diyorum...” demektedir.
Þunu açýkça söylemk
gerekir:Grafik-resim,
grafik-resimdir; karikatür de
karikatürdür! Karikatüre, grafik-resim denileceði
kanýsýnda
deðilim.
Demek ki,
karikatür yapmak için
kullanýlan çizgi herhangi
bir çizgi deðil,
mizahi bir çizgi
olacaktýr. Çizgide mizah
deyiminin
kaynaðý da budur.
Ama Ali Ulvi’nin
dediði gibi, yalnýzca çizgide mizah deyiminden
yola çýkýlýrsa, bu
yolun her zaman
“ karikatür” e
ulaþmadýðý
görülür.
Yazýlarý desteklemek
için oluþturulan vinyetlerin
çizgisinde de mizah
vardýr; ama, onlarý karikatür saymak olanaðý yoktur. Kitap sergilemede
kullanýlan çizgiler de
böyledir. Turhan Selçuk
ve Ferruh Doðan’ýn bu
sayfalardaki
resimlemelerini örnek olarak
gösterebiliriz. Bu iki
çizer, karikatürlerinde kullandýklarý çizgilerle
resimleme
yapmýþlardýr.
Çizgilerinde mizah vardýr; çizimin bütününe baktýðýmýzda ise
karikatür yoktur.
Bir karikatür,
ancak mizahi bir
çizgiyle ve mizah
yapmak amacýyla yaklaþýldýðýnda yakalanabilir.
At the
beginning of the
forties, the art
of caricature started
diverging from the
influence of “pictures” , gaining contemporary qualities
it was purified of excess
lines. Saul Steinberg ,
the American cartoonist
of Romanian origin,
presented perfect examples
of these qualities
in his New York (1945)
exhibition titled “all
in line” , and
influenced at once
those cartoonists fo
the world with
a flavour for
contemporary line.
This influence
manifested itself also
in Turkey with
the increase of
interest in following the
humour and graphics
publications of the
foreign countries. Turhan Selçuk
accentuated the level
of progress reached by
cartoons in the
west, with the
several long articles
he wrote in
the years of
1952-53.
Turkey met
the term “graphic - humour” for
the first time
in these articles and started thinking seriously
on the caricature- graphics relationship. Taking his
initial from Turhan’s
articles written to
introduce to Turkey
the progress achieved
by the western caricature, and
referring to Turhan’s
creations in line
with this progress,
Ýlhan Selçuk, the
author, wrote that
caricature is to
arrive at the
geometry of humour
through the abstraction
of lines. Arts
historian and critic Sezer Tansuð says in
his work titled “Sanatýn Görsel
Dili”(The Visual Language
of Art) printed
in 1982:”...geometric ratios
can also be
valid for works
of art. One
example to this
can be the ratio between
a rectangle and
a square having
the same measures
as the width of the
rectangle. However, a
perfect realization of
the geometric ratios
in a work of art
can also create
a lifelessness. For this
very reason, intentional
distortions most of
the time bless
the work with
an appealing vitality...”
Likewise, Þadi
Dinççað , the cartoonist
we lost in
1983, had also
expressed in a
speech of his
that he is
very good in
drawing but when
he sits to
draw caricatures he
distorts the drawing
intentionally.
At this
point, there crop
up some questions
that need explicit
answers: the first is
whether the term “graphics - humour” can
be used synonymously with “cartoons.”
Graphical values
can be used both in
pictures and in
cartoons... If desired, elements
of humour can
be loaded onto
a picture that
is intensely graphical... In this case the
resulting product can be
qualified with the
term “graphics- humour”, but certainly
we cannot call
it a carucature! The
definition term graphic - humour embraces a broad
spectrum: Graphic - picture,
cartoon, satiric sculpture, and even
pantomime can be
included within this
definition. We can even
proceed further to
say that all
fields where graphical
elementsare intewoven with humour are related to graphics - humour.
Under these
circumstances, it isn’t always
possiple to use
graphics - humour and caricature
synonymously. That means,
even if every caricature can
be considered under
graphics - humour, everything
that goes under
graphics - humour is not
always a caricature.
In order
to expound the
matter, it is necessary
to move onto
a second question:What is the basic
element that makes
a caricaturist a
caricaturist? The answer
to this should
be “a humorous drawing”.
Here then, the usual duality
comes before us: “Is
it humour with
drawing or humour
in drawing?” Although
Turhan Selçuk, the
leading master of
the turkish caricature,
also puts in
words that humour
must be present
in the tendency of the
caricature drawing, he defends
that the term
humour with drawing
is more functional. Another master
Ali Ulvi prefers
using the term
humour in drawing. In fact, in one
of the latest interviews with
him Ali Ulvi
saying “...I balieve in
the definition of
humour in drawing, but this should not
be taken as
all - deciseve. A new invention
can very well
change this definition...”, tries a
more cautious approach...
However, evidently the
“Godot” he is waiting
for is not “humour with
drawing.” Semih Balcýoðlu says “...Pens mastering this concept (of
graphics) in time, created humour in drawing...”
and thus uses
the two terms
as identicals, whereas
these two terms
cannot possiply be
idetical. It is also
known from various
talks of Tan
Oral that he
personally is closer to
the definition of
humour with drawing.
We can
say that these
two terms were
for the first
time used together
by Ferruh Doðan.
In 1962 , while
defending a caricature
of his at the court, he
mentionet “... caricature as
an of cereating humour with
drawing...”
In my
poýnt of view,
isolated use of
any one of these two terms
is nt sufficient in deffining
caricatures. The word
“drawing” does’t fit
well, becauseit is’nt
cleary streesed what
sort of a drawing
it shoul be. A
picture can also be
formed by drawing...As l just mentioned,
even homourcan be
added to it. But this is not enogh
to turn this picture
produced into a
caricature! For example Gürbüz
Doðan
Ekþioðlu, the young generation artist known for
his scrupulous works
and prizes, names
his creations which
are formed by ‘thousands of lines’ and
loaded with humour,
as “graphic- picture” .
The way Semih
Balcýoðlu
identifies the two
terms Ekþioðlu says: ...” as almost every graphic
artist declares my
carýcature. But I
call this graphic-picture...” This
should be clearly
stated: Graphic-picture is
carucature is carucature!
I don’t believe
carucature can be
called graphic-picture.
This is
to say, the
drawing used in
making a caricature
will be a
humorous drawing, not
just any drawing.
This is also
the source of
the term humour
in drawing. But
if one starts out only
from the term
humour in drawing,
as Ali Ulvi points, one
will see that
this road doesn’t
always end at
“caricature”.
There is
also humour in
the vignettes formed
to support texts,
but it isn’t possible to
call them caricatures. The same holds
for the drawings
used in illustrating books. The illustrations of Turhan Selçuk
and Ferruh Doðan
on this page
can be given as examples.
These two artists
have made illustrations with the lines
they use in
their caricatures. There
is humour in
their drawings as
a whole there
is no caricature. A caricature
can only be
caught when it
is approached with
a humorous drawing
and an intention to create
humour.
MANTIKTAN DA
ÖTE / STEPHAN MUMBERSON
Bir
karýncayiyen bir cafe’ye girer ve bir kahve ister garson “Neden uzun
yüz?” diye sorar Ingiliz esprileri çoðunlukla dille baðlamýn
kullanýmý üzerinedir. Alaycý espriler, benzer seste çift
anlamlar ve ucuz yergiler Ingiliz mizahýnýn alýþýldýk
türleridir. Ingiliz mizahýnda bu, bir baþka kültüre kolayca
çevrilemeyen, mizahi ve güldürücü yanýn yanýsýra
yatkýn bir toplumdaki uygun yada uygunsuz durumlarla ilgili yüzeysel
þakalar da vardýr. Buna karþýn mizah
sanatlaþtýðýnda, 20. yy’dan ayný kökleri
paylaþýr bir kök toplumsal eleþtiriyle ilgilenirken
diðer kök sanat biçimleri yada anlamla oyunlar oynar.
Modernist ve past - modernist sanat eserleri
her iki yaklaþýmý ad savunmamýþtýr bu
yaklaþýmlarda dikkat çeken iki önemli sanatçý ise Picasso ve
Miro’dur. Her ikisi de bir ciddiyet, kuram ve ihtiþam dalgasýndan
ortaya çýktýlar ve ya sanatýn malzemesini yada
sanatýn konusunun ne olabileceðini sorgulayan kurallý sanat
parçalarýyla çýkýþ yaptýlar. Çoðunlukla
hem Picasso’nun hem de Miro’nun eserlerinde özellikle de heykelde bulunan
nesneleri öne çýkardýlar. Buna baðlý olarak durgun bir yaþamda Picasso bir Babunun
yüzünü biçimlendirmek için bir oyuncak araba kullanýr, veya onu
betimlemek yerine gazete kaðýdý kullanýr. Miro’nun
(çocuk oyuncaklarý gibi parlak cam boyalý bronz, tekerlekli)
heykelleri sandalyeler, su musluklarý yada bahçe
týrmaklarý gibi gündelik cisimleri ifade eder.
Bu sanatsal mizahi oyunlarýn kökü
kübizm, gerçek üstü nesneyle ilkel sanatta ve akýl hastalarýnca
yaratýlmýþ eserlere olan çaðdaþ ilgide
yatmaktadýr. Acý, hastalýk ve kültürel düþüncenin
bir birleþimi...
Hem Picasso Hem de Miro’nun eserleri
zamanlarýnýn sorunlarýna mizah yoluyla
saldýrmanýn bir yolu olarak, batýya ait olmayan
sanatýn, çocuklarýn ve eski kültürlerin eserleriyle paralellik
gösteriyordu. Betimlemede 19.yy.’a ait kavramlarla modern dünyanýn
adý bile gezmedi zira geçmiþteki özellikle Kuzey Avrupalý
sanatçýlar niteliklere ya zarar veriyor yada bunlarý
geniþletiyorlardý. Hatta düþüncelerin daha çok soy ifade
etmesini amaçlýyorlardý. Birinci dünya savaþýndan
sonra geleceðe olan inanç ve akademik betimleme araçlarý avant -
garde’a karþý kayýtsýzdý, bu ikinci dünya
savaþýndan sonra sanatçýlarý bireysel biçimle
anlatým üzerinde yoðunlaþmaya itti.
Savaþlar sýrasýnda Rene
Margitte’in “The Treason of ýmages”i
Max Ernst’ýn eserleri, Meret Oppeiteim’ýn (funchean in
far) Object’i, Marcel Duchamp’un bir
pisuara R. Mutl imzasýný attýðý
oyunlarý ve Max Becluman’ýn eserleri; hep akýlcý
olana duyulan inançsýzlýðý gösteriyordu.
Köþesinden gözlemlenen bir dünya tercih ediliyordu.
Gücünü Dada hareketinden alan kaygý
günümüze kadar gelen çoðu gizemli modern sanat hareketi
aracýlýðýyla kendini ifade etmiþtir.
Mizah gallenler ve halk tarafýndan
neyin kabul göreceðini görebilmek için çaðdaþ batý sanat
uygulamasýyla bütün “Yeni bir resme yapýlacak en
aþaðýlayýcý eleþtiri” sekiz
yaþýnda bir çocuk da bunu yapabilir” diyenlerden gelir. Bu
ayný zamanda tüm yargýlardan yanýtlanmasý en güç
olanýdýr, çünkü bu kusursuzluðunu kabul ettiðimiz
tekniðin yalýnlýðýný ve eserinin görünür
kendiliðindenliðini beðenmek yerine takdir etmeyi yeðler.
GÜLÜNÇ –
GÜLMECE / TAN ORAL
(Comique -
Humour)
(Karikatür,
cerrahýn ustalýðý ve kasabýn niyeti ile
uygulanmalý.)
Ülkemde ve
dünyada karikatür diye çizilenlerin dününe ve bugününe þöyle bir
bakýyorum. Farklýlýklar ve benzerlikler var. Benzerlikler
bir araya getirildiðnde ise farklýlýklar daha çok ortaya
çýkýyor. Çizgisi, içeriði, amacý,
yarattýðý etki ve gördüðü ilgi bakýmýndan
birbirine benzeyen bunlar, bir araya toplandýðýnda üç büyük
grup oluþturuyorlar. Onlarý Comique (gülünçlü), humouristique
(mizahi) ve graphique (çizgisel) aðýrlýkta olanlar diye
adlandýrabiliyorum. Genellikle, ve bence yanlýþ olarak,
hepsi ‘karikatür’ adý altýnda ayný sepetin içine
konuluyor. Bu gruplardan, önce ilk ikisini, ayrýca incelemeye
çalýþmak ilginç oluyor.
Bütün kültür
dillerinde (mizah) ‘humour’, ile (gülünç) ‘comique’ iki ayrý kavram ve
iki ayrý sözcük olarak bulunuyor. Bizim dilimizde de bu iki sözcük ile
birlikte, bunlarýn türkçe karþýlýklarý olarak
gösterilen ‘gülmece’ ve ‘güldürü’ sözcükleri de var. Ama nedense bu iki kavram
sürekli karýþtýrýlýyor ve birbirlerinin
yerine kullanýlýyor.
Fransýzca
- Türkçe büyük dil klavuzu, bu iki sözcük için, çok açýk, þöyle
karþýlýklar veriyor,
Comique :
Hoþ eðlenceli, tuhaf, güldürücü, gülünç.
Humour : Ciddi bir þekil altýnda
nükte, mizah.
Mizah ve onun
çizgilisi olan karikatür, bir eleþtiri sanatý yada bir
eleþtiri biçimi sayýlmalý. Onun var olmasýndan
hoþnut olanlar olduðu kadar, hiç hoþlanmýyacaklar ve çok
rahatsýz olacaklar da bulunuyor.
“Karikatür, kurbaný için hiç bir zamn iyi deðildir, ama her zaman
bir baþkasý için çok iyidir” diyor R.Searle. Onun her zaman bir
var oluþ nedeni ve bir amacý olmalý. A.Poch ekliyor, “bizi
rahatsýz edenleri rahatsýz etmektir mizah”. Sonuç
alýcýdýr o. Bir sebebe dayalý ve bir hedefe yönelik
olarak var olan mizah, sebep ortadan kalkýnca ya da hedef devrilince
kendiliðinden susuyor. Bir aný olup gönüllere çekiliyor, bir tür
kahramanlýk gibi. Doðaldýr ki, yeni nedenlerin ve can
sýkan yeni hedeflerin ortaya çýkmasýna ve bunun da yeni
bir mizah dalaþmasýna yol açmasýna kadar..
Mizah yer ve
zamana baðlý olarak çakýp geçiyor, komiklik ise sürüp gidiyor
sanýrým.
Gülünçlük, bir
nedene baðlý olmaksýzýn ve bir hedefi vurmayý
gözetmeksizin, herkesi ama herkesi ve her zaman eðlendirmeyi, güldürmeyi
istiyor.
Her iki türdeki
farklýlýklarý belirtmek için gözlemlerimize devam edelim.
Mizah beklenmedik zamanda, beklenmedik þekilde gelen bir tepki oluyor.
Etkili olmak için þaþýrtmayý seçiyor kendine. Bu
nedenle mizah - çizerlerinin çizgileri birbirine hiç benzemiyor.
Eðlendirmeye dönük çizgilerde ise bunun tam tersini görüyorum. Hemen
hepsinin çizimleri birbirine benziyor. Demek ki güldürmek için,
þaþýrtma deðil, þartlandýrma daha iþe
yarýyor burada.
Eðlence
dünyasýnda bir koro var gibi. Mizah ise solo bir
çýkýþ. Herkesin ayný havadan
çaldýðý ülke orkestrasýnda mizah, arada bir ayaða
kalkan ve aykýrý bir ses çýkartan solist gibi.
Hint fakirinin
yataðý bol çivilidir, hepsi de ayný boyda ve sýkça
çakýlmýþtýr, yatanýn sýrtýna
batmaz, acýtmaz. Sonuç hiç deðiþmez, eðlencelidir,
güldürür. Mizah ise, umulmadýk anda sandalyeye býrakýlan
bir raptiye gibi, oraya oturanýn kýçýna ‘cart’ diye batar,
acýtýr. Gülen varsa da, bu artýk baþka birisidir.
Þöyle
eski yýllara, ortaçað günlerine doðru uzanýrsam,
baþlangýçta mizah’ýn, rahatsýz ettiði
kiþilerin hýþmýndan kendini koruyabilmek için isimsiz
(anonyme) kaldýðýný görüyorum. Daha sonralarý,
rönasans’la birlikte ise artýk çizerinin açýk adýyla ve
cesaretle yayýnlanabilmeye baþlýyor.
Sanýrým
19.yy baþlarýnda da mizah - çizerleri ilk kez bir ‘dergi’
çevresinde toplanmaya baþlýyorlar. Bu, daha etkili, daha vurucu
olma kaygýsý kadar, egemenlerin ancak, üstünde ‘bu bir mizah
dergisidir’ uyarýsýnýn yazýlý olduðu bir
yayýnýn içindekilere tahammül göstereceklerinin bilinmesinden
kaynaklanýyor olmalýydý.Mizah dergileri, çok yakýn
zamana kadar dünyanýn pek çok yerinde duruma (conjoncture)
baðlý dalgalanmalara paralel, bata çýka etkili
yayýnlarýný sürdürüp gediler. Toplumlarýn
sýkýntýlý zamanlarýnda, en önlerde kavgaya
girip umudu canlý tutarak.. Umudun gerçekleþtiðini rahat ve
gevþek günlerde ise yerlerini eðlendirici yayýnlara
býrýkarak..
Ne var ki
günümüzde, demokratikleþme, globalleþme ve kitle
iletiþimindeki baþ döndürücü geliþmelerin bir sonucu olarak
mizah, ‘dergi’nin sýnýrlarýndan dýþarý
taþtý ve toplumsallaþtý, belki yeniden
isimsizleþti. Bunun sonucu klasik anlamdaki mizah ve onun dergileri
eskiye göre iþlevsiz kaldý, dünyanýn pek çok yerinde birer
ikiþer kaparmaya baþladýlar. Geriye eðlenceye yönelik
yüksek tirajlý yayýnlar kaldý ve her yaný
sardý.
Ama, ünlü çizer
Steinberg’in uyardýðý gibi , “Eðlence bin spiral gbidir.
Yukarý çýktýkça sýkýntý çemberi
daralýr. Onun için eðlencenin dozunu sürekli arttýrmak
gerekecektir.” Nereye kadar ama? Bunun da bir sýnýrý olmalý.
Bu tür yayýnlarda doz arttýrýldýkça, erotikliði
aþýp porno’ya, þiddet’i geçip dehþet’e oradan
iðrençliðe varýldýðýnda yol biter gibi oluyor.
Belki yeniden
romantizmin sakin sularýna varýyoruz. Lamartin’in deyiþi
ile, “yüksek usandýrýr, güzel aldatýr. Hayatta ancak
etkili olan ölmez. Bir damla göz yaþýnda dünyanýn bütün
kitaplarýndan daha çok ‘deha’ vardýr.”
Yazýmýn
baþýna dönersem yeniden; çizgisi, içeriði, amacý,
yarattýðý etki, gördüðü ilgi ve geçirdiði tarihsel
süreç bakýmýndan birbirine benzeyen çizimleri bir araya
topladýðýmda üç büyük grup oluþturduðunu görüyorum.
Ve onlarý Comique (gülünçlü), Humoristique (mizahi) ve graphique
(çizgisel) aðýrlýkta olanlar diye adlandýrabiliyorum.
Graphique
(çizgesel) aðýrlýkta olanlar diye
adlandýrdýklarým ise, sanýrým ‘SANAT’
kavramý içinde yer almaya çok daha yatkýn olanlar. Onlar, ne
siyasal ve sosyal bir misyonun keskin kýlýcý gibi ani
parýltýlarla havada savruluyor, ne de onu bunu güldürüp
eðlendirmenin telaþýna kapýlýp ortalara
dökülüyor. Var iseler, kendileri için var’lar. Yine de bilinmek, görülmek güzel
ise.. ki öyle olmalý, iþte sergilerde, yarýþmalarda
ve albümlerde var’lar onlar da.
MÝZAHÝ
BÝR KOMPLO ACADEMIA CATAVECU / TUDOR OCTAVIAN
Haftalýk dergi “academia catavencu”
ile okuyucularý arasýndaki iliþki bir bakýma bir
komplo ve zekayla gerçeðin belirttiði, burada yapýlan mizah bir
toplumsal sözleþme esasýna dayalý.
Belli bir yaratý türünün tüm
yeniliðini belirtmek her zaman bir abartmadýr. Buna
karþýn, bu tür özel ekonomik ve siyasi koþullar
altýnda Romanya’da son yedi yýldýr olduðu gibi
bazý yazýn ve basýn
alýþkanlýklarý öyle bir þekilde iyiye gitti
ki, sanki hep varmýþlar gibi düþünülebilir. Caragiale’a
açýkça gönderilen yayýnýn adý “Academia...”
nýn içindeki olayýn evrimi basit bir oluþumdan bir
görüngüye uzandýðýndan dolayý - büyük komedi
yazarýnýn yaratýsýndaki biçemsel ve tematik
örnekleri aramada, görüngünün dýþýndaki gözlemciyi
belirler. “Komplo” ve “görüngü, yeterince açýklýkla,
“Catavencu”nun yaptýðý asit gazeteciliði
tanýmlýyor; böylece, bunu yazýn geleneðiyle
kalýcý biçimde iliþkilendirmek hiçbir gelenekle
iliþkilendirmemek kadar hatalý olur. Bu iliþki
alýntýlamanýn keyfi ve okurlarýn tinsel
göndermeleriylegöndermeleriyle kültürel bellek boyunca doðal bir biçimde
kurulur.
“Komplo” bazý ana toplumsal
çýkarlar düzeyinde oluþur. “Catavecu” okurlarý güç’ten,
yazýlar, baþlýklar ve imzalar dahil haftalýk
derginin içerdiði herþeyle akla aykýrý gelen ve insana
zarar veren diðer güçlerden ve gerçek liderlerden gelen
saldýrýlara kinle bakýyor. Dergi diðer büyük
tirajlý yayýnlarla karþýlaþtýðýnda
- çizgisini çok sayýda ve daha kültürlü bir toplum belirlediðinden
dolayý bir görüngüye dönüþtü. Burada catavencu
çalýþanlarýyla birlikte daha da iyiye gidecek, bir toplumun
geliþtirebileceði tüm tarzlarda
ironi için zevk sahibi olan bir toplumdan söz ediyoruz.Bu özel toplum
yazarlarýyla beraber yayýnýn bir parçasý gibidir.
Her hafta alýnan etkileyici sayýda mektup her çeþit
insanýn “Catavencu’daki gibi” yazmaktan keyif
aldýðýný kanýtlýyor. Bu iletiþim
birlikte, toplum refahýna katkýda bulunmadüþüncesini doðuruyor.
Dergi kötülüðü açýða çýkarmadakiniyetlerini tüm
kurumsallaþmýþ biçimlerinde - yüce yönetim, yüce adalet,
organize suç, siyasi zümre, aptallýk kitle iletiþimle
kutsallaþtý - açýkça bildirmiþtir. Catavencu’nun
okuyucularý gösteriye katýlmanýn
ayrýcalýklý bir duygu olduðunu hissederler. sýr
olmayan en azýndan arýnmýþ, sürekli olaraketkin
mizaha yönelmiþ bir dilin sahibi olurlar.
Komplolar, tinsel olanlarý bile
belirli bir amacý ve ritmi olunca diðer akýlcý
eylemlerden ayrýlýrlar. “Catavencu”nun mizahý bir metin
olmadan önce bir amaçtýr: Güç taciz üzerine kurulduðunda ve kanuna
uymadýðýnda, gücün imgesini bozmak. Bir içerik olmadan önce
“Catavencu”nun metni kavranacak bir teknoloji, bir modality dir. Birçok insan
böylece gerçekliði bilmezlikten gelerek “Catavencu”nun biçemini taklit
etmeye çalýþmaktadýr. Editörleri yazýlý
olmayan bir takým kurala göre çalýþýrlar ve bu
zamanla bir estetik olmuþtur. Bir yazýn araçlarý
sözlüðü bile bu kavramý tanýmlayamaz. Buna
karþýn her bir editör iþinin bir takým kurallarý
ve dahasý bazý ahlaki emirleri göz önüne
aldýðýnýn farkýndadýr. Catavencu’daki
mizahýn belki de en uygun çözümlemesi ahlaki etkenlerden
baþlamalý, ardýndan da yazýnsal olanlara
yaklaþmalýdýr.
“Academia Catavencu” þüphesiz
yazýnsal bir denemedir. Bununla birlikte niteliðini þu ana çok
fazla yaklaþtýrarak sýnýrlayan gerçekliði
yakýnlaþtýran bir kaç takým
çalýþmasý özelliðiyle keskin bað
vardýr.Bunun kanýtý olarak Romanya’daki “güncel
olaylar”dan yeterince uzak kalmýþ bir halk, bir Rumen halký
bile olsa, bu göndermeli mizah türünü anlamada güçlük çeker.
Academia Catavencu’nun yaký bir roman yada oyun gibi kendine
has karakterleri var. Fazla deðiþken olmasa da en azýndan çok
iyi kurulmuþ karakterleri çok iyi roller oynarlar. Baþbakan bir
karakterdir, baþkan bir diðeri... Acdemia Catavencu elbette ki bir
derginin kýsýtlý olanaklarý dahilinde
deðiþime yardýmcý olmayý ve demokratik bir
sistemin iþlerliðini saðlamayý amaçlamaktadýr.
Catavencu siyasi bir bakýþ açýsýndan düþünülen
muhalefete hizmet etmiyor, toplumun görüþüyle oluþmuþ daha
uzun ve sert bir muhalefet - halkýn görüþü.
Bazýlarýnca orijinal bulunan
Catavencu’nun mizahýnýn sýrrý aslýnda gayet
basittir.
Brancuþi birþeyi yapmanýn
deðil, asýl kendini o iþi yapmana izin verecek bir yere
yerleþtirmenin zor olduðunu söylemiþtir. Bu durum da sýr
bir düþüncenin koþulsuz kabul edilmesidir. Catavencu’nun editörleri
bir sanat programý yada mesajý olan diðer yayýnlarla
kavranmasý güç bir yarý anonimliðe saklanmýþ
yazarlardýr. Bireysel biçem yayýnýn biçemine yenik düþer.
Kiþisel orijinal katkýlar folklor deðil
yayýnýnmirasý olurlar. Çok sayýda deyiþ, separti, söz oyunu
okurlarýn anonim çabalarýyla da toplumun malý
olmuþtur.
Bir pazar araþtýrmasýna
göre 100.000 den fazla tirajý olan dergi dil ve yazýn
geleneklerini iyi bilen 600.000 kiþi tarafýndan
okunmaktadýr. Denebilir ki, bir topluluk kurarken dergi kendini kurar ve
mizahý bir yurttaþ etkisi olayýna dönüþtürür.
Alayýn akademik olarak geride
býrakýlmasýna sevinen birçok insan bunun sonunda ne
çýkacaðýný, Catavencu’nun metninin ne kadar
yazýnsal ve dolaylý, ne kadar uzun soluklu
olacaðýný kendilerine soruyorlar. Bu tür sorular bizi
yayýnýn programýnda yer almayan zorluklarý
açýkça belirtmeye yöneltir. Ortaya çýkan sorun her zaman
(þairin de söylediði gibi) farklý bir sorundur. Zaman
ilacý olacaðý için - Catavencu’nun mizahýyla Rumen
mizah tarihi arasýnda nasýl bir ilgi
kuracaðýmýz konusunda deðil, Rumen toplumundaki
deðiþimlerle beraber deðiþmesi gerekeni
deðiþtirerek, her toplum iyi þeylerden bile
sýkýlýrken, bir topluluðu nasýl etken
kýlacaðýmýz, ve formuyla karakterini nasýl
koruyacaðýmýz konusunda kaygýlanmalýyýz
ÖNCE
ÇÝZGÝ VARDI / TURHAN SELÇUK
Çin’in bugünkü
Türkiye Büyükelçisi sayýn Wu Ke Ming ile Ýstanbul’da
baþkonsolos iken tanýþtýk. Büyük bir karikatür
tutkusu vardý sayýn Wu Ke Ming’de.. çizgilerimi gazetelerden
keserek sakladýðýný söylediðinde kývanç
duymuþtum. Bir baþka buluþmamýzda çin alfabesinin
deðiþtireleceðinden söz edince üzüldüm ve bu
yazýnýn bende resim izlenimi
býraktýðýný açýkladým..
“Evet resimdir”
dedi Wu Ke Ming, kaðýdý kalemi eline aldý, bir
harf çizdi ve “neye benziyor?” diye sordu. Þöyle bir göz attým,
“aðaca benziyor” dedim.. “Evet, bu bir aðaç resmidir ve aðaç diye
okunur” diye cevapladý..
=AÐAÇ
Wu K e Ming,
ayný harfi çoðalttý, “þimdi bunu okuyun bakalým”
diye sordu.. Aðaçlar
çoðalmýþtý.. “Orman olacak herhelde” dedim..
Deðerli dostum gülümsedi, doðruladý ve ilave etti!” Bu üç harf
yanyana geldiðinde orman diye okunur..”
=ORMAN
Bir çok mizah
tarihçisi “Hiyeroglif”
yazýsýný karikatürün baþlangýcý
olarak gösterirler. Ama, ne denirse densin, “çizgi” “yazý” dan önce
vardý ve insanoðlu yaþamýný
Ýspanya’nýn “Altamira”
Fransa’nýn
“Lascaux”
maðaralarýnda
çizgilerle dile getirmiþtir.
Karikatürün
kökeni hakkýndaki iddialar çoktur : 16. yüzyýlda Leonardo ve
Michel - Ange ustalarýn “çirkinliðin güzelliði”
tartýþmalarý döneminde çizdikleri karikatür
dünyasýnýn ilk örnekleri arasýndadýr.
Ýster “Bayeux” duvar halýlarý (M.S.
1080), ister ortaçað Katedrallerindeki
duvar resimleri baþlangýç olarak gösterisin, karikatürün
ilkel örnekleri 17. yüzyýlda Ýtalya’da görüldü ve “Caricare” adý verildi. Ustalar elimde
geliþen bu çizgilere sonradan “Caricature” denildi.. Ta ki “Saul Steinberg” in devrimine kadar. 1930 -
40’lý yýllar içinde çizdiklerini “ALL IN LINE” yalnýz çizgiyle adlý bir
kitapta toplamýþtý Steinberg.. “Yazý” dan, bilinçli olarak arýnmýþ,
grafik 1950
yýllarýnýn baþýnda, batý karikatürünü
izleme zorunluluðunu duyduðumda yepyeni bir karikatür dünyasýyla
karþýlaþtým ve “DESSIN HUMORISTIQUE” deyimini Türkçemize “çizgiyle mizah” olarak
çevirdim. Karikatürü geçirdiði evrelerin hikayesini
çalýþtýðým gazetede yayýmladým. Zaman içinde “çizgiyle mizah” deyiminin
de yeterli olmadýðýný düþünerek, batýda
yeni yeni kullanýlmaya baþlanmýþ olan “HUMOUR
GRAPHIQUE” tanýmýný “grafik mizah” olarak kullanmaya
baþladým..
Karikatürün
tanýmý ister çizgiyle mizah “DESSÝN
HUMORÝSTÝQUE” ister grafik mizah “HUMOUR GRAPHIQUE” olsun, bana
göre bu etkin sanatýn en güzel deyimini, en yakýþan
açýklamasýný Ýlhan Selçuk
yapmýþtýr. Bir önsöz yazýsýnda der ki
Ýlhan Selçuk :
“Karikatür
nedir? Derim ki, çizgilerin soyutlanmasýnda mizahýn geometrisine
varmaktýr.”
Günümüzde,
yeryüzünün en sevilen, en yaygýn, en etkin bir sanat kolu haline
gelmiþtir karikatür.
Benimsediði
grafik sanatýn çizgileri mizahla yüklüdür, ya da mizah onun grafik
çizgisinin eðilimindedir..
Dünün çizeri
fýkrayla düþünür, bu fýkrayý bir kaðýda
not eder, sonra üstüne uygun bir desen çizerdi.
Günümüz mizah
çizeri, çizgiyle düþünmek zorundadýr. Bu çizgi yukarýda
açýkladýðým gibi mizahla yüklü
olmalýdýr. Yapacaðý iþ “grafik mizah”a uygun bu
çizgileri beyaz kaðýda ustaca yansýtmaktýr..
Mizahi fikrin
ve çizgideki ustalýðýn eþ deðeri ve oraný
karikatürün sanatsal koþuludur..
CARTOONFABRIK
KÖPENICK? / WOLFRANG KLEINERT
13
Aralýk 1991 tarihinde dokuz çizer ve gazeteci doðu berlin’de bir
meyhanede bir iki bira içmeye ve tipik Almanlar gibi davranmaya karar verirler
: Bir dernek kurarlar. Köpenick Cartoonfabrik e.V. (Köpenick Karikatür
Fabrikasý Derneði) Amaçlarý Berlin’i karikatürde de
baþkenti yapmaktýr. Nitekim karikatür sanatýnýn en
yetkin çizerleri Berlin’de yaþamaktadýr ve hala Berlin’de
uluslararasý nitelikte bir karikatür festivali olmamasýna içerlemektedirler. Bu gidiþe
artýk bir dur demenin zaný gelmiþtir. Berlin’e bir
karikatür festivali gereklidir.
“Festival için
en anlamlý yer olarak da Köpenick’in ünlü Belediye
Sarayý’ný uygun bulmuþtuk. Hani þu kunduracý
Wilhelm Voigt’in 1906 yýlýnda yüzbaþý
kýlýðýnda
Prusya polislerini emri altýna alýp, devletin hazinesine
de el koyarak Prusya’yý dünyaya rezil etmesi olayýna sahne olan
tarihi yapý. Ýþte burasý yine baþka bir tarihi
olaya, bu kez “karikatür festivali’ne tanýklýk etmeliydi. Her
yýl yaz aylarýnda gerçekleþtirilmesi düþünülen
festival kurnaz yüzbaþý Wilhelm Voigt’in ruhuna baþka bir
deyimle küçük adamýn mizah anlayýþýna adanmalýydý.
19 Haziran 1992’de hemen tüm hazýrlýklar tamamdý.
Altý aylýk bir hazýrlýktan sonra ilk festival
“Köpenick Karikatür Yazý” Köpenick Belediye Sarayýnda karikatür
severlerin beðenisine sunuldu. 16 ülkeden 126 çizerin
katýldýðý para konulu karikatür
yarýþmasýna yollanan ürünler festivalimizin ilk sergisini
oluþturdu. “PARA” yalnýz bizim yüzbaþý için
deðil, þu anda köhne bir semt halinde olan bir zamanlarýn
þaþaalý Köpenick’i için de vazgeçilmez bir gereksinimdi,
ancak para olursa semtimizi birazcýk bile olsa eski haline yani
Berlin’in en güzel köþelerinden biri halinegetirilebilirdi.
Ýlk
“Karikatür Yazý”ný tam 6000 ziyaretçi izledi. Tüm
yarýþmalarda olduðu gibi bizim
yarýþmamýzda da jürinin uzmanlýðýndan
þüphe edildi. O sebeple sergiye bir de halk ödülü koyduk. Artýk
sergiyi gezen herkes sergide en çok beðendiyi bir çalýþmaya
oyunu kullanabiliyordu.
Ýkinci
karikatür festivali için tam konu aramaya koyulmuþtuk ki, tüm Alman
medyasýnda Rostock þehrinde ilticacý yurtlarý
ateþe verilmiþken seyredip Hitler
selamý veren bu arada sevinçten altýna iþemiþ
bir tipin resmi dikkati çekti. Yabancý
düþmanlýðý o sýrada Almanya’da en çok
konuþulan konuydu. 1993 yýlý festival konusu
kendiliðinden ortaya çýkývermiþti “TOLERANS”. Bu kez 36
ülkeden 250 sanatçýnýn eserlerini tam 12000 kiþi izledi.
Ýkinci
festivalin ardýndan üçüncüsü de geldi. Konumuz “YOKSA HEPSÝ ÇÖP
MÜ?”oldu. Bu festivalin saðdýçlýðýný
onlarca yýldýr Köpenick’in refah çöplerini temizleyen temizlik
iþçilerinden biri üstlendi.
1994
yýlýnda tüm Köpenick’i bir telaþ sardý.
Basýnda yayýlan bir haber adeta
bomba tesiri yapmýþtý. Köpenick Karikatür
Yazlarýndan dördüncüsü maalesef artýk yapýlamayacaktý.
Oysa “PARA, TOLERANS, ÇÖP” sergilerimizi, seyyar sergilerimizle birlikte tam
80000 kiþi izlemiþti. Almanyanýn tek karikatür festivali
dünyada da yankýlar uyandýrmaya
baþlamýþtý. Köpenickliler’i “Þimdi bu
aþamada herþey sona mý erecek?” diye sormaktaydýlar.
Karikatür fabrikasý kuruluþundan üç yýl sonra bitiyormuydu?
Evet. Çünkü tam bu zaman diliminde biz de sabrýmýz da
bitmiþtik... Bize destek saðlamayý vaadeden resmi daireler ve
özel kuruluþlarýn hiçbiri sözlerini
tutmamýþlardý.
Bundan
sonrasýný artýk onlarsýz götürmek ve festivali
baþka bir mekana taþýma kararý aldýk.
Artýk festival Berlin’in kýyý semti Köpenick’den
þehrin göbeði belli bir karikatür geleneðine de sahip Alexander
Meydaný’na televizyon kulesine gidecekti. Almanya’nýn doðu batý diye ikiye
bölünmüþ olduðu yýllarda bu kulede “Karigrafie” adýyla
ünlü sergiler açýlmaktaydý. 1995 yýlýnda hem bu geleneði yaþatmayý
hem de “Köpenick Karikatür Festivali”ni sürdürdük. Bu doðru yönde bir
adýmdý. “Berlin karikatür yazý”nýn konusu
“ÝNSANLAR, MEDYA, DÖNÜÞÜM”dü ve tam 20000 ziyaretçinin
akýnýna uðradý.
1996
yýlýnda 1500m2 alanda “5. Karikatür Yazý” düzenlendi.
Konumuz “SPOR” du. 1997 yýlýnda uluslararasý bir
yarýþma düzenlemiyoruz. Ama bunun yerine iki Almanya’nýn
birleþmesi olayýnýn 7. Yýldönümünde bu
birleþmenin en iyi ve keskin tanýklarýnýn, kronistlerinin Almanya’nýn dört bir
yanýndan karikatürcülerin eserlerini sergiliyeceðiz.
1998
yýlýnda ise yine uluslararasý yarýþmalara
devam edeceðiz. Bu arada karikatür fabrikasýna Almanya’nýn
her tarafýndan tam 25 çizer üye. Fabrikanýn kýsa
aralarla deðiþen sergiler
sunan minik bir galerisi var. Sýk sýk gezici sergiler
düzenlemekte ve deðiþik kurum ve kuruluþlarla sürekli
karikatürle ilgili yeni projeler üretmekteyiz.
Ýyi bir
sponsor bulabilirsek, ozaman Berlin’i uluslararasý karikatürün
baþkenti haline getirmek istiyoruz. Geniþ bir arþiv ve en
önemlisi ortak çalýþmalar için bir buluþma yeri. Kimbilir,
belki günün birinde bu da olur!”
Wolfgang
Kleinert